Yazar: Sinem ÖZCAN

Bu sezon, başrollerinde Birce Akalay ve İbrahim Çelikkol adlarını işittiğim andan itibaren büyük merakla beklediğim dizi oldu, Siyah Beyaz Aşk. Aslında benim dizi seçerken ilk ölçütüm oyuncular değil, senaryodur ancak bazı isimler var ki onların yaptıkları işlerin takipçisi olurum. Hem Birce Akalay hem de İbrahim Çelikkol o azınlık gruptan benim için. Çok uzun zamandır kendi dünyamda ben, ikisini bir dizide partner yapmıştım bile ve hayalimi somutlanmış görmek benim için yeterli izlenme nedeniydi.

Senaryoyu Eylem Canpolat ve Sema Ergenekon’un kaleme aldığını duyunca kocaman bir rahat nefes aldığım ve diziyi daha bir sabırsızlıkla beklediğim de doğrudur. Gerek Karadayı’da gerekse Kara Para Aşk’ta kalemlerine hayran olmuştum. Diziyle ilgili bilgiler düşmeye başladıkça ilk izlenimim “Birce ve İbrahim olmasa da ben bu diziyi izlerim.” oldu. Uzun zamandır sert bir dramı özlemiştim hele içine aksiyon katılmış bir drama hiç karşı koyma şansım yoktu.

İzninizle öyküye başlamadan jenerikte biraz duracağım. Epeydir bu kadar şık, klas ve etkileyici bir jenerik izlememiştim, tek kelimeyle bayıldım. Müziği ayrı güzeldi, görüntüler ve göndermeleri ayrı güzel. Daha jenerikten Birce Akalay & İbrahim Çelikkol uyumunun beni yanıltmadığını hissettim.

Gerçekten tam anlamıyla siyah ve beyaz onlar. Birce Akalay’ın narin, sevimli ve sıcak enerjisi, İbrahim Çelikkol’un soğuk, sert ve gizemli tarafı çok güzel bir kontrast yaratmış. Karakterleri de bu havaya uygun olunca birinin aydınlığı gözü alırken diğerinin karanlığında kayboluyorsunuz.

Öykünün aydınlık tarafında Aslı var. Her insanın doğuştan iyi olduğuna inanan bir optimist o. Kendi küçük dünyasında, sevdikleri ve seçtikleriyle mutlu bir genç kadın… İşine bağlı ve onu seven, kendisi dışındakilere faydalı olmaya çabalayan bir kadın. İlk bakışta zaafı, kötülüğü ve negatifliği yok. Belki de gerçek olamayacak kadar beyaz, Aslı…

Aşkın karanlık yüzüyse Ferhat Aslan… Asıl girift kimlik o. Geçmişi karmaşık, ailesi karışık ve tam ergenliğinin başlarında çok köklü içsel dönüşüm yaşamış bir karakter. Hırslı ve güce tapan bir annenin oğlu, babası bildiği adam gözünün önünde öldürülüyor; dayısı zannettiği adam öz babası… Babasının ölümüne kadar bambaşka bir çocuk Ferhat, doğru – yanlış kavramları olan, sakin, acıma duygusu baskın bir çocuk. Babası tarafından hep iyiye yöneltilmiş ve annesine rağmen doğru çizgiyi seçmiş bir çocuk. Öz babasının kötücül yapısı hayatına girene kadar onun iyi eğitimli, etik değerleri olan bir adam olacağını varsayıyorsunuz ne var ki henüz aydınlanmayan bir belirsizlik var. Dayısı zannettiği adamın öz oğlu Ferhat ve o adam, gücüne güç katacak bir veliaht istiyor. Bu yüzden de oğluna bakıp yetiştiren adamı gözünü bile kırpmadan öldürtüyor. Ardından çocuk denecek yaştaki Ferhat’ı silahla, ölümle ve güçle tanıştırıyor.

Ferhat’ın bu ilk dönüşümünün ayrıntılarını, doğal olarak, şu an bilmiyoruz ama şimdi karşımızda duygularını bile isteye yok etmiş, yalnızlığı seçmiş, güce sahip olmuş ve bunu çok iyi kullanan, bütün etik değerlerini çıkarıp atmış bir katil var.

“Yüreğini susturan adamın etinden et koparsalar kaşı bile oynamaz!” cümlesi Ferhat’ı bütünüyle özetleyen ve çok net ortaya koyan ifade, bana kalırsa. Ferhat, babasının katilini vurduğu gün “yüreğini susturdu” anlaşılan. O andan itibaren de kendini dünyanın bütün fiziksel ve psikolojik acılarına kapadı. Koyu bir karanlıkta yaşıyor, daha doğrusu nefes alıp veriyor. Onun seçilmiş bir yalnızlığı var.

