Eylül Ali Asaf

                                                                                                                         Yazar: Sinem ÖZCAN

İlk bölümünü çok sevmiştim Kalp Atışı’nın. Böyle durumlarda ikinci bölümün başına otururken biraz ürkerim açıkçası. “Ya o ilk etki sürmezse ya sıradanlaşmaya başlarsa…” endişesi taşırım. Bu hafta da biraz o kaygıyla oturdum ekran başına.Ali Asaf Eylül

İlk bölümde Eylül ve Ali Asaf arasındaki ilişki nereden gelecek diye merak etmiştim. Bir Bahar faktörümüz var, malum. Bahar ve babası sadece Eylül’le Ali Asaf’a değil Eylül’ün hastanede çalışmasına da engel olmak niyetindeler. Ancak salt Bahar engeli bana yeterli bir çatışma gibi gelmiyor, hâlâ. Tamam, Bahar çok hırslı, bencil ve istediğini elde etmek için elini kirletmekten kaçınmayacak bir tip ama Eylül’e göre de Ali Asaf’a göre de hem konum hem de kimlik olarak zayıf kalıyor. Bu sebeple ben onun yeteri kadar güçlü bir engelleyici olacağından emin değilim. Biraz daha bekleyip gelişmeleri görmek en doğrusu olacak, sanırım.

Hem yaratılan Eylül karakterine hem de o rolde Öykü Karayel’e bir kez daha bayıldım. Bölümün başlarında Eylül’ü izlerken içimden “İyi de biraz fazla maskülen kalıyor, Eylül. Biraz yumuşasa mı acaba?” diye geçirirken gözüm topuklu ayakkabı detayına takıldı ve bayıldım. Bütün o sert tavırların ve baskın kişiliği son derece kadınsı bir ayrıntı olan topuklu ayakkabılarla kırılmasını çok sevdim. Boks yaparak rahatlayan, gereğinde iki üç adamı sağlam döven, spor araba kullanan Eylül, o topuklu ayakkabıları giydiğinde son derece feminen bir havaya ve yürüyüşe kavuşuyor.Eylül

Diğer detaylara geçmeden önce kafamda dönüp duran bir soruyu daha ortaya atacağım. Eylül’de çizilen “güçlü kadın” profiline bayıldığımı söylemiştim. Geçmişini bir yana bırakırsak şu anki Eylül’ü inceliyorum: Hayal ettiği neredeyse her şeyi kendi gücüyle, tek başına elde etmiş bir kadın o. Başarı, güzellik, (kullandığı spor arabaya bakarak) para ve kendine güven. Hatta özgüveni, sivri diliyle birleşince iyiden iyiye göze batıcı durumda. Şu ana dek mesleki anlamda bir hata da yapmadığından bunu zedeleyecek hiçbir şeyle karşılaşmamış. Karşısında Ali Asaf var. Gençlik döneminde onun için çok cazip bir rol model. Şimdiki Ali Asaf ise mesleki anlamda yine başarılı ama Eylül’ün tecrübe dışında ondan bir eksiği yok. Şimdi bu konumdaki ve bu kişilikteki bir kadın, geçmişten gelen o hoşlanma haricinde Ali Asaf’a niye âşık olsun? Eylül çok güzel bir kadın, doğal olarak da ilgiye de alışık bu durumda onu Ali Asaf’a ne çekecek, İşte bu soruda beynimde dönüp duruyor.Ali Asaf Eylül

İlk iki bölüm ana kahraman Eylül olduğundan ona çok yoğunlaştık belki de ondan bunu düşünüyorum şu ana ama Ali Asaf, iki bölümdür bana kişilik olarak Eylül’den sönük geliyor. Sanki Eylül’ün diğer erkeklerde bulamayacağı ve sadece onda karşılaşacağı bir detay gerekliymiş gibi geliyor.

Bölüm finalindeki sahneye görsel olarak bayıldım ama açıkçası o sahnede Ali Asaf’ın Eylül’e net bir galibiyeti olsun da istedim, sırf bu nedenle. Bu kadar güçlü ve dominant bir kadının bir tek erkeğe karşı zayıf olması gerek diye düşünüyorum. Ona bir zaafı olmalı ki Eylül’ün ona âşık olmasına inanayım ben. Gerçi hakkını da yemeyeyim Ali Asaf, için zayıf karakter dersem taş olurum ama söylemek istediğim fiziği dışında Eylül’de olmayan ve onun ihtiyaç duyduğu bir şeye sahip olmalı Ali Asaf.Oğuz

