Ali Asaf Denizoğlu Eylül Erdem

                                                                                                                   Yazar: Sinem ÖZCAN

Oldukça hareketli ve yoğun bir bölüm izledik bu hafta Kalp Atışı’nda… Geçen hafta Ali Asaf’ın evlenme teklifinde kalmıştık. Eylül’ün bundan kaçışı, ne yazık ki, Serdar’ın öldürülmesiyle oldu. En azından ölmeden önce Eylül’e olayın iyice üstüne gitmesine yetecek kadar ipucu verebildi. Bence bundan da mühimi, Ali Asaf’ın kuşkulanmasını sağlaması oldu. Ali Asaf’ın olayın içine girmesi sadece Eylül’ün işini kolaylaştırmaz Süleyman ve Sinan’ın da köşeye sıkışmalarına yardım eder.

Süleyman, Ziya Nur’u köşeye sıkıştırdığını düşünmenin rahatlığıyla daha pervasız olmaya başladı. Kuşkusuz dede – baba – torun üçlüsünde en tehlikeli ve güçlü olan o, ancak Serdar’ın ölümünün cinayet olması ve bunun eninde sonunda ortaya çıkması incelikle yaptığı planı alaşağı edebilir. Sinan, kızını beceriksizlikle suçlamasına karşın kendisi de ondan çok farklı değil. Diktatör bir babanın elinde yetişmiş zayıf bir adam o da… Çabuk panikliyor, panikleyince hatalar yapıyor ve bu hataları babasının bir biçimde yok etmesine alışmış. Ne var ki bu defa hesapsızca kalkıştığı iş, kolaylıkla işin içinden sıyrılamayacağı bir soruna yol açacak gibi… Bu bölüm Bahar’la Sinan arasındaki ilişki kafamı karıştırdı açıkçası. İlk defa kızına karşı şefkatli ve babacan davranan bir adam izledik. İçten miydi, her zamanki gibi durumu mu kurtarıyordu pek emin olamadım ama en azından Bahar’ın özgüvenini yerle bir edenin kendisi olduğunun farkında.Sinan Bahar Tunç

Kızıyla yaptığı konuşmada içtense bundan böyle daha farklı bir Sinan görmeyi bekleyebiliriz ama o konuşmanın hemen ardından Serdar’ın ölümüyle ilgili sorun, Sinan’ın kızına “iyi baba” olma çabasına sekte vuracaktır çünkü Sinan her şeyden önce kendini düşünen ve kendi paçasını kurtarmaya çalışan bir adam. Bana kalırsa Bahar bir kez daha babası tarafından umutları kırılmış bir kadın olarak yaşayacak.

Geçen haftadan beri Bahar’a keskin düşmanlığım zayıfladı benim. Tamam, hiç sevmiyorum; tamam, kötü kalbinden ve Eylül düşmanlığından nefret ediyorum ama özünde Süleyman gibi bir dedenin torunu ve Sinan gibi bir babanın kızı olduğu için ona acıyorum. Güçlü bir kadın değil Bahar, bunu defalarca gördük. Bu durumda da o yetiştirilme şartlarında ortaya Bahar’dan başkası çıkamazdı diye düşünüyorum.

Eylül, Bahar’a göre çok daha ağır şartlardan gelmiş bir kadın. Buna karşın o kendi ayakları üzerinde durmayı bilmiş, doğru ile yanlışı ayırt edip doğrunun peşinden gitmeyi seçmiş ama ikisinin arasındaki en büyük fark “güç”te… Eylül sadece çok zeki değil ayrıca çocukluğundan beri kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kalmış ve bunu başarmış bir kadın. Sığınacak, yardım isteyecek, destek olacak; onun için bir şeyleri halledecek kimsesi olmamış. Onu Bahar’dan farklı kılan en önemli tarafı da bu…

Eylül’ü çevresindeki kadınlardan farklı kılan, erkeklerde hayranlık uyandıran tarafı da güzelliğinden çok bu, bana kalırsa… Tam da bu sebepten hastanedeki asistanlardan bir mafya babasına; Selim’den Oğuz’a ve Mehmet’ten Ali Asaf’a kadar bütün erkekleri etkiliyor, Bahar’ın algılamasıyla “ağına düşürüyor.”Oğuz Eylül

Oğuz demişken, bu hafta benim en sevindiğim yer, Eylül’le Oğuz arasında başlayan yakınlık ve sırdaşlık oldu. Eylül, Ali Asaf’a anlatmadığı ya da anlatamadığı yarasını Oğuz’a açmakta sakınca görmedi çünkü Oğuz’a âşık değil ve sezgisel olarak biliyor ki Oğuz da onun gibi biri. Bu yüzden de kendisini en iyi o anlayabilir, Oğuz’a âşık olmadığı için de yarasını göstermekten, ondan yardım istemekten korkmuyor. Oğuz ise, ne yazık ki, giderek kapılıyor Eylül’ün ışığına…

Oğuz, benim baştan beri Eylül’den sonra en sevdiğim karakter. Hırsıyla, gücüyle; zayıflıklarıyla ve duygusal yanıyla çok doğru çizilmiş ve çok iyi işleniyor. Harika bir oyuncu tarafından da canlandırıldığı için o ekranda göründüğü anda benim yüzümde güller açıyor. Buna rağmen Eylül’e âşık olan Oğuz’u karşıma alıp “Olmaz, Oğuzcum; hiç oluru yok. Çok üzülürsün.” demek istiyorum. Gerçekten de Eylül – Oğuz aşkının oluru yok. Oğuz’un Eylül’e âşık olması kaçınılmaz olsa da onu taşıyabilmesi imkânsız. Oğuz DağçakrakGeçmişleri benzer, yaraları ortak ve hepsinden önemlisi bunlarla baş etme biçimleri aynı. Her ikisi de hayatta var olabilmek için kendini bir numaraya koyan karakterler. Eylül’ü ne denli severse sevsin Oğuz, onun için gözü kapalı her şeye atlayamaz, onun gerisinde kalmaya dayanamaz ve onun için bütün dünyayı karşısına almayı gözü yemez oysa Eylül’ün gereksinimi bu!

