Yazan: Ayşe KUTLUHAN

En keyifle seyredilenlerdendir hiç kuşkusuz, yaz dizileri. Kimileri romantik komedi tadında olurken kimileri okul hayatını anlatan gençlik dizileridir. Hüzünden ziyade kurgusunda genelde komedi barındırır ve yaz gecelerini doyasıya şenlendirir… Kimisi üç-beş aylık yaz arasında başlayıp biterken kimisi fazlaca sevilir ve ekranda uzun soluklu olur. İşte,  bunlardan biri de benim de kalbimin en derin köşesinde taht kuran ve zirveye oturan ‘’Kiralık Aşk’’ diyebilirim…

 

Haftalar öncesinden tanıtımı ekranlara düştüğünde birçok kişinin ilgisini çekmişti muhakkak, Kiralık Aşk. Tarihler, 19 Haziran 2015 Cuma akşamını gösterdiğinde benim gibi farklı şehirlerde hatta farklı ülkelerde yaşayan birçok kişi, televizyonun başına oturmuştu eminim;  tanıtımlarında görüp iştahla beklediğimiz o romantik komedinin nasıl bir şey olduğunu görmek için. Kimsenin aklına da gelmemişti muhakkak Elçin Sangu ve Barış Arduç’un bu kadar muhteşem bir uyum yakalayacağını… İlk önce, Sevgili Aydilge Sarp’ın Barış Arduç’un gülüşünden esinlenerek sözlerini yazdığı o muazzam şen şakrak jeneriğine tutulduk, sanırım. Tam bir yaz havası vardı, her ritminde ve her cümlesinde… Daha sonra Defne’nin ”Hayat, siz plan yaparken başınızdan geçenlerdi,  derler.’’ diyerek hayat hikâyesine giriş yaptığı ve  ‘’En kötü günde bile burada bittim, çıkış yok, dediğimiz anda bile bir mucizenin gelip kapınızı çalacağına inanın. Bunu size mucizeyi gerçekten yaşamış biri olarak söylüyorum. Bu, benim hikâyem…” diye devam ettiği içinde birçok anlam barındıran konuşmasıyla başlamıştık hikâyemize… O kadar tanıdık, o kadar bizdendi ki kendini kaptırmamak imkânsız gibi bir şeydi, benim için…

En başta, işe yetişmek için koşturan, tabiri caizse çarşamba cadısı tarzında kızıl saçlı bir kızla, kusursuz takılan bir iş adamının muhtemelen tek bir toz tanesi bulunmayan ayakkabılarının kadraja alındığı sahneden giriş yapmıştık, birinci bölüme… Defne, annesi ve babası tarafında küçük yaşta terk edilmiş ve kardeşleriyle anneannesine sıkıca tutunmuş genç bir kızdı…  Ömer, annesini ve babasını erken yaşta kaybetmiş, geride kalan ailesine sırtını çevirmiş ve annesinin ölümü yüzünden dedesine cephe alarak ondan gelecek her türlü yardıma reddedip tek tabanca hayata tutunmaya çalışmış bir delikanlıydı…  Defne, bütün geleceğinden ailesi için vazgeçse de yaşadığı çevre ve edindiği kardeşten öte arkadaşlar onun sevgi dolu bir ortamda büyümesine vesile olmuştu… Ömer ise yalnız ilerlediği yolda kendine örnek aldığı Sadri Usta’sının öğrettikleriyle kendine bir hedef belirleyip kocaman bir isim yapmayı başarmış ve bu yolda ona kardeş olan, can dostu Sinan’dan başkasını da yanında istememişti…

 

