Kebapçı Celal

Yazar: Sinem ÖZCAN

İçerde’nin kuşkusuz en kritik ve en güçlü önemli karakteri Kebapçı Celal. Şimdi onu, ekranın diğer yanından alıp karşımıza oturtalım ve yakından bir bakalım, kimdir Celal Duman?

İllegal işler yapan, buna rağmen yıllarca kanundan kaçmayı başarmış, kirli oyunlarla güç ve gelir sağlamış bir adam… İstKebapçı Celal Doğananbul’a hâkim, her şeyi tek elinde bulunduran bir mafya babası değil. İstanbul’un bir semtini kontrole almış, daha “büyük”lerin arasına girme hırsı bulunan, kendine bağlı bir grup adamıyla orta ölçekli işler çeviren bir kanunsuz, o.

Uyuşturucu ve daha kim bilir nelerin kaçakçılığıyla sağladığı hatırı sayılır miktarda kirli paranın ve adamlarının, özellikle de Davut’un, ona sağladığı gücün sahibi. Kendi semtinde korkulan ve belki saygı duyulan bir adam ama semtinin sınırları dışında çok da etkili değil. Bir şekilde işi büyütme ve daha da güçlenme arzusu da belli ki bundan kaynaklanıyor.

Acımasız bir adam, Celal! Acımasız ve bencil… Ailesinde ve yakın çevresinde “sözde” sevdikleri olsa da kendi çıkarları söz konusu olduğunda harcayamayacağı kimse yok. Çocuklarına bağlı ve onları seviyor görünse de söz konusu olan kendi canı, planları ve oyunları olduğunda bu sevgi nereye kadar onu durdurabiliyor, tartışılır.

Melek’le birlikte yanına alıp büyüttüğü ve “oğlum” dediği Mert’i feda etmenin eşiğine gidip geldiğini biliyoruz. Yine vazgeçilmezi gibi görünen Davut’u da hata yaptığında bir kalemde silip geçeceği de kesin.

Emrindeki adamların hepsinin kendisini “Baba” olarak görmesinde ısrarcı, Kebapçı Celal. Bunun sebebi babalığın getirdiği müşfiklik ve kollayıcılık değil. Celal Duman, kollayan adam da değil özünde; o, daima kollanan… Babalıktan anladığı da kesin otorite ve kararlarının sorgulanamaz oluşu. Bunu da sağlamış görünüyor. Etrafında onu hiç sorgulamayan ve ağzından çıkanı ne olursa olsun yerine getiren başta Davut, pek çok “evladı” var.

Beni asıl düşündüren de tam olarak bu! Bu etkiyi, nasıl sağlayabildiği? Birçoğu memleketlisi ve çocuk denecek yaşta yanına aldığı insanlar, ancak bu denli koşulsuz itaati sağlayacak bir başka dinamik olmalı. Mert’te o saygının alt metnini biliyoruz: Ailesinden koparılmış bir çocuk olarak Kebapçı’yı gerçek babasının yerine koyuyor ve kendisini Coşkun’un elinden kurtardığını düşündüğü bu adama, büyük bir gönül borcu var,. Ancak diğerlerinin gerekçeleri özellikle de Davut’unki belli değil! Davut ve Celal bağı, baştan beri üstünkörü geçildi oysa Celal’in etkisini doğru anlayabilmek için onun Davut’la ilişkisi bütünüyle ortaya konmalıydı.

Mert Melek Kebapçı CelalMert’le ilişkisine baktığımda baba – oğul duygusu alamıyorum, ben. Mert’i çocukluğundan beri kendi çıkarları doğrultusunda eğiten ve şimdi onu silah olarak kullanan bir adam var gördüğüm. Mert’i ailesinden koparırken nasıl hiç tereddüt etmediyse onu yalnızlığa mahkûm ederken de tereddüdü yok. Ona göre Mert’in görevi kendi işini kolaylamak ve polislerin onu engellemesine izin vermemekti… Mert ve Sarp açığa çıktıklarında ise rolü değişti, Sarp’ın yerine onu koydu hepsi o! Bunun dışında bir bağı yok Mert’le. Mert’in hayatı, duyguları ve girdiği tehlike önemli değil, umrundSarp Kebapçı Celala da değil zaten!

Davut, Mert, Sarp ve diğerleri Celal için sadece “av köpekleri”… Celal’in izinin sürülmesini, çözülmesini, yakalanmasını istediği kişiyi, olayı hâlleden, alıp ona getiren veya öldüren av köpekleri hepsi o kadar…
Celal, çocukları Melek ve Mustafa’yı gerçekten seviyor görünse de benim kişisel fikrim, Kebapçı’nın aslında sevmeyi bilmediği… Belki de onu “kötü” yapan, bu duyguyu tam olarak tanımayışı. Delicesine bir aşk yaşamamış, sevdiğine kavuşamamayı tatmamış ve aşkın öğüttüğü adamlardan olmamış, o.