Aslı ve Ferhat’ın yolları bir tesadüfle kesişiyor. Bu kadar zıt iki kimliğin ilk anda birbirini fark etmemesi olanaksız. Farkındalık peşinden ilgiyi de getiriyor. Bir tarafın keskin kayıtsızlığı diğer tarafın yoğun nefretine çarpıyor ve bence birbirlerinin yörüngesine ilk andan giriyorlar. Aslı’nın ambulanstaki merakına Ferhat’tan cevap gelmese de Ferhat da onu tanıma arzusuna yenik düşüp Aslı’nın telefonunu karıştırıyor. O noktadan sonra çekim hissedilmeye başlıyor.

Son sahnede Aslı, abisinin adını söylememiş olsaydı da Ferhat ilk kez tereddüde kapılacak ve Aslı’ya doğrulttuğu silahı ateşleyemeyecekti, bana kalırsa. İnsanın içindeki merak canavarı bir uyandı mı onu susturmak da ona karşı koymak da çok güçtür çünkü.

Öykü, adının hakkını vererek bize siyahla beyazın aşkını sunacak. İki keskin durum, birbirinden çok farklı açıklı koyulu pek çok gri barındırır içinde. Anlaşılan biz Ferhat’ın da Aslı’nın da grileşmesini izleyeceğiz. Biri az da olsa kirlenirken diğeri derece derece açılıp yumuşayacak. Ferhat’ın artık çocukluğunun ak günlerine dönme, o saflığı yeniden yakalama şansı yok ama seçtiği yalnızlığı terk etme ihtimali var. Aslı da ister istemez kendi küçük dünyasından çıkıp girdaplarla ve kara deliklerle tanışacak.

Bölüm finali, Ferhat’ın Aslı’ya “Yaşaman için benimle evlen; biz, bizden olana dokunmayız!” repliğiyle geldi. Çok ani ve beklenmedik olsa da uzaklaşıp baktığımda Aslı’nın yaşayabilmesi için tek yol bu. Bu evlilik, Aslı’yı “İyiliksever bir iş adamı” sandığı Namık’la dip dibe yaşamaya zorlayacak, onun gerçek yüzünü görüp sesini çıkaramama acısını yaşayacak. Öte yandan kendisine “yoldaşım” diyen abisini yarı yolda bırakma acısını tadacak. Bütün bunlar da onun saflığını yok edecek.

Aslı’nın abisiyle iş birliği yapan Ferhat’ın kardeşi Yiğit, ailesini ve abisini bitirmeye çalışacak. Henüz Yiğit’in gizemi tam ortaya çıkmasa da orada düşman kardeşler çatışması izleyeceğimiz belli.

Ayrıca bir de Yeter – Handan – İdil üçgeni var ki zamanla Bermuda Şeytan Üçgeni’ne dönüşeceğinin sinyallerini veriyor. Bütün karmaşa dönüp dolaşıp Namık Bey’de düğümleniyor. Açıkçası bana çok sağlam bir çatışma kurulmuş gibi geldi. Odaktaki Namık’ın sırları çözüldükçe etrafındakilerin de hayatları onunkine paralel değişecek.

Ferhat’ın ikinci ve kesin dönüşümü de yine Namık’a bağlı olacak. Onun babası olduğu gerçeğini öğrendiği an, ilk kez tetik çektiği günden beri inşa edip içine girdiği kalenin duvarları çökmeye başlayacak.

İlk bölüm, karakterlerin çoğunu ve ana olayı bence çok bütüncül ve dozajı çok doğu ayarlanmış olarak sundu. Çatışmanın dinamikleri ve nereye varacağının ipuçları da iyi yedirilmişti, bölüme.

Günümüz – geçmiş bağlantısı, yerli yerinde ve öyküden koparmadan çok işlevsel falshbacklerle verildi. Bölüm ritmi düşmedi, durağanlaşmadı ve finale doğru gerilimi artarak bence yüksek bir finalle ilk bölümü noktaladık.

Yasin Uslu’nu kurduğu dünyayı da hikâye anlatıcılığını da sevdim. Senaryo dilini ise düşündüğümden de iyi buldum. Hele içi dolu ve anlamlı replikleri, öykünün vurucu yerlerinin dış sesle aktarılmasını çok beğendim.

Başta da söylemiştim ben Birce Akalay oyunculuğunu çok severim. Ekran ışığını da çok iyi bulur ve onu ekrana çok yakıştırırım. Aslı’da da çok beğendim onu. Aslı’yı başka kim oynasa severdim diye düşündüm ve bir isim de gelmedi aklıma. Öykü ilerledikçe belki de Birce Akalay’ın canlandırdığı en sevdiğim karakter Aslı olabilir. Özellikle final sahnesindeki korku ve dehşeti yansıtışına bayıldım.

