Yazar: Sinem ÖZCAN

N’olur Ayrılalım’ı çok heyecanla beklememe rağmen, Cuma akşamı hepimizi derinden etkileyen vahim olaylar nedeniyle diziyi, ne yazık ki, cumartesi günü de izleyemedim. Açıkçası içimden gelmedi, ne izlemek ne de yazmak. Bugün yavaş yavaş kendimi biraz toparlamaya başlayınca içinde olduğum atmosferden uzaklaşmak adına açıp izledim. Hâlâ kendimi tam bulmuş değilim; bu dizi çok daha canlı, çok daha coşkulu bir yorumu hak ediyor biliyorum ama affınıza sığınıyorum. İlk bölümü yorumsuz bırakmak istemedim ve aklıma geleni yazmaya çalıştım.

Bölüme, senaryo ve oyunculuklara girmeden önce izninizle jenerikten başlamak istiyorum, ben. Gördüğüm en iyi dizi jeneriklerinden birini izledim. Ayşegül Sınav imzası olduğunu düşünüyorum ve önce onu kutlayarak başlamak istiyorum. Çok renkli, çok farklı ve bence çok akılcı bir iş olmuş.
Öyküsü, bu yaz ekranlarımızı parselleyen romantik – komediler arasında farklılığı ile N’olur Ayrılalım’a bir yer açtı. Sadece “Modern Telli Baba” fikriyle değil aynı oranda çarpıcı “Tru- Guy Şov” detayıyla da değişik ve ilgi çekici olmuş. Tru- Guy şovun içine dâhil edilen modern telli baba öyküsü ana olayı oluşturacak anladığım kadarıyla, diğer yandan da bölüm sonu çok sürpriz biçimde ortaya çıkan, birbirine bir biçimde bağlanan hayatlarla da detaylar örülecek.

Azize; ilk bölümde saf, telaşlı, abisine ve Turgay’a karşı koyamayan pasif bir tipleme çizse de ara ara gösterdiği “atar”larıyla bu kimliğin değişeceğinin sinyallerini verdi bana. Dürüstlüğü, insanlara oyun oynamaktan hoşlanmaması ve çekingenliğine rağmen hatta âşık olduğu adama karşı dostunu ateşle savunması da onun içindeki gizli gücü sezdiriyor.

Ulaş’a gelince elinin uğuru dışında; duyarlı, iyi niyetli ve net bir adam gibi göründü. Sanıyorum bugüne dek alıştıklarımızın tam aksine âşık olmaktan korkan, âşık olduğunu anlayınca bundan kaçan, kendine dahi itiraf etmekten çekinen bir adam tiplemesi izlemeyeceğiz. Bu, profil şu ana dek yerli dizilerde alışık olduğumuzun çok dışında ve yepyeni bir kimlik gibi görünüyor. Ben Ulaş’ın aşkı kabullenme sürecini değil, aşkını elinde tutma savaşını izleyeceğimizi düşünüyorum ki bu değişik bir erkek kahraman.

Hemen bu noktada Temmuz – Ulaş ikilisine değinmezsem olmaz. Benim yıllardır özlediğim, uzun zamandır da pek çok yorumda türküsünü çağırdığım ilişki tarzı geldi. ( Hayalimi benim canım senaristçiklerimden başka kim gerçekleştirebilirdi ki? ) Sonunda bayıla bayıla bir kadın – erkek dostluğu göreceğiz sanırım. Çiftlerden birinin platonik âşık olmadığı, alt plansız, doğal mı doğal, sıcacık ve nasıl doğru bir ikili yaratılmış, Allah’ım bayıldımmmmmm…

Tamam, bu bir aşk öyküsü olacak biliyorum, tamam asıl çiftimiz Azize ve Ulaş onu da biliyorum ama bana ne, ben Temmuz ve Ulaş’a hayran oldum.

Öykü ilk bölümde bana göre çok doğru bir ritimle aktı ve tam yerinde sağlam düğümlerle noktalandı. Tipleri tanıdıktan ve ana olayı öğrendikten sonra kahramanların birbirleriyle bağlantıları hakkında ipuçları verildi ve Nadir Erciyesli’ye “Baba” diyen Ulaş’la bölüm, merakın tepe noktasında sonlandı.

Ulaş’ın “Vardar” ve baba diye hitap ettiği Nadir’in “Erciyes” soyadları ortada iyi geçinemeyen bir baba – oğul ilişkisinden çok daha derin bir sorunu düşündürdü bana. Babasının soyadını reddeden Ulaş, babasının belli ki ikinci eşinden olan Ateş’le yakın ilişki içinde. Bu da demektir ki babayla görüşmüyor ama ailenin geri kalanına mesafeli değil.( hatta üvey anneye bile çok negatif olmayabilir.)
Diğer düğüm Temmuz’un babasının Nadir Erciyes’in şoförü olması… Yani Temmuz ve Ulaş’ın dostlukları belli ki çok eskiye dayanıyor. Zaten Temmuz’un “O, benim abim gibi” ifadesi de bunu doğrular nitelikte. Nadir Erciyes ekseninde dönen bir dram çıkacak karşımıza gibi geliyor. Temmuz’un baba – kız ilişkisi de çok sıcak değil. Baba Ulaş’tan “Bir adam” olarak söz ediyor ve kızını bir adamla birlikte yaşadığı için iğneliyor. Üstüne üstlük babasının patronu ve kendisini okutan bir nevi himaye eden Nadir’e karşı Temmuz alabildiğine alaycı ve rahat… Nadir, babasını evden atmakla tehdit edince Temmuz yelkenleri suya indiriyor. Bu ailede çok garip şeyler oluyor, ben size diyeyim.

