Yazar: Sinem ÖZCAN

Sen Anlat Karadeniz’in sezon finalinde geçen hafta başlayan aksiyonun artarak devam edeceğini tahmin ediyordum. Vedat’ın Ceylan’ı alarak kaçıp gideceğine pek de ihtimal vermemiştim. O, çok ama çok tehlikeli bir sosyopat ve yenilgiyi, kaçmayı kabullenecek bir yaratık da değil. Nitekim de öyle oldu. Nefes saplantısı, her şeye rağmen ağır bastı ve Nefes’i ihbar etmesine rağmen dönüp onu ve Yiğit’i kaçırmanın derdine düştü.

Geçen hafta “Vedat, Mustafa’nın arabasına bir de cinayet silahını bıraktıysa Mustafa uzun bir süre evine dönemez.” demiştim. Vedat’ı hafife almışım. Cinayet silahını bırakmak bir yana, Necip’i de Mustafa’nın silahıyla vurmayı akıl etmiş. Silahın kaybolduğunun bildirilmiş olması çok önemli bir artı Mustafa için ama şartlar düşünülünce Rüstem olmadan Mustafa’yı kurtarmak şu aşamada çok güç görünüyor bana.

Bütün bu karmaşanın ortasında Nefes’in ihbar edildiğini öğrenen Tahir, Rusya planını uygulamakta çok kesin kararlı göründü. Kendince haklılığı su götürmez olsa da baştan beri bu planın doğru olmadığını iddia edenlerden biriydim ki geldiğimiz noktada maalesef plan zaten suya düştü.

Vedat’ın çok ince hesaplar yaptığını biliyoruz. Tahir ise onun karşısında içgüdüsel davranıyor. Tahir, açık dövüşmeyi bilen, bileğinin ve aklının gücüyle zafer kazanabilen bir adam. Vedat’sa pis oynuyor. Hem kaçak dövüşüyor hem kural tanımıyor hem de çok dikkatli plan yapıyor. Tahir’in sakladığı el bombalarından ve Ali’yle olan sohbetlerinden anladığım, sıradan bir askerlik geçirmediği… Çok büyük olasılıkla o özel timlerde görev yapmış çok iyi bir asker… Ne var ki karşısındaki rakip, askerî yöntemlerle alt edebileceği biri değil. Tahir’in henüz Vedat’ı tam çözemediğini ve hataları bu nedenle yaptığını düşünüyorum. Aslında hata demek de doğru değil. Oyunun ipleri Vedat’ın elinde… Tahir, Vedat’ın açtığı belaları çözmekle uğraşıyor ama onun birbiri ardınca yeni belalar açmasını engelleyemiyor. İyi bir asker gibi savaşıyor ancak iyi bir komutan gibi kriz yönetemiyor. Vedat’ın şu an önde görünmesinin ana sebebi de bu…

Baştan beri defalarca dile getirdim. Vedat çok iyi tasarlanmış bir kötü karakter… Öykünün ipleri onun elinde. Olayların gidişatına da doğal olarak o yön veriyor. Sezon finalinde de onun yeni bir hamle yapacağını ve Tahir’le Nefes’i çok zorda bırakacağını bu nedenle tahmin etmiştim. İzleyici olarak Vedat’ın sürekli kazanıyor görünmesi çoğumuzu rahatsız edebilir ama işin gerçeği sezon finaline kadar değil, finale kadar Vedat, çoğunlukla kazanacak. Oyunun kuralı bu… Bu bir dram, üstelik de ağır bir dram… Kahramanların yani Nefes ve Tahir’in sınanması gerekiyor, her seferinde daha zorlu bir etapla hem de… Vedat kazanacak ki öykü ilerleyebilsin. Aksi takdirde öykü dram olmaktan çıkıp “şirin” bir aile hikâyesine döner yani ana fikrini tümden kaybeder. İşte tam da bu yüzden Nefes, Mercan’a yazdığı mektubu “Belki zalimin sesi çok çıkar ama son sözü mazlum söyler!” diyerek bitirdi. Bu cümle, o mektubun final cümlesi… Mesajı alıp diziye uyarlarsak Nefes aslında bize dizinin de finalini dillendirdi. Mazlum son sözü söyler ama şimdi değil… Zalimin sesi ne yazık ki uzun süre daha, çok çıkmaya devam edecek. Dönüp hayatın gerçeğine baktığımızda da tablo üç aşağı beş yukarı aynı. Maalesef, hayatta da mazlumlar son sözü söyleyebilmek için o çok çıkan sesleri bastırmayı epeyce uzun süre bekliyor. Zafere giden yol ne yazık ki hep dikenlerle dolu…