Melek Kebapçı CelalMelek’in ölümünden sonra “yıkılmış” bir adam izledik mi? Bir süreliğine evet… Belki fazla art niyetliyim ama bunun da aslında kızını çok seven bir baba, yıkılışı olmadığını düşünüyorum ben. Tamam, Melek’e düşkünlüğü var, kabul ama asıl neden olayın onun kontrolünden çıkmış olmasıydı ve Kudret’in ona karşı bir muharebe kazanması… Belki de ben onun sevmeyi bilmediğine inandığım için olacak, evlat acısını bildiğimiz biçimde yaşamadığını düşünüyorum. Olaya yükselip baktığımızda Melek’in öldürülme sebebi, bütünüyle Celal’dir. Bu konumdaki bir babanın iç hesaplaşmaya gitmesi, pişmanlık yaşaması gerekir ama bunlar Celal’de var olan duygular değil. Açıkçası eğer Mert ve Sarp’la ilgili sırrı koruyamayacağına ve Melek’in bunu söyleyeceğine yüzde yüz inansa ben kızının infaz kararını dahi verebileceğini düşünüyorum.

Geçmişine dair fazla bilgimiz yok. Bir kız kardeşinin varlığını öğrendik. Kudret’le onun yaşadığı aşkı hazmedemeyen bir Celal gördük. Melek’in annesini gözünün bile kırpmadan vurduğunu biliyoruz. Yeşim’e de âşık olmadığı her hâlinden belli. O yüzden belki de yüreği kaskatı; merhametten, özveriden zerre pay almamış olarak yaşıyor.

Kebapçı CelalCelal’i bu hâle getirenin ne olduğuysa meçhul… Çocukluğundan kalan bir iz mi, gençliğinde fazla örselenip ezilmiş olması mı? Bildiğimiz, gerçek dostunun olmadığı… Sevenleri var ama bir gönüldaşı yok. Celal de zaten dostluk alışverişi peşinde değil. O, sadece sevilmek istiyor. Karısı, çocukları ve adamları tarafından koşulsuzca sevilmek… Peki, bu ihtiyacın kaynağı ne? O da belirsiz…

Karısı onu en çok sevenlerden biri… Bütün hırsına ve bütün güç sevdasına karşın Yeşim, Celal’i gerçekten seviyor, bu sevginin, bana kalırsa, karşılığını istediği kadar alamasa da…

Aslında şanslı bir adam Celal… Sevilmek istiyor ve buna da büyük oranda kavuşmuş durumda. Peki, ihtiyaç duyduğu gerçekten sevgi mi? Sanmıyorum. Sevmeyi bilmeyen, sevilmeyi de bilemez ve bu, onun için yeterli bir itki olamaz.

Bence Celal karakterindeki en büyük zaaf, bu! Kahramanın istediğiyle ihtiyaç duyduğu aynı şey değil! Sevgi onu beslemiyor çünkü. Bence onun gereksinimi yalnızlaşmak… Evet, tam da bu! Celal’e gereken ivmeyi “yalnız kalmak” verebilir. Ailesinin, adamlarının ona kayıtsız şartsız bağlı olmaktan vazgeçmeleri ve onların hayatında “1 numara” olmaktan çıkması… O zaman kendisiyle yüzleşecektir Celal, o zaman kendini sorgulayacaktır ve ancak bundan sonra dönüşmeye başlayacaktır.

Öykünün temel kuralıdır, karakter değişime uğramalı… Yaşadıkları, deneyimleri, hayalleri ve hayal kırıklıkları onda farklılık yaratmalı ve öykünün başından sonuna dek statik kalmamalı. Oysa Kebapçı Celal, şu ana kadar en küçük bir değişiklik yaşamadı, ilk bölümdeki çizgisinden sapmadı. Yaşanan hiçbir şey onu etkilemedi (Melek’in ölümü bile).

Kebapçı CelalTip ve kimlik olarak çok iyi düşünülmüş bir karakter, Celal Duman ama ne yazık ki ilerlemedi ve hiç gelişmedi. Bu da onu bir türlü karikatür bir tiplemeden çıkaramadı. Çetin Tekindor’un olağanüstü oyunculuğu olmasa tamamen iki boyutlu kalacaktı. Ben, Melek’in ölümünü bir fırsat olarak kullanıp karakterde dönüşüme gidilmesini beklemiştim. Bana göre kaçmakta olan trenin son vagonuna ancak böyle atlanabilirdi ama olmadı.  Fırsat kaçtı, Celal derinleşemedi. Finale yürümekte olan bir dizide son dakikada artık karakter değişimi de yapılmaz. Ne yazık ki çok katmanlı ve çok renkli bir kimlik olma potansiyeli taşıyan Celal, oyuncunun büyük başarısına rağmen bir türlü ayakları yere basan sağlam bir karakter olamadı.

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.