Eylül Ali Asaf

                                                                                                                       Yazar: Sinem ÖZCAN

Kalp Atışı’nın haberleri ve tanıtımları ilk ortaya çıktığından beri, yaz sezonu için benim izlenme listeme girmişti. Bunun da iki ana nedeni vardı: İlki iflah olmaz bir Grey’s Anatomy fanatiği olarak konusunda tıp, hastane, doktorlar olan herhangi bir şeye hiç dayanamayışım; ikincisi de başrolde gördüğüm Öykü Karayel ismi.

Öykünün bir Kore dizisi uyarlaması olduğunu, basını takip eden herkes gibi ben de biliyorum. İşin açıkçası şu ana dek hiçbir Kore dizisini izlemiş değilim. Bizde ve dünyada çok tutulduklarını bildiğim hâlde, niyeyse, bana çok uzak geliyor, Kore dizileri. Kalp Atışı’nı duyduğumda bir an “Acaba orijinalini bir izlesem mi?” diye düşünmedim değil ama çabuk vazgeçtim bu kararımdan. Kendimi biliyorum, izlemeye başlasam anında vazgeçecektim hatta Kalp Atışı’na bile mesafeli duracaktım. Ayrıca konunun nerden başlayıp nereye gittiğini bilmek de benim için işin keyfini kaçıracaktı. Sadece tanıtımları izlemekle ve kendimce bir fikir edinmeye çalışmakla yetindim. Yani öykünün orijinali ve bunun bize nasıl uyarlandığı konusunda fikrim yok. Ben sadece ekranda gördüğümü, orijinalinden Eylül Erdembağımsız değerlendirebilecek noktadayım.

Öykü Karayel’i oyuncu olarak çok beğenirim ve ekrana çok yakıştırırım. Gökhan Alkan içinse açıkçası kesin bir fikrim yok. Bir iki kez ekranda görmüşlüğüm var ama daha önce uzun soluklu hiç izlemedim. Bu arada Makbule Kosif – Eda Tezcan kalemiyle de ilk kez tanışıyorum. Özetle Kalp Atışı benim için pek çok anlamda yeni bir deneyim olacak.

Yeniliğin getirdiği merak ve heyecanla oturdum ekran başına. İlk izlenimim, Eylül karakterinde Öykü Karayel’in çok yerinde bir seçim olduğu… Hem Eylül’ü sevdim hem de Eylül’de Öykü Karayel’i… Epeydir güçlü, ne istediğini ve ne yaptığını bilen, kendi ayakları üstünde duran kadın karakter izleyemiyorum ekranlarda. Birden cennete düşmüş gibi oldum.

Eylül’ün çok zor bir çocukluk ve yine zorlu bir ergenlik yaşadığını öğrendik. Asi ve kavgacı yapısının çok kalın bir kabuk olduğu; dünyaya incinebilir, duygusal ve nahif tarafını göstermemek için de o kabuğu alabildiğine kalınlaştırdığını hissettik. Ergenlik döneminde gerçek Eylül’ü; sadece babaannesi ve Ali Asaf, onlar da kısmen, görebildi. Günümüzün Eylül’ü ise artık bunalımlı ve zor günleri aşmış, kendi düzenini kurmuş, başarıya ulaşmış genç bir kadın. Büyük olasılıkla da iç dünyasını dengelemiş ve huzurlu… Ali Asaf’ın gelişiyle bir anda o dengeler alt üst olacak şimdi…

Ali Asaf’a gelince o kanatta anlamadığım şeyler var, şu an için. Doktorluğu terk edip öğretmen olmayı seçmiş, anlaşılan çok zengin ve yine doktor bir babası var. Telefonla babadan yardım isteyebildiğine göre ilişkileri kötü değil. Bu durumda mesleği bırakma noktasında babasının bir müdahalesi ya da tepkisi veya onu vazgeçirmek için önüne koyduğu bir ödül olmamış sanırım. O bölge bende gri kaldı. Marmaris’ten ayrıldıktan sonra da anlaşılan İstanbul’a, babasının yaptırdığı hastaneye dönmüyor. Bunların mantıklı bir açıklaması vardır ve ilerleyen bölümlerde netleşecek diye düşünüp şu an için takılmadım.

Öyküde beni en rahatsız edebilecek şey aslında öğretmen ve öğrenci arasındaki duygusal yakınlaşma meselesiydi. – idi diyorum çünkü hem uyarlama oluşu sebebiyle hem de dizinin geneli bunun üzerine oturmadan geçmişte yaşanıp biten bir detay olduğu için çok takılmadım, buna.