Annesi gibi olmaktan yani bir erkeğe âşık olup kendini yok etmekten deli gibi korkan bir kadın, Eylül. Onu bu korkudan uzaklaştıracak olan kendisi gibi olan değil tam aksine ona hiç benzemeyen biri olmak zorunda. Bu da ancak Ali Asaf olabilir.Ali Asaf Denizoğlu

Ali Asaf, geçmişinde bir travma olsa da sevilmeyi bilen, huzurla büyütülmüş ve değer verilmiş bir adam. Var olmak için Oğuz ve Eylül gibi kendini paralaması gerekmemiş bu yüzden de geldiği nokta onun için hayattaki her şey değil. O sevginin değerini bilen ve insana asıl gerekenin de bu olduğunu kendi hayatından deneyimleyen bir adam. Eylül’ü sevgisiyle yumuşatabilecek tek adam o. Ali Asaf gerektiğinde Eylül’e alan açmayı bilen, onun gerisinde kalmaya itiraz etmeyen, onunla yarışmayan; Eylül’ü farklılaştırmaya çabalamayan hepsinden önemlisi sabırlı bir adam… Eylül’ün içindeki fırtınayı bir tek o sakinleştirebilir, bir tek o huzuru bulmasını sağlayabilir. Ne yazık ki Oğuz başta olmak üzere diğerleri Eylül’ün hep savaşmak zorunda kalacağı, istemeden de olsa onu yoran adamlar olacaktır.Eylül Erdem

Öykünün ana kahramanı Eylül, odak o yani. Bu durumda öyküdeki aşkın ritmini de Eylül’ün duyguları belirleyecektir. “Eylül çok sert; Eylül Ali Asaf’ın duygularını görmezden geliyor; Ali Asaf’a yumuşak olması lazım.” eleştirilerini bu nedenle haklı bulamıyorum, ben. Eylül yapısındaki bir kadının kabuklarını kırması ve bir anda yumuşaması gerçekçi değil. Ali Asaf, kendi içindeki karmaşayı çözmüş ve Eylül’e duygularından emin. Yolunu da çizmiş ama Eylül aynı noktada değil ve oraya varması da çok kolay olmayacak. Ali Asaf’ı seviyor, o sevgiyi kabullenmiş onun sorunu Ali Asaf’ı sevmek istememesi çünkü annesi gibi olmaktan korkuyor. İşte bu aşılması en zor engel… Eylül, Ali Asaf’la değil kendisiyle mücadele ediyor ve en zor olan da bir insanın kendisiyle savaşmasını bıraktırabilmektir. Ali Asaf, bence bunun pekâlâ farkında ve o izleyiciler kadar sabırsız değil. Hamleler yapıyor, o hamlelerin sonuçlarını gözlüyor ve bekliyor.

“Ali Asaf geri çekilsin Eylül onun eksikliğini hissetsin.” düşüncesi de bana gerçekçi gelmiyor. Ali Asaf’ın galibiyet yolu bıkmadan usanmadan attığı adımlarda… Geri çekilirse Eylül, bunu korkularında haklı olduğu biçiminde yorumlayacak ve sanılanın aksine Ali Asaf’ın peşine düşmeyecektir, en azından şimdilik. Geri duracak ve Ali Asaf’tan önce nasıl yaşıyorsa öyle yaşamayı sürdürecektir.

Ali Asaf’ın Eylül’ü zorlayacağı bir an gelmeli ki öykünün gidişine bakarak bunun olacağını da düşünüyorum ama bence çok erken. Ali Asaf’ın sabrına hepimizin sahip olması gerektiğini ve Eylül’ün bebek adımlarıyla ilerlemesini görmemiz gerektiğini düşünüyorum. (Ki bu bölüm, krem kutusunu Ali Asaf’tan istemeyi bilmesi bence o bebek adımlarından biriydi.)Ali Asaf Eylül

Bu hafta bölümdeki medikal öyküyü çok etkileyici buldum. İyi işlenmiş ve çok çarpıcı canlandırılmış bir sekanstı. Bu arada söylemeden geçmeyeyim: Mafya babası öyküsünün de böyle ara ara yeniden gündeme getirilmesi ve onun komediye dayandırılmasını da çok sevdim.

Kalp Atışı; her hafta hareketli, yoğun ve ana öyküyü yerinde saydırmadan giden yapısıyla benim keyifle izlediğim bir dizi. Ufak tefek aksamalar olsa da bilhassa karakterlerin çarpıcılığı ve ayarında tutulan duygusallığıyla yazın en başarılı işlerinden biri diye düşünüyorum. Bu ritmi koruduğu takdirde kış sezonunda da aynı çizgide göreceğiz, diye umuyorum.

Bütün ekibin emeklerine sağlık.

 

 

Benzer Yazılar