Bütün bu aksiyonun tam ortasında elbette ki Nefes’le Tahir’in kocaman sevdaları duruyor. Belki şu an için biraz buruk, biraz kırık dökük biraz da yaşanamayan bir sevda ama her darbede onların ayakta kalmasını sağlayan tek güç de o. Nefes, Tahir’in onları Rusya’ya yollama planına engel olamayınca çaresiz boyun eğdi ama Tahir’le yaşanmamışları ve bunların belki de bir daha hiç yaşanamayacağı endişesi onu vaktinden evvel bir adım atmaya itti. En kötü yarasını, güzeliyle değiştirmek istedi ve Tahir’e “Ben senin gerçekten karın olmak istiyorum.” demeyi başardı. Ağzından o cümleler çıktığında gayri ihtiyari “Hayır Nefes ya, hayır! Şimdi değil!” cümlesi döküldü dudaklarımdan çünkü çok erken olduğunu biliyordum. Hem çok erken hem de ertesi gün uzun bir süreliğine kopmak zorunda kalacaklarını varsayarak çok zamansız bir adımdı bu. Nefes’in iyi niyetinden de gerçekten geçmişini unutmak istediğinden de hiç şüphem yok ama “en kötü yara” dediği şey tecavüz… Hem de 8 yıl süren sistematik bir tecavüz… Bunun “Senin koynunda uyumak istiyorum” gibi bir kararla alakası yok. Dokunmaya, dokunulmaya ve bir başka bedenle tanışmaya hazır olmakla ilgisi var. Bu denli yaralı bir kadının da uzun süre ciddi bir terapi görmeden, Tahir’in çok akıllıca atacağı adımlar olmadan ve zamana yayılmadan aşılması mümkün değil. Neyse ki Tahir’in sağduyusuna güveniyordum ve gerçekten de söylenebilecek en anlamlı ve en doğru cümleyi söyleyerek “Sen benim gerçekten karımsın zaten!” diyerek üstelik yaralarından öperek durdurdu Nefes’i.

“Bir kadını yaralarından öpmek”, o kadının çaresizliğinden öpmektir. O çaresizliği öperek iyileştirmek, o yarayı alıp kendi bedenine sokmak demektir. Çocuklukta öğrenilen “öpünce geçer!” kültürüyle yoğrulmuş bedenleriz biz ve bize hep, can acısına öpücüğün şifa olduğu öğretildi. Öpücük, sevginin en somut hâli… Yıllarca dövülerek canı kanatılmış bir kadını öperek, severek iyileştirmeyi seçti Tahir. Bir kez daha nefsini öteleyip hemnefesine derman olmayı seçti. Evet, Tahir bir kahraman… Ama Vedat’ın ya da köylülerin somut kötülükleriyle savaşan bir şövalye değil sadece o, Nefes’in ruhunu ele geçirmiş vebayı da yok etmeye çabalayan bir kahraman…

Tam da bu yüzden “Sen bir kahramansın ama…” diye başlayan cümlelerin ama’dan sonraki bölümleriyle hiç ilgilenmiyorum ve o cümleyi kuran Mustafa’nın ağzına kürekle vurmak istiyorum. Diyeceksiniz ki bana “Eee, Nefes de öyle dedi…” Doğru onun ağzından da “Senden bir kahraman olur Tahir Kaleli ama eş olmaz!” ifadesi çıktı çıkmasına da kelimelere çok takık olduğumdan mıdır, ille bir alt metin aradığımdan mıdır bilemem ama o cümle bana çok başka şeyler düşündürdü.

O cümlenin birkaç kare öncesine saralım zihinlerimizi. Vedat, Nefes’e Ceylan’ın kızı olduğunu söylüyor ve en arsız sırıtışıyla “Tahir’e bunu sana söylemediği için kızdın mı?” diye soruyor. Bu durumda her normal kadının tepkisi değil kızmak ortalığı yakıp yıkmaktır. Vedat’ın güvendiği de bu. Oysa Nefes, bir an bile tereddüt etmeden “Hayır, kızmadım. Söylemediyse vardır bir bildiği!” diyor. Üstelik bunu Tahir’e “Seni terk edeceğim ama Ceylan’ı söylemediğin için değil!” diyerek pekiştiriyor. Siz hiç, birine “Söylemediyse vardır bir bildiği…” diyecek kadar güvendiniz mi bilmem ama bu kadar hayati bir durumda o güveni sergileyebilmek için karşınızdakine kendinizden çok inanmanız gerekir. Dönüp geçmişe baktığımızda yaşadığı tüm acıların sonucu olarak Nefes’in en büyük probleminin güven olduğunu biliyoruz. Geldiği noktadaysa Tahir’e kendinden çok güvenen bir Nefes var. Ama bu kadın dönüp ona “Senden olmaz.” diyebiliyor.