Bir tarafta kalabalığı seven, aileyle bir bütün olan genç bir kadın, Defne Topal; bir tarafta kendini yalnızlığında kaybolmuş, tek başına yaşamaya alışmış ve aile kavramını çok geçmişte bırakmış genç bir adam, Ömer İplikçi… Birbirinden zıt iki karakterin birbirlerinde var olan eksiklikleri tamamlamalarını bazen gülerek bazen de üzülerek seyrettik, bir buçuk yıl boyunca… Ağabeyinin hayatını kurtarmak için para karşılığı kabul etmek zorunda kaldığı  ‘’Kiralık Aşk’’ oyunuyla kendine adeta bir gelecek çizdi, Defne  ve zaman geçtikçe iyice içine girmek zorunda kaldığı bu oyunla beraber onun gerçek aşkı yakalayıp kendi hayatıyla beraber Ömer’in hayatına da dokunuşlarını seyrettik aylarca… Söylediği yalanla kıvranıp dururken Defne, çekip çekip gitmek zorunda kalmalarına kızdık, onca zaman. Sebebini bilmediği terk edilişlerini anlamaya çalışırken canı yanan Ömer’e üzülürken bu kadar katı ve dik olmalarına küfürler savurduk belki de milyonlarca kez… İçimde derin yaradır mesela,  dağ evinden ağlayarak sessiz sedasız gitmek zorunda kalan Defne’ye bir kez bile olsun ‘’Neden?’’ diye sormayışı, Ömer’in…  Ya da ağabeyinin düğününde bir hevesle kendi düğününü hayal eden Defne’ye ‘’Ben başkalarına güvenmek üzerine kurmadım hayatımı.’’ diyerek giden Ömer’in arkasından savurduğum küfürler…  Her sahnesi, her repliği bugün gibi aklımda…

Sebebini bir türlü anlayamadığım bir şekilde sevdiğim ve desteklediğim bütün dizilerde erkek tarafı olmuşumdur. Hiç kuşkusuz ki Kiralık Aşkta da kızdığım birçok noktası olmasına rağmen sonuna kadar savunduğum karakter, hep Ömer İplikçi olmuştu… Ancak, itiraf etmeliyim ki asla affetmediğim ve bu kadar kolay affetti diye de Defne’ye çok kızdığım bir yüzük atma maceramız vardı… Bugün gibi aklımdadır. İsteme merasimine sırf Ömer’in konuşmadığı dedesini de çağırdı diye yüzüğü çıkartıp bırakan ve üstüne Defne’nin istifasını hiç tereddüt etmeden o buz gibi ifadesiyle kabul eden Ömer İplikçi’ye günlerce küs kalışım…  Bildiğim bir gerçek varsa o da ilişkiler bu kadar kolay harcanamazdı. Defne, içinde yer aldığı oyunla beraber binlerce kez Ömer’e yalan söylemek zorunda kalsa da onu bu kadar zorlayan ve korkutan taaa en başta tamamen ön yargısıyla hareket edip gitmek zorunda kalan Defne’ye kendi köşesine çekilip ‘’Neden?’’ diye sormayışıdır, Ömer’in… Her zaman çok keskin bir tarafı vardı Sinyor İplikçi’nin, Defne ne kadar affedici bir ruha sahipse Ömer bir o kadar katı ve keskindi. Hayatı boyunca sadece kendine güvenen birisi olarak Defne’nin kendisine olan sevgisine sonsuz inansa da arada eksik bir şeylerin olduğunun hep bilincindeydi, Ömer İplikçi. Gel gör ki 52 bölümlük hikâyenin sonunda zekâsına hayran kaldığımız İplikçi,  Defne ile yaşadıkları onca şeye rağmen aralarında oluşan gelgitlerin sebebini bir türlü anlayamadı. Belki de Defne’ye konduramadı bir türlü…  Defne’nin ondan bir şeyler sakladığını bile bile geçirse de zamanını, olayları çözmek için üzerine üzerine gidemedi nedense…

Nerede, hangi koşulda olursa olsun birbirlerine sonsuz destek veren,  inanan bir çift vardı hep karşımızda. Defne’nin ‘’ Biz hep sevgiliydik…’’ diye başlayan cümlesi de bunu açıklıyordu aslında… En kopuk hallerinde bile sadece birbirlerinden destek alabiliyorlardı… 18. Bölümde Sinan’ın hatası yüzünden, sezon koleksiyonunu Tranba’nın eline kendi elleriyle teslim edip Passionis’i içine çektiği zorlu süreçte, 15 gün içinde hazırlanması zorunlu yeni bir koleksiyon için  ‘’Asla yetişmez!’’ diyerek kesin konuşan Ömer İplikçi’ye  ‘’Hani biz mucizelere inanıyorduk? Yapabilirsin.’’ diyen Defne’nin sonsuz inancı gibi mesela… O koleksiyon yetişmiş ve hatta eskisinden daha çok ses getirmişti…  Ya da Defne’nin Deniz Tranba’ya kendi çizdiği tasarımı sattığını öğrendikten sonra, bunu ondan sakladığı için güveni sarsılan Ömer’in, ellerinin titremeye başlayıp çizim yapamamasının ardından Yasemin’le beraber Ömer’e rakip olan Defne’nin Ömer’i bir telefonla gaza getirip yeniden çizmesini sağlaması gibi…  Sinyor İplikçi’nin kimseye ihtiyacı yoktu aslında, Defne’nin ruhu onunla olsa yeterdi, her zaman… Bu iki süreçte de Defne ile Ömer ayrıydılar ama Defne’nin de dediği gibi hep sevgiliydiler…

