Yazar: Sinem ÖZCAN 

Dolunay’ın final bölümünü bir gün gecikmeyle izleyip yorum yazmak üzere son kez klavye başına geçtim. Yaklaşık yedi ay boyunca Dolunay, pazar akşamlarımın ritüeli oldu, kimi zaman çok büyük keyifle kalktım ekran başından; kimi zaman söylendim, kimi zaman kafamda cevaplanmayı bekleyen sorular dönüp durdu ve sabırsızlıkla fragman bekledim.

Hakan’ın Nazlı’ya son şantajını yapmasıyla final döngüsüne girmişti, dizi. Son ana kadar her çatışmanın galibinin Hakan olması ve bir türlü hak ettiğini bulmaması zaman zaman hepimizi gerse de eninde sonunda onun, Nazlı & Ferit aşkına engel olmayacağı anların gelmesini de bekliyorduk.

Geçen bölüm, köşeye sıkışan Hakan, ne olursa olsun intikam alma hırsıyla Ferit’in evine gelmiş ve Nazlı’ya silah doğrultmuştu. Ferit’in odaya girişiyle büyük bir boğuşma yaşanmış ve patlayan bir silahta kalmıştık.

Ben geçen hafta “İnşallah Ferit yaralanır!” temennisinde bulunmuştum. Hakan’ın yaptıklarının bedelini ödemesi, Leman Hanım’ın onu kaybetme korkusu duymasını istiyordum çünkü. Tanıtım geldiğinde Ferit’e bir şey olmadığını görmüştüm ve hâliyle de hayal kırıklığı yaşamıştım.

Final bölümü, yine aynı noktadan açıldı ne var ki bu kez farklı bir versiyon izledik. Silah patlamadı, kimse yaralanmadı ve Hakan, polise teslim edildi. Yeni versiyonu izlediğimde “Acaba, ben mi yanlış hatırlıyorum?” kuşkusu duydum ve hemen gidip yeniden izledim. Hayır, aklımda kalan yanlış değilmiş. 25. bölümün sonunda silah patlıyor ve biri yaralanıyor. Anlaşılan, final bölümünün yılbaşına denk getirilmesi ve bölümün daha çok bir yeni yıl partisi biçiminde olması planlandığından son bölümde bir değişikliğe gidilmiş.

Bu planlama hâliyle bölümdeki bir sürü şeyin bir anda olup bitivermesini gerektirdi. Hakan yakalandı, Demet tutuklandı; Fatoş ve Tarık bir araya geldi (üstelik de birlikte olma aşaması atlanıp direk evlilik teklifiyle başlayan bir ilişkiye tanık olduk), Ferit annesiyle yüzleşti vs…

Bölüm bitince kendi kendime “Bu bölüme ihtiyaç yokmuş ki, 25. bölümün sonuna bir on dakika eklense hallolurmuş.” diye düşündüm. Yayın gününün yılbaşına denk gelişi, kanalın bu geceyi bir parti havasında tutmak istemesi, bir anlamda yapımı böyle bir finale zorlamış anladım kadarıyla. Bu final Dolunay’a yakıştı mı? Hayır, hem de hiç ama hiç yakışmadı ama yok yapılacak bir şey. Bazı dengeler, pek çok planın önüne geçebiliyor, ne yazık ki…

Olup bitenin ardından hele de arka planda pek çok faktörün bulunduğunu bile bile “Şu şöyle olsaydı, bu yapılsaydı…”  gibi akıl yürütmeleri sevmiyorum ve yapmamaya da gayret ediyorum. Bu kez bir veda yazısı yazdığımı unutmadan “olmamışlıklar” üzerinde hiç konuşmak istemiyorum.

İtiraf edeyim, Özlem Türay, Hakan Kurtaş ve Türkü Turan performansları hariç, bardaki müzik performanslarını ve hayal sahnelerini atlayarak izledim bölümü. Finalde Alya’yı yeniden görmek beni gerçekten çok mutlu etti. Hele Hakan Kurtaş’la “İki Yabancı” yı seslendirmelerine bayıldım. Hem müzik performansı adına hem de Alya – Deniz ilişkisini özetlemesi adına çok doğru bir seçim ve çok şık bir hamle olmuş.

Dolunay’ın bana kazandırdığı isimlerin başında geliyor Türkü Turan. Oyunculuğunu ilk kez izledim ve ben onu Alya’da çok sevdim. Diziden ayrıldığında gerçekten çok üzülmüştüm, giderken Dolunay’ın bir rengini alıp götürdü çünkü. O yüzden son bölümde onunla yeniden bir arada olmak bana iyi geldi. Dizi eksik parçasını bulup monte ederek tamamlanmış olarak veda etti, bize.

İkbal Hanım’ı da ilk gördüğümde çok sevmiştim. Dizide hak ettiğinin aksine, çok geri planda kaldığını düşündüm onun. Özlem Türay, başarılı bir oyuncu ve işlenmiş olsa İkbal Hanım’ı çok canlı, çok sevimli bir figüre dönüştürebilirdi. Sımsıkı toplanmış saçları, ofis kıyafetleri ve düz karakteriyle tanıdığımız İkbal Hanım’ı sahnede kırmızlar içinde ve “Ben aslında böyle değilim!” dercesine savurduğu saçlarıyla izlemek benim için finalin en hoş sürprizlerinden biri oldu.