İşin diğer ayağında da Nadir Erciyes var: Belli ki Yusuf’un Nadir Erciyes’le “babasının intikamı” diye adlandırdığı bir davası var. O hâlde “fena hâlde kötü adamımız” Nadir her iki ailede de işleri karıştıran, asıl adam…


N’olur Ayrılalım
, iki cepheden yürüyecek bir öykü gibi. Tru – Guy ve onun şovu dolayısıyla televizyon dünyasının perde arkasına konuk olurken bir yandan da Azize& Ulaş aşkını izleyeceğiz. Ailelerin gizemleri çözüldükçe de Azize ve Ulaş birlikteliğinde yeni düğümlere tanık olacağız, diye düşünüyorum.

İlk tanıtımından beri öykünün çok farklı ve çarpıcı olduğunu sezmiştim ve sık sık da dile getirdim bu dizinin hikâyesinin çok iyi olacağını. Hâlâ aynı fikirdeyim. Öyküsüyle, tiplemesiyle ve diyaloglarıyla bayıldığım A. Ferda Eryılmaz ve Nehir Erdem çizgisi asıl bu dizide kendini gösterecek gibi.

Gelecek bölümlerde atılacak düğümleri, sürpriz çıkışları, farklı kimlikleri ve bayıldığım diyaloglarınızı sabırsızlıkla bekliyorum sevgili senaristçiklerim.

Pek çok dizinin ilk bölümünde verilecek çok fazla şey olduğundan genellikle ritim düşüktür ve dizi akmaz. Kahramanları tanıyalım, ne oluyor anlayalım derken esnemeye başlarız bir süre sonra. Oysa N’olur Ayrılalım’da ben, çok seri ve sekansın doğru bağlanmasıyla çok iyi kurgulanmış bir ilk bölüm izledim. Dağınıklık hiç yoktu, sahneler çok iyi bütünlenmiş, geçişler de çok sağlam olmuş.

Rejinin muhteşem iş çıkardığı iki sahne var ki söylemezsem olmaz. İlki kırmızı halı ve ödül töreni sahneleri… Üç beş figüranla, saçma sapan görüntülerle bu tip sahneleri çeken yönetmenlere selam olsun! Sanki gerçek bir ödül töreni izler gibiydim. Salondan, sunucuya ekrandaki görüntülerden ödül alanların tavrına kadar çok iyi ayarlanmış sahnelerdi. İkinciye daha da çok bayıldım: Azize’nin rüyası… Uyuyan Güzel masalını başlı başına filme almışlar gibi hissettim. Hele beyaz atlı prens detayı çok mükemmeldi. Bir kere değil bin kere ellerine sağlık Yusuf Ömer Sınav!

Oyunculara gelecek olursam bu dizide favorim kesinlikle Tru – Guy. Ba –yıl –dımmmm. Tek kelimeyle bayıldım. Role “cuk” oturmuş, her sahnesi ayrı güzeldi. Bence muhteşem bir performans çıkardı. Sabırsızlıkla yeni bölümlerdeki tavrını ve açıkçası dönüşümünü merak ediyorum.

Çok beğendiğim ikinci isim kesinlikle Aras Aydın! “İnadına Aşk”taki Polat’ı silip yepyeni bir karakter yaratmış. Üstelik bu karakteri bence kendine çok daha iyi oturtmuş. Zamanla sağını solunu törpüleyip kendine en yakışan hâle getireceğine de çok inanıyorum ve özellikle Nilperi Şahinkaya ile sahnelerine ayrı vuruldum. Rol arkadaşıyla değil de kendi kankasıyla oynarcasına rahattı, Aras. Oradan çok iyi bir ikili çıkacak benden söylemesi.

Bu arada Nilperi Şahinkaya’da rötuşlanması gereken bir iki detay takıldı gözüme. Hem mimik hem repliklerde… Özellikle barda Çiğdem’le olan sahnede hatalar vardı ama çabuk düzelecektir diye düşünüyorum.

Beklediğimden iyi bulduğum oyuncu ise kesinlikle Osman Karakoç… Daha önceki dizilerde vasat bulmuştum ve soğuk gelmişti oyunculuğu bana ama oyuncu rejisi çok başarılı verilmiş, beklediğimin üstünde bir performans izledim. Merakla Nilperi Şahinkaya ile sahnelerini bekliyorum.

Nilay Duru da ilk bölümden başarılı bulduğum isimlerden. Rolü geliştirdikçe ve öykü derinleştikçe çok daha iyi sahnelerini izleyeceğiz diye düşünüyorum.

Burada stylingden kocaman bir ricam var: Lütfen Nilay Duru’nun giysi ve saçında çok daha özenli bir çizgi izleyin. O çiçekli elbise, ayağından çıkıverecekmiş gibi duran sandaletler hiç olmamıştı. Bir de saç ve makyajda bir değişiklik yapıp role uyumlu hâle getirseniz keşke.

N’olur Ayrılalım bence bu sezonun tutacak işlerinden olacak gibi. Çok iyi bir giriş yaptığını düşünüyorum ve bu girişi hızlı bir çıkış takip edecek diye umuyorum. Dua ediyorum, bekliyorum.

Ellerinize sağlık A. Ferda Eryılmaz, Nehir Erdem; Yusuf Sınav, Aras Aydın, Nilay Duru, Gürgen Öz ve adını tek tek sayamadığım bütün emeği geçenler… Önümüzdeki haftayı sabırsızlıkla bekliyorum.

 

 

Benzer Yazılar

Yorum Yaz