Gerek replikleriyle gerek Defne’ye olan sevgisiyle gönlümüzde muhteşem bir yer kurmuştu, Ömer İplikçi… Bazen, dile getirdikleri anlamsız kalsa da bir bakış yeterdi içindekileri anlatmaya… Defne ile Ömer’in de birbirlerine bakışları ya da ufacık bir dokunuşlarında bile hissedebilirdin, içlerinde taşıdıkları o kocaman aşkı… Onlar yıllardır birbirlerini arayan ruh ikizleriydi adeta. Birbirlerini buldukları anda kimi zaman kırıp dökseler de her şeyi en sonunda birbirlerini tamamlamayı başarmışlar ve birbirlerine aile olmuşlardı… Tıpkı Hulusi İplikçi’nin de dediği gibi hayat Ömer’den çok erken yaşta ailesini almıştı ama ona muhteşem bir aile vermişti… Defne, sevgisi ve sabrıyla beraber Ömer’in keskin karakterini törpülemiş ve ondan muhteşem bir âşık yaratmıştı…

Kiralık Aşk içinde, sadece Defne ve Ömer aşkını barındırmamıştı, kesinlikle. Kan bağı olmaksızın ‘’Kardeş’’ olunabilmenin en büyük örneğiydi Koray, Sinan ve İsmail. O kadar karşılık beklemeden sadık ve sevgi yüklüydüler ki ‘’Gerçek hayatta böylesi var mı?’’ diye kendi kendine sordurtmadan edemiyordu, insanı. Can dostu, kardeşi, ortağı için şıpsevdi bir kişiliği olsa da hoşlandığı kızdan vazgeçen Sinan Karakaya’yı unutmanın mümkünü var mı? … Ya da sırf Defne ağabeyinin borcunu ödesin diye arabasını satmak isteyen, Ömer’in yüzüne Defne, kendi öz kız kardeşiymiş gibi ‘’Ben o kızı kucağımda acillere taşıdım!’’ diye bağıran İso’yu kim unutabilir ki? … Defne’nin çıkmazına yardımcı olmak için parmağındaki evlilik yüzüğünü bile çıkartan Nihan’ı es geçmemek lazım hiç kuşkusuz… İlk kazandığı parayı hiç tereddüt etmeden Sinan ve Ömer’e verip Passionis’in açılmasına vesile olan Koray’a ne demeli peki? …  Bir de Neriman ile kavga edip küstüklerinde kimsede o dostluğu bulamayıp ilk karşılaştıkları yerde adeta iki sevgili gibi kavuşmaları vardı, Koray’la Neriman’ın… Çok duygulanmıştım o sahnede. Mükemmel dostluğun en büyük göstergeleriydi, bütün bu karakterler.  Hepsi, çok özeldi benim nazarımda. Bize dostluğun, kardeşliğin, karşılık beklemeden sevmenin nasıl bir şey olduğunu doyasıya tattırdılar, 69 bölüm boyunca…  Bütün entrikalarına rağmen Neriman İplikçi’den başka ‘’Eşinin yeğenini kendi evladı gibi sevebilecek başka bir kişi daha olabilir mi, acaba?’’diye soruyordu insan kendi kendine… İlk başlarda fırlama bir amca olarak görsek de sonradan oturan ve gerçekten Ömer’e baba olmak için çaba sarf eden bir Necmi İplikçi seyrettik doyasıya. Yeri geldiği de Ömer’i kendi kızından bile öte tutabilmesi ayrı bir özeldi, benim için…

Daha geniş bir çerçeveden bakarsak hikâye ve karakterlere; Ömer İplikçi’yi kendine aile görmüş Şükrü ağabeyimiz vardı bir de, gidişinin ardından gözyaşı döken… Passionis personeli vardı, mesela; şirketin kapanmasının üzerinden tam bir sene geçmesine rağmen, herkes kendi düzenini kursa da Ömer ve Sinan için geri dönen… Hep demişimdir, aslında ‘’Ömer İplikçi gibi patronumuz vardı da biz mi asistan olmadık ?’’ diye. Mükemmel bir patron olduğu ayakkabı imalat fabrikasına gittiğinde bütün çalışanlarına ismi ile hitap edip ailesine kadar hâl hatır sormasından belliydi zaten… Sadri Usta’yı nasıl dile getirsem, nasıl anlatsam, inanın bilmiyorum. Sevgili Ayberk Atilla, o kadar güzel hayat vermişti ki Sadri Usta’ya hiç bir şey rol değildi, sanki kendi karakteri ile konuşuyor ve biz dinliyorduk. Işıklar içinde uyusun diyorum ve rahmetle anıyorum, kendisini…

