Yazar: Sinem ÖZCAN

Bu sezon bir özel kuvvetler modası, başlayacak gibi görünüyor. Derin devlet ve mafya dizilerinden sonra ekranın aksiyon ayağını bu tip diziler oluşturacak. Daha önce özellikle TRT, benzer temalı dizileri denemişti ancak takip edebildiğim kadarıyla bu kadar büyük projeler ilk defa hayata geçiriliyor.

Art arda İsimsizler, Söz ve Savaşçı ekranda yerlerini alacaklar. Oldum olası çok severim ben aksiyon dizilerini. Mümkün olduğunca da takibe çalışırım. Bu defa da planım her üçünü de takip etmekti ancak İsimsizler ve Söz pazartesi akşamında çakıştı. Aynı gün başka dizi izlemekte olduğumdan da yayımlandıkları gece, bölümleri izleme şansım olmayacak. Savaşçı da aynı güne denk gelirse sıkıntı büyüyecek. Yine de en azından üçünün de ilk bölümlerini izleme ve aralarında tercih yapma durumunda olacağım. Niyetim en az birini sürekli takip edip yazmak.

Ekran macerasına önce İsimsizler başladı. Bölümü 2 gün gecikmeyle izleyebildim. Tanıtımları izlediğimde birbirine çok yakın konulu bu üç diziden bana ayakları yere en sağlam basan İsimsizler gibi gelmişti.

Virankaya kaymakamı makamında şehit edilince onun yerine gönüllü olarak Virankaya’ya giden Fatih, orada bir özel ekip oluşturup devletin gücünü korumaya yeminlidir. Çok güvendiği Ahmet ve Olcay’ı da kendisiyle birlikte gitmeye ikna eder.

Fatih Virankaya’ya vardığı andan itibaren, düşündüğünden de çetin bir mücadelenin içine gireceğini de anlamıştır. Bir yanda Virankaya’yı mutlaka elde etmeye kararlı dış güçler, diğer yanda onların maşalığını yapan örgüt, örgütü belediye başkanı ve milletvekili kisvesi altında destekleyen “sözde” devlet güçleri vatansever İsimsizler grubuna hayli iş çıkaracağa benziyor.

İlk bölüm gerek öykü, gerek bağlantılar gerek kurgu ve özellikle çatışma sahnelerindeki başarılı çekimlerle gözüme girdi. Hem öyküyü anlatmak hem karakterleri tanıtmak hem mesajı iletmek için mücadele edilen ilk bölümler genellikle lüzumundan fazla yoğun ve karmaşık olur. Bu defa da aynı durum söz konusuydu. Kahramanların izleyiciye sevdirilmesi ve art öykülerinin sezdirilmesi için çabalanmış; işin içine zaten girift bir konusu olan öykü de girince zaman zaman izlerken yorulduğumu hissettim.

İsimsizler, castta çok gözde oyuncular kullanmamış. Adı gibi çoğu az bilinen isimsiz denilebilecek oyuncular tercih edilmiş. Bu hem avantaj hem dezavantaj olabilir. Net durumu diğer diziler başladıktan sonra anlaşılacak.

Kaymakam Fatih rolünde Uğur Güneş seçimini doğru buldum. Ancak karakterin yapısı oyuncunun az mimik tercih etmesiyle birleşince açıkçası ilk bölüm için kolay empati yapılır bir başrol olmadı.

Ekipte en başarılı bulduğum isim şu an için Dayı rolüyle Bülent Alkış. Bence çok doğru bir seçim olmuş. Kaybettiği kızını hatırladığı yoğun duygulu sahnelerde de başarılı buldum. Bir yanı sert, tavizsiz ve mert bir adam olan Dayı diğer yanıyla acılı bir baba… Bu tezadı çok başarılı geçirdi izleyiciye.

Bu bölüm fazlasıyla geride kalmış da olsa Murat Gürcan tiplemesinde Çağkan Çulha da dikkatimi çeken bir isim oldu. Eğer karakter açılımı güzel yapılırsa ben orada iyi bir ışık görüyorum.