Geçen haftaki yazımda Tahir’in evliliğin kurallarını bilmediğinden söz etmiştim. Ömrü boyunca tek başına karar almış birinin hayat arkadaşına danışması ve ortak karar vermesi durumundan habersiz bizim Tahir’imiz. Nefes’in vurguladığı da tam olarak bu aslında. Bana göre evlilikte karı – koca vardır ama bunların her biri için “eş” ifadesi aynı manayı taşımaz. “Eş”te; eşitlik, aynılık vardır oysa evlilik, hayat arkadaşlığı… Aynı yolu birlikte yürüdüğünüz bir arkadaşınız var ama “aynı” değilsiniz; roller farklı, görevler farklı…. Nefes, Tahir’i suçlarken “Sen sevmeyi korumak sanıyorsun.” dedi ki bence en büyük hatası da bu. Tahir, sevmeyi “korumak” sanmıyor ama seveceği birinin olması için önce onu “koruma”sı şart. Önce hastayı hayatta tutacak ki ardından iyileştirebilsin. Nefes’i yaralarından öpen adam, sevmenin ne olduğunu da gayet iyi biliyor ancak öncelikli görevi farklı. Tam da bu nedenle o anın öfkesi gereği Nefes’in Tahir’e birazcık haksızlık ettiğini düşünsem de ölüme giderken bile evlilik kavgası yapan ikili beni güldürdü açıkçası.

Tahir, hiçbir zaman senin “eşin” olmayacak Nefesçim ama inan bana daima senin “kocan” olmayı çok iyi bilecek. Evliliği bilmiyor ama sevmeyi çok güzel biliyor. Hepsinden önemlisi seni hiçe saymıyor ve sana saygı duyuyor. Tek başına karar almaktan vazgeçmesi, danışmayı öğrenmesi biraz zaman alacak, kabul ama sen ne dersen de o önce seni hayatta tutacak ve güvende olmanı sağlayacak. Gerisi sonra… Yolunuz çok uzun… Bu sürede afiyetle onun beynini yiyebilirsin ki zaten hiç itirazı da yok!

Nefes’in ellerini ayaklarını bağlarken Tahir’e verdiği ayar beni çok güldürdü, demiştim. En acı durumda gülebildiğim için ne kadar normal olduğum tartışılır elbet ama yükselip bakınca cidden durum çok komikti. Sevdiğiniz adamı öldürmek üzeresiniz, yeniden bir canavarın eline düşüyorsunuz adam manyaklık sınırlarını aşmış, yani özetle ikiniz de ölüme gidiyorsunuz ve o anda “evlilik kavgası” yapıyorsunuz. Kabul edin şimdi, normal olmayan ben değilim Nefes’le Tahir… Normal değiller çünkü o anda sıradan her insanı yerle bir edecek ölüm korkusunu taşımıyorlar zira biri inat diğeri umut onların! Bunun bir “son” olmadığının da farkındalar. Ne Nefes, Tahir’i sımsıkı(!) bağlayıp denize atar ne de Tahir ölümü savaşmadan kabullenir. Ben, o tartışma sırasında Nefes’in en az Vedat kadar planlı davrandığına yürekten inanıyorum o ipler daha denize vurmadan çözülür, ben size diyeyim… Haaa, Necip’i atlatıp 155’i aramayı akıl eden Yiğitçik de kaptan köşkünde boş durmaz. Ali’nin de ölüm uykusuna yatmadığına inanacak kadar iyimserim, evet.

Bizi merak dolu bir yaz beklese de ben de Nefes kadar “umut” ve Tahir kadar “inat” doluyum. Sabırla bekleyeceğim. Yalnız söylemezsem dilim fena hâlde şişecek. Biliyorum, Sen Anlat Karadeniz “total” dizisi… Total izleyicisi düşünmeyi sevmez, hatırlatmayı sever ama son bölümlerde giderek artan flashbackler benim canıma okuyor Sevgili Yönetmenlerim… Bölümün bütünlüğünü fena hâlde kırıyor, izlemeyi de güçleştiriyor. Ben ne izleyicisiyim, bir gruba dahil miyim onu da bilmiyorum ama yalvarırım “total” dışındakileri de düşünün birazcık. Bu kadar hatırlatmaya, bu kadar yeniden canlandırmaya gerek var mı? Hatta nerdeyse her bölümün ileriden açılıp geçmişe dönmesi çok mu gerekli? Dizinin sıkı takipçileri oyuncuların saç modelinden, kostümünün rengine kadar bölüm bölüm hatırlıyor zaten; bırakın bir repliği, oyuncunun yüzündeki mimiği size ezbere anlatır. Ne olur, yalvarıyorum fasulye ayıklarken diziye göz atan Ayşe Teyze için koskocaman bir kitlenin de canına okumayın. Fasulyeci Ayşe Teyze, bazı şeyleri eksik biliversin ona izlerken ağlamak yetiyor zaten…

Son hafta olduğundan sanırım benim de çenem çok düştü. 21 hafta boyunca beni ekran başında keyifle tutan Sen Anlat Karadeniz’e her detayıyla kocaman teşekkürler… Merak ve özlemle yeni sezonu bekliyorum. Emeği geçen herkesi yürekten alkışlıyor ve yüreklerinize sağlık, diyorum.

 

  • Bölüm bayram öncesine denk geldiğinden ve bunu fırsat bilip birazcık kaçtığımdan yorumlarınızın her birine bu haftalık, tek tek dönemeyeceğim. Zaman ve durum sıkıntım var, anlayış göstereceğinizi umuyorum. Hepinizin bayramını kutluyorum hep bayram tadında günler yaşayın diliyorum. Sevgiler.

SİNEM

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

1 Comments