İnce detaylara girmeye kalkarsam replikleri yeter, yazıp doldurmaya bütün bu yazıyı, aslında. Ömer’den tutunda Koray Sargın’a kadar enfes repliklerin döndüğü bir hikâyeydi, Kiralık Aşk. Bitişinin üzerinden tam bir buçuk sene geçmesine rağmen birçoğumuzun ezbere bildiği birçok sahnesi ve repliği kalbimizin ve hafızamızın en güzel köşesine taht kurmuştur, hiç şüphesiz. Efsaneleşmiş Koray-Neriman repliklerinden bahsetmiyorum bile… Adeta idol olmuş bir ikili, Nero ve Koriş… Bizim fandomda yakın iki arkadaşsan kendini onlara benzetmemen ve onların replikleriyle konuşmaman imkânsız, diyebilirim…

Bir efsanedir benim için Kiralık Aşk, her karakteriyle ayrı bir özel… İçinde geçen şarkılarından tutun da bölümlerde okunan kitaplara, dile dolanan şiirlerine kadar hep bir şeyler katmıştır, bize. En özeli de dünyanın dört bir tarafında hiç bilmediğin insanları hayatının en merkezine taşıyıp muhteşem dostluklar kurulmasının en baş sebebidir, bu hikâye. Biz, kendi içimizde kurduğumuz ailemizle birleşip o kadar güzel yüreklere dokunduk ki sadece bunun için bile her zaman “iyi ki”mdir, Kiralık Aşk…

                                                             (Görsel, fandomumuzun shopçusu Rita’ya aittir.)

Başta bu hikâyeyi bizimle buluşturan Sevgili Meriç Acemi’ye, ardından Defne ve Ömer’e can katan Elçin Sangu ve Barış Arduç’a binlerce teşekkürü borç bilirim… O kadar güzel hissettiler ki karakterleri biz onları gerçekmiş gibi yaşayıp evimizin başköşesine yerleştirdik, aile gibi benimsedik. Sevgili Kerem Fırtına, Salih Bademci, Sanem Yeleş, Nergis Kumbasar, Osman Akça, Onur Büyüktopçu, Levent Ülgen, İsmail Karagöz, Hikmet Körmükçü, Ferdi Merter, Sinem Öztürk ve ikinci sezon aramıza katılan Sevgili Müjde Uzman ile Seçkin Özdemir’e de oynadıkları karakterleri bize gerçekmiş gibi yaşayarak hissettirdikleri için ayrı teşekkür ederim… Hiçbir zaman bir dizi kamera kadrajına giren oyunculardan ibaret değildir, muhakkak. Bu yola beraber girdiğimiz sevgili Metin Balekoğlu hocamızı hiçbir zaman unutmadık… Bıraktığı yeri, sevgiyle dolduran Şenol Sönmez hocamızın sevgisi ve saygısı apayrıdır bizim için. Sesiyle bize enfes müzikler sunan Sevgili Aydilge Sarp ve Zeynep Alasya’ya da ayrı ayrı teşekkür ederim…

Anlatsam kalem durmaz diyebileceğim şeyler seyredip hissettik 69 bölüm boyunca… Sonunda onlar muradına ererken biz kocaman bir aileye sahip olduk. Ve hiçbir zaman dilimizden düşürmedik. Buralardan bir Ömer İplikçi geçti, keskin davranışlarının ardında kocaman bir vicdana sahip olan… Buralardan bir Defne Topal geçti, sevgisi ve sadakatiyle Sinyor İplikçi’ye hayat olan… Buralardan bir Kiralık Aşk Fandom geçti, birlik ve beraberliğiyle yardıma muhtaç birçok kalbe uzanan… Bugün 3. Yılımızı doldurduk ve biliyorum ki 10 yıl sonra bile asla unutulmayacak bir hikâye seyrettik…  Bu mucizenin bir parçası olmak bana gurur veriyor…

 

Her şeye rağmen iyi ki…

 

Sevgiyle kalın…

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.