Şimdi gelelim öykünün diğer kahramanlarına. Oğuz, ilk bölümde tanışmadığımız bir isimdi. Bu hafta hızlı bir girişle dâhil oldu, öyküye. Oğuz, bana Eylül’ün bir alt versiyonu gibi geldi. Bulundukları noktaya, benzer yerlerden gelmişler; ikisi de çok hırslı ve başarılı. Ne var ki Eylül’ün Allah vergisi parlak zekâsı ve yeteneği Oğuz’da eksik görünüyor. Bu da onu elindeki gücü korumaya daha fazla yöneltmiş gibi. İlk başta antipatik gelse de dürüstçesi sevdim ben Oğuz’u. Elde ettikleri için çok zahmet çekmiş insanların bencilliği ve hırçınlığı var onda belki ama zamanla Eylül’ü daha iyi değerlendireceğini düşünüyorum. Ali Burak Ceylan’ı oyuncu olarak çok severim. Belki de onun etkisiyle Oğuz’a soğuk olamıyorum. İçimden bir ses ilerleyen dönemlerde Eylül’e âşık olacağSuat Tunç Bahar Tunçını söylüyor ve sanırım o zaman onun için en fazla üzülenlerden biri olacağım.

Oğuz’a merhametli ve iyi niyetli yaklaşımım ne yazık ki Bahar söz konusu olunca birden beni terk ediyor. Farkındayım, Bahar zaten nefret edilsin diye yazılmış bir karakter. Oldukça da başarılı ki bende amacına ulaştı. Sağdan baktım, olmadı; dolaştım soldan baktım yine olmadı. Iııııhhhh ben bu Bahar’la geçinemeyeceğim. Allah’tan bana çok ürkütücü bir “kötü kadın” gibi de gelmiyor. Her başarısızlığında “Beter ol!” diyerek avunacağım, anlaşılan.

Hastanedeki yapılanmayı henüz tam çözemedim. Bahar’ın dedesinin ve babasının konumunu, onların Ali Asaf’ın babasıyla bağlarını tam algılayamadım birkaç bölüm geçtikten sonra bende taşlar yerine oturacak. Bu arada Asistan Alp’i çok sempatik ve sevimli buldum da Samet’e ısınamadım. Sürekli her şeyden şikâyet eden, mızmızlananan adam tipi bana göre değil.Esma Eylül

En sevdiğim detaysa Eylül’ün arkadaşı Esma’nın hâlâ onun yanında olması. Gerçi henüz Esma’nın Eylül’deki etkisini bilemiyoruz ama sanırım onun zaman zaman dizginlenmeye zaman zaman da yumuşatılmaya ihtiyacı var. Esma da bu iş için biçilmiş kaftan.

Öykünün medikal boyuttaki gelişimini de çok doyurucu bulduğumu söylemeliyim. İflah olmaz bir Grey’s Anatomy fanatiği olmama karşın onun yerli versiyonunu yapılan hatalar nedeniyle izlemeye tahammül edememiştim. Kalp Atışı başlamadan en büyük kaygılarımdan biri buydu ama ilk iki bölümde gördüğüm kadarıyla gerek senaryo dili gerekse vakanın ele alınışı başarılı. Gözüme batmadan, “Hadi be!” demeden keyifle izliyorum, o sekansları da…

Final sahnesinden yukarıda söz etmiştim ama onun hakkında konuşmazsam eksik kalacak. Tek kelimeyle bayıldım o sahneye… Eylül ve Ali Asaf arasındaki çekimi çok başarıyla yansıtan, çok doğal ve iyi çekilmiş bir sahneydi. Sıradan bir antrenmandan güç savaşına ve oradan da yoğun bir fiziksel çekime hem hızlı hem de çok iyi geçiş yapıldı. Açıkçası bölümün tam da o noktada kalması da izleyicinin ağzına bir parmak bal çaldı. Gelecek haftayı beklemek zor olacak (Hele benim gibi gelecek hafta izleyemeyecekseniz çok daha zor… ) Öykü Karayel ve Gökhan Alkan’ın uyumlu bir çift olacaklarını düşünmüştüm ve final sahnesi bu kanımı güçlendirdi.

Karakterlerde sevmediklerim olsa da seçilen oyuncularda “yanlış” olduğunu düşündüğüm kimse yok. Yine de bu dizide benim en büyük favorim Öykü Karayel. Sanki Eylül onun için yazılmış gibi, ondan başkası oynayamazmış gibi geliyor bana. Eylül çok dikkatle oynanması gereken bir karakter… Ayarı bir parça kaçırdığınızda ve oyunculuğu yükselttiğinizde anında karikatür ve itici bir kimlik hâline gelebilir. Öykü Karayel, detaylara çok dikkat ederek kontrolü elden hiç bırakmadan ve beden dilini çok iyi kullanarak ve çok doğal oynuyor. İtiraf ediyorum, zaman zaman onun oyunculuğuna odaklanmaktan öyküyü kaçırdığım oldu.

Ekran başına biraz kaygıyla oturduğumu söylemiştim ama çok keyifle kalktım. Ritmi çok iyi ayarlanmış ve özellikle finali şahane bir bölümdü. Ne zaman başladı, ne zaman bitti farkına bile varmadım.

Yazanın, çekenlerin, canlandıranların ve onlara destek olan bütün ekibin emeklerine sağlık.

 

 

Benzer Yazılar

Yorum Yaz