Taksi şoförü Derman’da ise Musaf Ekinci’ye bayıldımmmmmm. Şive sevmeyen ve genellikle bundan rahatsız olan bir izleyici olarak Derman’ın şivesi ilginçtir beni rahatsız etmedi, aksine ona kendine has bir sempati vermiş. Eğer izlemeyi sürdürürsem dizide benim adamım Derman olacak, şimdiden belli oldu.

Doktor Elif Toprak için de Algı Eke’nin doğru tercih olduğunu düşünüyorum. Ben, Algı Eke’yi komedi oynarken her izlediğimde de “Dram oynasa çok başarılı olacak” izlenimine kapılmıştım. Anlamlı ve derinliği olan bir yüz ifadesi var ve bunu iyi kullanıyor. Daha ilk sahnede görür görmez Doktor Elif için çok doğru bir isim olduğuna inandım. Elif, şu an dizinin bana göre en belirsiz karakteri… Muhtemelen onun da çarpıcı bir art hikâyesi var ve o, ortaya çıktıkça Elif giderek netleşecek, ağırlığı artacak diye umuyorum.

Konusu itibariyle fazla eril bir dizi olan İsimsizler’e kadın izleyiciyi çekmek adına birkaç yan öykü şart, bana kalırsa. Doktor Elif’in de bu amaçla öyküde var olduğunu düşünüyorum. İlk izlenim Fatih’le aralarında gerilimi yüksek, zaman zaman zıtlaşmaya, zaman zaman sevgiye varan bir ilişkide göreceğiz gibi.

İlk bölümde benim için en olumsuz taraf, senaryo dili oldu ne yazık ki. Diyaloglar çok kötü, çok statik ve bir o kadar da slogan tarzıydı. Oldum olası sevmem didaktik üslubu. Ne yazık ki, burada hem çok yoğun hem de çok kuru verilmişti ve izlerken bundan fazlasıyla rahatsız oldum. Hele şehit kaymakamın odasında toplanan grubun, amaçlarını ortaya koydukları ve gruplarına ad koydukları sahneyi hem çekim, hem diyalog adına çok kötü buldum. Sıraya dizilmiş lise öğrencilerinin 29 Ekim törenlerinde yaptıkları söz korolarını çağrıştırdı bana. Son derece itici, son derece zayıf ve son derece didaktikti.

Tavsiyem acilen bu tavırdan vazgeçilmesi… Dizinin izleyicileri zaten neyi, niçin seyrettiklerini bilen kitle. “Bak belki amacımızı anlamamışsınızdır, bir daha anlatalım” tarzı repliklere hiç gerek yok. Doğallığı yok ettiği gibi, gerçekliği zedeliyor. Hamasi laflar etmeden de manalı diyalog yazılabilir. Israrla göze sokmaya çalıştığınız şey, geri teper de satır arasındaki bir ifade akılda kalır. Daha sıradan, daha gizlenmiş hatta yer yer esprili bir anlatım diline bir an önce çevrilmeli dizi. Eğer izlemekten vazgeçersem ilk sebep kesinlikle bu olacak.

Bölüme ikinci eleştirim de zaman zaman fazla durağanlaşması ve detayların çokça uzaması oldu. Arada sıkılıp atlayarak izleme yoluna gittiğimi itiraf ediyorum. Ancak ekran başında izleyecek olanların bu şansı olmadığından eğer öykü bu tempoda giderse izleyiciyi çabuk kaçırabilir. Ritmin iyi ayarlanması ve izleyeni sıkça şaşırtmayı bilmesi gerek.

Benim listemde İsimsizler’in kaderini daha sonra başlayacak olan Söz ve Savaşçı belirleyecek. Bir hamlede üstünü çizip geçemeyeceğim gibi, “Bayıldım, gelecek bölümü çok merak ediyorum; kesin takipçisi olurum.”  da diyemeyeceğim.

Ekran yolculuğunda şansı bol, ömrü uzun olsun.

 

 

 

 

 

Benzer Yazılar

Yorum Yaz