BİZİM HİKAYE

                                                                                                                     Yazar: Sinem ÖZCAN

Shameless’in uyarlanacağını duyduğumda çok heyecanlanan ve meraklananlardan biriyim ben de. Uyarlamanın MED Yapım tarafından yapılacağını öğrendiğimde de sevindim çünkü daha önceki işlerinden uyarlama işine kafa yorduklarını ve çoğuz zaman ortaya düzgün işlerle çıktıklarını biliyorum.

Ben de herkes gibi medyadaki uyarlanır / uyarlanamaz tartışmalarını okudum ve ben de ilk bölümü bekliyordum fikir yürütmek için. Bu birçok defa dile getirildi ama bir kez de ben söylemek istiyorum: Uyarlama; mekânı, tipleri ve olayları yerlileştirmek değildir. Uyarlama, öyküyü yeni bir yorumla ortaya koymak demektir. O sebeple “uyarlanamaz” diyenlere baştan gülüp geçtim. Her eser, adapte edilir önemli olan bunun başarılı olup olmayacağı. “Falanca karakteri bizim halkımız kabul etmez ki özü bozulacak” ya da “Filan olayı nasıl uyarlayacaklar ki?” endişeleri kimse kusura bakmasın ama içi boş ve cahilce yorumlar…BİZİM HİKAYEBirebir adapte yapılmadığı sürece uyarlamayı yapan dilediği gibi karakteri değiştirir, olayı farklılaştırır; bu eylemin doğasında var. Önemli olan ortaya çıkanın uyumlu olması, mantığı ve ruhu yakalaması… Uyarlamaya “filan dizinin bizdeki versiyonu” gözüyle bakmak da hata, onu yeni bir yapıt kendi içinde, kendine özgü dinamikleri olan bir iş olarak değerlendirmek gerek.

Çok beklememe rağmen perşembe akşamı gününde izlemeyi tercih ettiğim bir başka dizi olduğu için, ilk bölümü bir gün gecikmeyle seyredebildim. İlk söyleyeceğim, uyarlama olduğunu hiç düşünmeden baktığınızda çok yerel ve çok bizden bir dizi olmuş.

Shameless’in en büyük başarısı, Amerikan toplumunun alt sınıfının ruhunu çok iyi yakalaması ve yansıtmasıydı. Bu mantıkla baktığınızda o ruhu yerlileştirmekte çok başarılı olduğunu düşünüyorum, Bizim Hikâye’nin. Bana göre işin ilginç yanı da orada başlıyor. Çünkü yaratılan hava Yeşilçam dramlarından aşina olduğumuz bir atmosfer. Yeşilçam’ın en başarılı tarafı da tam olarak bu.Bizim Hikaye

İşin uyarlama boyutunu şimdi, bir yana bırakıyor ve öyküyü tek başına ele alıyorum: İstanbul gibi kozmopolit bir metropolde, ekranlarda uzun zamandır görmediğimiz en alt sınıfın dünyası yansıtılmış. Mekânıyla, tipleriyle ve ilişkileriyle de bence Serdar Gözelekli çok izlenilesi bir dünya kurmuş. Hiçbir detay gözüme batmadı ve sırıtmadı. Senaryo dili de oldukça akıcı ve doğal geldi bana.

Öykü hızlı başladı ancak bir süre sonra ritim kaybetti, yine de çok boğmadan ve beni ekrandan pek koparmadan yavaş ama düzgün ilerledi.

Ana olayı ve karakterleri genel hatlarıyla tanıtmayı amaçlayan ilk bölüm bence hedefine ulaştı. Yine de özellikle Fikret’e biraz daha ağırlık verilmesi isterdim. Öykünün kilit karakterlerinden biri olduğu düşünülürse izleyiciye onunla ilgili birkaç ipucu vermek ilerleyen bölümler için daha isabetli olabilirdi.

Çoğunu ilk defa izlediğim bir castı var, dizinin. Bu benim için hem avantaj hem de dezavantaj oldu. Karakterle oyuncuyu örtüştürmek adına pozitif bir durum olsa da oyuncunun gücünü ve nereye kadar ilerleyebileceğini tahmin edememenin de huzursuzluğunu yaşadım. Ancak bu çoğu çok genç oyunculardan oluşan bir kadroda hep yaşayabileceğim bir durum. İlk izlenimim beni çok fazla rahatsız eden biri olmadı ama bazı isimlerde “Daha iyisi olamaz mıydı?” duygusu da yaşadım.

Reha Özcan, bayılarak izlediğim bir oyuncu, Fikri için çok isabetli bir seçim olduğunu tahmin etmiştim ama ilk bölümü izledikten sonra “Ondan başkası da oynayamazmış.” duygusu taşıyorum. Ruhuyla, her Fikri Eliboldetayıyla, en ufak mimiğine kadar çok ama çok yakışmış.

Hazal Kaya, severek izlediğim bir başka isim ve çok içtenlikle söylüyorum Emmy Rossum’un Fiona’sından daha çok beğendim ben Hazal Kaya’nın Filiz’ini.

Burak Deniz benim ilk kez izlediğim bir oyuncu… Oyunculuk gücü ve sınırları ile ilgili henüz bilgim yok ama Barış olarak beni rahatsız etmedi. Bu arada söylemeden geçmeyeyim Barış’ın gizemi de öyküde doğru ve iyi aktarılmış, bana kalırsa. Olaylar ilerledikçe bu sırrın ayarı iyi tutturulursa hem Barış’a çekicilik katacak hem de öyküye büyük katkısı olacak.Barış Filiz

Bizim Hikâye’de çok beğendiğim bir diğer detay, dizinin özgün müziğiydi. Sözleriyle, tarzı ve melodisiyle bence dizinin ruhunu güzel ortaya çıkarmış. Son zamanlarda en severek dinlediğim, dizi müziği oldu diyebilirim.

Öyküdeki sert ve ajite yan, izleyicide nasıl reaksiyon bulacak bunu şimdiden kestirmek güç ama ben arabesk bir tavır taşımamasını da çok beğendim. Tüm olumsuz koşullara rağmen aile sıcaklığının ve sevginin hissedilmesi, karamsar havanın hâkim olmaması ve güçlü ilişkiler bana seyircinin bağlanacağı taraflar gibi geliyor.

Bütüne baktığımda ritim aksamalarına karşın izleyiciyi ekran başında tutan bir tarafı var Bizim Hikâye’nin. İlerleyen bölümler ilk bölüm kadar, çok fazla şeye değinme gereği duymayacağından daha tempolu olacaktır, ümidi taşıyorum.

Kendi adıma, ben sevdim Bizim Hikâye’yi ve gününde olmasa da sürekli izleyicisi olurum diye düşünüyorum.

Umarım şansı bol, ömrü uzun olur. Emeği geçenlere teşekkürlerimle…

 

Benzer Yazılar

Yorum Yaz