Deniz Çakır

 

Yazar: Sinem ÖZCAN

Oldum olası sevdim güçlü kadın tiplemelerini. Son dönemde dizileri zehirli sarmaşık gibi saran; sınıf atlama çabasıyla her türlü kötülüğü yapan, hayattaki tek amacı zengin koca bulmak ve onu elinde tutmak olan, kendi mutluluğu için herkesi mutsuz etmekte hiçbir sakınca görmeyen ya da sakar, sarsak ama şirin görünümlerle talih kuşunun omuzlarına konmasını bekleyen esas kız figürlerinin arasında benim için her zaman bambaşka bir yeri oldu Meryem Çakırbeyli’nin.

Karadenizli, geleneksel bir ailenin gelini Meryem Çakırbeyli. Mafya babası Hızır’ın karısı ve iki çocuğunun annesi… Çakırbeyli ailesinin “yenge”si, Hızır Ali Çakırbeyli’nin “Meryem anne”si ve Ceylan’ın (görünürde) en büyük rakibi…

Peki ya “Çakırbeyli” boyutunu öteleyip baktığımızda kim Meryem? İlk söylenecek olan kuşkusuz, âşık bir kadın. Meryem’i var eden özelliklerin başında aşk geliyor, öyle ki bu aşk belki de karakterinin en büyük zaafı. Hızır’ın zor ve karanlık hayatını gıkı çıkmadan kabullenen Meryem konu onun çapkınlığına ve uçarılığına gelince hayatının en büyük acılarını yaşıyor, en zor kararlarını alıyor ve en ağır diyetleri ödüyor.

Ailesi, çocukları ve sevdikleri söz konusu olduğunda herkesin gıptayla baktığı mantığı ve gücü sadece Hızır’a duyduğu aşk nedeniyle yok oluyor. Odasının dört duvarı arasında yaşasa da sadece kendi bilse de en büyük zayıflığı Hızır’ın aşkını yüreğinde dizginleyememek.

“Benim kocam devlete baş kaldırmaz, boyun eğer ama benim aileme zarar verirseniz ben devlet mevlet tanımam!” diyecek kadar asi, kocasının metresinin içinde olduğu arabayı, bir an bile tereddüt etmeksizin son sürat duvara sürecek kadar gözü karadır. Meryem’in kırmızı çizgisi Hızır ve ailesidir çünkü. Onların tehdit altında olduğunu hissettiği anda karanlık yüzü açığa çıkar.

Öte yandan ailesinden de olsa, en yakını olarak da görse karşısındaki kim olursa olsun adil ve doğrucudur, Meryem. Kardeşi gibi gördüğü Ayşen, Hatice’ye haksızlık ettiğinde üstelik bunu haddini aşarak terbiyesizliğe döktüğünde Hatice’yle daha mesafeli bir ilişkisi olmasına karşın onun yanında yer alacak ve Ayşen’i aileden uzaklara savuracak tokadı atmayı da bilecektir.

Hızır’ın metresinin doğum sancıları tuttuğunda, Nazlı “Beni yalnız bırakma!” diye ellerine sarıldığında Hızır’a içinden lanetler okusa da kadını sahiplenip hastaneye yetiştiren o da yetmezmiş gibi Hızır’ın başka kadından çocuğunu kucağına ilk alan da yine Meryem’dir.

Hızır’ın çapkınlıkları canına tak edince kocasından ayrılmaya kalkışacak ancak onu durduran “Çakırbeyliler boşanmaz.” geleneği değil ne yaparsa yapsın yüreğinden söküp atamadığı aşkı olacaktır. Meryem’in en büyük zaafıdır o aşk çünkü. Ona hatalar yaptıran da acılar çektiren de hep odur ancak bir anlamda Meryem’i var eden de Hızır’a duyduğu bir türlü dizginlenmeyen aşkıdır.
Net bir kadındır Meryem; ne zaman, neye, nasıl tepki vereceğini bilirsiniz. Ailenin reisi Hızır olsa da Hızır dâhil bütün herkesi çekip çeviren gerçekte odur. Ondandır Meryem çözüldüğünde Hızır’ın darmadağın olması.

Nettir ama önyargılı da değildir. Aksine çoğu zaman sağduyusu yönetir, onu. En büyük rakibi Ceylan’ın Hızır’dan boyu kadar oğlu olduğunu öğrendiği anda dünyası başına yıkılsa da kendisine “Anne” diye hitap eden Hızır Ali’ye “Benim seni kabullenmek için zamana ihtiyacım var.” diyecektir, açık olarak. Delikanlının “Ne kadar sürer?” sorusuna ise “Babanın annenden çocuk yapmasından uzun, annenin seni bizden 21 yıl saklamasından kısa…” cevabıyla hem kırgınlığını hem şaşkınlığını hem de hakiki duygusunu ironik olarak dile getirecektir. Gerçekten de olaya akılcı yaklaşıp Hızır Ali’nin içtenliğini ve günahsızlığını kabullenecek ve Hızır’a “Ben seviyorum, bu çocuğu” diyecektir. Hem de işkence gördüğü için perişan vaziyette Meryem’in evine gelen çocuğu eliyle besleyecek kadar müşfik, oğlunu merak eden Ceylan’ı tüm kıskanma duygusunu geri itip evinde misafir edecek kadar merhametli olmayı bilecektir.

Kendi çocuklarına gösterdiği şefkati sadece Hızır Ali’den değil kocasının yeğenleri İlyas ve Alparslan’dan da esirgemeyecek ve hepsi için şefkatiyle, otoritesiyle; sevgisi ve öfkesiyle gerçek bir anne olmayı başaracaktır.

Hayriye Hanım’ın “gelinim değil kızım” dediği Meryem, ailenin karanlık yönünü bilip bunu kabullense de kendi çocuklarını özenle bu batağın dışında tutmak için çabalar ve en küçüğünden en büyüğüne hatta kadınlarına kadar hepsi belinde silahla gezen ailede çocuklarını silahtan, kandan ve illegal işlerden uzak tutar.

Canından çok sevdiği adamı evden her uğurlayışında “Acaba bu onu son görüşüm mü?” duygusu yaşamak, ne denli güçlü olursa olsun her kadın için öldürücü bir duygu. Ölüm gerçeğiyle yıllardır iç içe yaşamak ve sevdiklerini kaybetme korkusuyla çoktan yüzleşmiş olmak kolay baş edilir bir durum değil. Meryem, bunu sindirmiş, hayatını bu kâbusla geçirmemeyi çoktan öğrenmiş bir kadın.

Bütün detayları toplayıp Meryem’i bütünüyle düşündüğümde karşımıza kelimenin tam anlamıyla cesur ve güçlü ama kadınsı taraflarıyla da katılaşmamış, nahif bir karakter çıkıyor. Öylesine iyi ve öylesine ölçülü kurulmuş ki bu denge, Meryem ütopik bir karakter değil. Pek çok Anadolu kadınının özünde taşıdığı özellikler, modernize edilip biçimlendirilmiş yalnızca. Bu yüzden çok gerçek, bu yüzden çok inandırıcı ve bu yüzden de çok dolu bir kimlik.

Ekrandaki yerli dizilerin tamamını incelediğimizde bir başka örneğine asla rastlanmayacak bir özgünlüğü de var, Meryem’in. Yerelliğiyle, iyi ve kötü yönleriyle, zaaflarıyla ve hepsinden önce duruşuyla Türk dizi tarihinin bence en başarılı yazılmış kadın karakterlerinden biri Meryem Çakırbeyli.

 

 

 

Benzer Yazılar