Yine bayıldığım bir detay, Ferit’in Nazlı’ya çiçek almasıydı. Bende çiçek dendi mi akan sular durur, o ayrı ama bilenler bilir, baştan beri feci takmıştım “çiçek” meselesine. Ferit Aslan çizgisinde, kibar ve zarif bir adamın eline çiçek çok yakışırdı, öyle bir adam sevdiği kadına çiçek vermeyi bazı odunumsular gibi erkekliğe aykırı saymazdı. Amaaa daha önceki gösterişli buketi Nazlı kibarlığından kabul etmiş olsa da ben onu Ferit’e hiç yakıştırmamıştım. Dizi veda ederken “reklam”a alet edilse de bu jestin unutulmaması ve tam yerinde kullanılması benim için güzel bir veda sürprizi oldu.

Başta dile getirdim, kendine layık bir final yapamadı Dolunay. Pek çok nokta ucu açık kaldı, bir sürü detay es geçildi ve birçok önemli basamak koşarak çıkıldı ancak öyle ya da böyle bizi uzun süre ekran başında tuttu, kendini izletti. Dış pazarda da iyi bir satışa ulaştığını biliyoruz. Kamera önünde ve arkasında herkesin elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığından da eminim. Dolunay’ın başarısı kuşkusuz bütün ekibin başarısı, onların alın teridir. Bütün ekibin emeklerine izleyici olarak yürekten teşekkür ediyorum.

Dolunay, benim için ilk günden beri ÖNCE Can Yaman oldu. Açıkçası bir süredir de sadece Sevgili Can’ı izlemek için ekran başına geçtiğim diziydi. Ben onun, kendi ruhundan karakterine üflediklerine de, içinde yer aldığı her projeyi benimseyip sahiplenişine de, profesyonelliğine de hep hayran oldum.

Oyunculuğunun doğumuna ve yıldan yıla büyümesine şahit olduğum ender isimlerden biridir Can Yaman. Bedir’den Yalın’a; Tarık’tan Ferit Aslan’a her durağında onunla oldum ve her seferinde de “İyi ki…” dedim. Umarım oyunculuğunun en olgun, en usta olduğunu günleri de yine aynı coşku ve hevesle izleyebilirim.

Yaptığı işe yüreğini koyan adamlardandır, Sevgili Can. Detaycı, ince ayarcı, estetik dokunuşları olan ve kendi dâhil kimseye öykünmeyen oyuncudur. Dört farklı karakterde, dört farklı oyunculukla her seferinde “Evet ya, tam da bu!” dedirterek bana kendini izletti. Her karakterde oyunculuğuna bir tuğla daha ekledi ve ben her seferinde “Çok daha iyisi gelecek” inancı taşıdım hep, onu seyrederken.

Benim dizi seçimlerimin ilk koşulu senaryodur. Senaryo beni çekiyorsa dönüp yönetmene, oyuncuya bakarım. Bu ilkemi rafa kaldırtan da çok az isim vardır. Can Yaman, o isimlerin her zaman ilk sırasında yer aldı ve alacak. Onun imzasını gördüğüm her işi, her koşulda takip ederim çünkü bilirim ki benim için yeni bir pencere açacak ya da hep baktığım yerde başka bir şey görmemi sağlayacaktır. O yüzden de benim “En” ler listemin daima ilk sırası onundur.

Yıllardır iyi bir film ve dizi izleyicisiyim. Ekran karşısında kurgunun bana sunduklarını sorular sorarak, düşünerek ve değerlendirerek izleyip durdum ama bunları yazıya dökme miladı da Can Yaman oyunculuğuyla oldu. O yüzden bende yeri hep apayrı ve hep çok “özel” olacak.

Dolunay’la birlikte Ferit Aslan’a “Güle güle!” deyip veda ediyorum ama Sevgili Can, biliyorsun ki her bitiş yeni bir başlangıçtır. Önce deşarj olmanı ardından şarj olmanı diliyor ve seninle daha pek çok yolculuğa çıkmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Aklına, yüreğine, emeğine sağlık Sevgili Can! Yaşattığın her güzel duygu için yürekten teşekkürler…

 

 

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

2 Comments

  1. nbsami 01/01/2018

    yazdiginiz her satira katiliyorum, hic olmamis bir final izledik. yazik daha keyifli olsaydi keske... hic keyif almadan izledim. Hele hamilelik sahnesi neredeyse basladigindan beri benzetildigi Kiralik Ask in finali ile ayni olmus. Kesin tweet atilmistir bu konuda ama ben bugun izledim atladim. o yuzden de benim icin olmadi bu final bana gore hic olmamis !! Can Yaman in bir sonraki projesini merakla bekleyecegim;)

    1. Sinem ÖZCAN 01/01/2018

      Bence de hiç olmadı ama hani bir söz var ya "Olanla ölene çare yok." burda da durum aynı. Büyük ihtimal kanalın yılbaşı programı nedeniyle bir dayatması söz konusu oldu. Büyük ihtimal yurtdışı satışlarında bu son bölümü kesip farklı bir montaja gideceklerdir. Epeydir zaten mantık hataları almış başını gidiyordu. 25'in sonu ile 26'nın başının ayrı havadan çalması da son noktayı koydu. Ne diyelim... Önümüzdeki maçlara balacağız artık. Can'ın bir sonraki projesini beklemekten başka çare yok.