Rahatsızlık duyabileceğim ikinci nokta da tamamen benim huysuzluğumdan kaynaklanmakta, aslında. Ben özellikle ilk bölümlerde uzun süreli geri dönüşleri sevmiyorum, izleyiciyi ana öyküden kopardığını ve atmosferi yakalamasının zorlaştığını düşünüyorum. Ancak bu defa durum farklıydı. Öykünün bilhassa Eylül karakterinin bu geri dönüşe ihtiyacı vardı, aksi takdirde Eylül’ün sertliği, tavizsizliği zor anlaşılır olacak ve karakter itici hâle gelebilecekti. Üstelik geçmişe dönüş bölümü bence iyi ayarlanmış bir tempoyla verildi ve benim gibi her an bıkmaya hazır vaziyette ekran karşısında bekleyen bir izleyiciyi dahi bunaltmadı.

Bölüm çok seri başladı. Bir anda izleyiciyi alıştıklarının dışında farklı bir kadınla tanıştırdı ve “N’oluyoruz?” derken alıp o kadının geçmişine götürdü. Yaşadıklarını, gerekçelerini ve bugünkü konumuna nasıl ve niye geldiğini gösterdi. Sonra zamanda yolculuğu bitirip ana konunun odağına getirdi. Bunu da çok tempolu, düzenli ve yerli yerinde sahnelerle iyi kurgulayarak yaptı. Hiç arasız geçen 2, 5 saate yakın bir sürede kendi adıma, ben sıkılmadım ve ilgimi kaybetmedim.Eylül Ali Asaf

İlk bölümde ana karakterlerin doğru dürüst verilmesini severim. Önce onları tanımak, mümkünse empati yapmak isterim ardından da çatışmanın nereden geleceğini ve engelleyicileri görmeyi tercih ederim. Bu sıralamayla senaryoya baktığımda hepsinin cevabını ilk bölümde aldığımı düşünüyorum. Sadece ana çatışma ile ilgili kafamda netleşmeyen yerler var ki o da şu aşamada doğal.

Senaryo dilini de beğendim. Dialogları içten ve karakterlere uygundu. Abartısız ama çizgisi iyi ayarlanmış replikler öyküyü akıcı kılmıştı. Terimsel söyleyişlerin de doğru ve yerli yerinde kullanılmasını çok sevdim. Yusuf Pirhasan, başarılı bir dünya kurmuş, oturmayan, gözümü rahatsız eden bir detay olmadı. Işığıyla, rengiyle, açılarıyla tertemiz görüntüler izledim, ayrıca.

Bir tek eleştirim Ege Kökenli’nin lise yıllarındaki hâline olabilir. Onu lise öğrencisi olarak düşünmekte çok zorlandım açıkçası. Öykü Karayel’de ve Burcu Türünz’de bu geçiş çok başarılı olmuşken onda aynı başarıyı göremedim.Ali Asaf Bahar

Gökhan Alkan’ın daha önce izleyicisi olmadım demiştim. Oyunculuğu hakkında okuduklarım dışında kişisel fikrim yoktu açıkçası ama bana göre Ali Asaf’a yakışmış. Karakter derinleştikçe detayları ortaya iyice çıktıkça oyunculuk boyutuyla ilgili daha net fikrim olabilir ama ilk izlenim olarak beğendiğimi söylemeliyim ayrıca Eylül & Ali Asaf ikilisini de enerji olarak sevdim.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Kalp Atışı, dikkatimi çekmekle çok iyi yapmış. Uzun süredir izlediğim en iyi “ilk bölüm”lerden birini seyrettim. Temposu, öyküsü, karakterleri, rejisi ve kurgusuyla çok başarılıydı.

Şimdi asıl merak ettiğim (orijinali bilmediğim için konuya tamamen Fransız’ım) Eylül ve Ali Asaf arasındaki ilişkiyi zorlaştıracak engelin nereden geleceği? Çünkü Ali Asaf’ın finalde Eylül’e teyit ettirdiği gibi iki bekâr ve ilişkisi olmayan insandan söz ediyoruz. Bu durumda onların bir araya gelmesini engelleyen salt Bahar olamaz. İkinci bölüm fragmanında Ali Asaf’a “Eylül’den uzak dur!” direktifinin de geldiğini biliyoruz ama bu uyarının da ne denli engelleyici olacağını kestiremiyorum. Bir biçimde ikisinin bir arada olmasına mani olacak bir durum oluşacak elbette ve ben asıl, bunu bekliyorum.Eylül Ali Asaf

İlk bölümden edindiğim izlenim, bu yaz Kalp Atışı benim her hafta bir sonraki bölümü gerçekten merakla beklediğim dizilerden biri olacak gibi. Umarım ilk bölümün akıcılığı, sağlamlığı artarak devam eder.

Aslında yayın günü benim için sürekli takip edilmesi zor bir gün ama yine de olabildiğince şartları zorlayacağım, olamadığında da bir biçimde en kısa sürede izleyip yorumunu yazabilmeyi istiyorum.

Benim çok keyifle izlediğim bu bölüm, umarım reyting listesinde hak ettiği yeri alır; ekran ömrü uzun şansı bol olur. Emeği geçen herkese yürekten teşekkürler.

Benzer Yazılar

Yorum Yaz