İbrahim Çelikkol da her işinde peşinden gittiğim az sayıda isimden biridir. Çok az mimikle oynar ama çok doğru vurgular yapar ve duyguyu en etkili biçimde geçirmeyi bilir. Ferhat kadar kapalı, itici ve kötücül bir karakteri bile ilk bölümden izleyiciyi itmeden sezdirmeyi başardı. Oyuncu olarak kendini iyi tanıdığını ve kendine uyan, doğru roller seçtiğini düşünüyorum. Ferhat, izleyiciye ilk başta empatik gelmeyeceği için zor bir karakter… Ürkütücülüğünü iyi yansıttı ve izleyenleri bir yerinden yakalamayı başardı.

Birce Akalay & İbrahim Çelikkol uyumu beni yanıltmadı. Öykü geliştikçe hele hele, her ikisi de kendi uçlarından ortaya doğru gelmeye başladıkça gerçekten tadına doyulmayacak sahneler izleyeceğiz gibi duruyor.

Diğer oyuncularda gözümü rahatsız eden, olmamışlık duygusu uyandıran yok mu? Maalesef var ancak birkaç bölüm bekleyip ondan sonra dile getirmeyi tercih edeceğim. Öykü açıldıkça karakter geliştikçe fikrim değişebilir.

Siyah Beyaz Aşk, benim sabırsızlıkla beklediğime değdi. Gerek Birce Akalay ve İbrahim Çelikkol için gerekse öykünün kendisi için her hafta ekran başına zevkle geçerim. Ardından da keyifle yazarım.

Yine de içimde bir kaygı yok değil. Tıpkı Suskunlar gibi, Şubat gibi izleyicinin biraz üstünde kalır mı acaba, endişesi de taşıyorum. Sözünü ettiğim her iki dizi de benim için televizyon tarihinin çok çok kaliteli yapımlarındandı ne var ki genel izleyiciyi yakalamakta sıkıntı yaşadı. Aynı kaderi paylaşırsa çok üzüleceğim, baştan söyleyeyim.

Umarım verilen emeklerin karşılığı yarın reyting listesinde karşılığını fazlasıyla alır ve umarım çok çok uzun ömürlü olur Siyah Beyaz Aşk. Bütün ekibin emeklerine sağlık.

Benzer Yazılar

Yorum Yaz

2 Yorumlar

  1. nbsami 17/10/2017

    sizin yorumunuzu okumak keyif verdigi icin dizinin ilk bolumunu seyrettim ve sevdim. kendim de sasirdim. simdi ikinci bolumu merak ediyorum. ben genelde ask i drama da sevmem ama Ibrahim celikkol bu role cok iyi oturmus. sogukkanli ve tehlikeli. acikcasi Birce Akalay i bundan onceki projesinde araliklarla izlemistim. ogretmen rolunde sevmistim. Ibrahim Celikkol un da Belcim Bilgin ile izlemistim. cok tanidigimi soyleyemem. ama guzel bir dram ve ask izleyecegiz gibi geldi bana... ben birkac bolum daha ilerlerim sanki. Listeme aldim. Yerli dizi konusunda cok tecrubeli degilim daha cok romantik komedi ve aile hikayelerini izlemeyi tercih ederim. Ama bu dizi acikcasi merakimi hakediyor. gelecek bolumde gorusmek uzere...

    1. Sinem ÖZCAN 17/10/2017

      Aaaa çok sevindim. beğenmenize ayrıca çok sevindim. Çok tuhaf bir şey fark ettim bugün biraz bakınınca: Diziyi eleştirenler dahi bir şekilde ekran başında kaldık, izletti sonuna kadar diyorlar. Ben çok seven azınlıktanım sanırım ama cidden çok sevdim. Yorumda da yazdım ya Birce Akalay'ı da İbrahim Çelikkol'u da çok severim ben ve kafamda bir kare as partner hayali vardır. O karenin bir köşesinde çok uzun zamandır oturuyorlardı (Darısı diğerlerinin başına). Ekranda da yanılmadığımı fark ettim. Bence partner uyumları çok iyi. İbrahim'in alışılmadık bir oyunculuk tarzı vardır. Enteresan izleyenler ya çok beğenir (misal ben) ya da nefret ederler. Ortasını görmedim. "Eh iyi işte, idare ediyor!" diyen okumadım. Tuhaf bir enerjisi var. Ferhat çok zor bir rol ve bence riskli bir işin altından iyi kalktı. Öyküyü de Kara Para Aşk'a benzetenler olmuş ama ben oraya hiç takılmadım janrlar çok farklı çünkü. Ben onu da sevdim ne yalan diyeyim. Benim kaygım sıradan izleyiciye hiç hitap etmediği yönünde. Alışıldık üçgenler yok, altın günü teyzelerini cazip edecek karakterler pek yok (ya da henüz görünmedi) öyle olunca izlenme sıkıntısı yaşar diye endişelendim ki kısmen de çıkan sonuç onu gösteriyor. Ben, çok çok uzun süre devam etsin isterim ama göreceğiz bakalım. Reyting sistemi acımasız. iç yapım olduğundan diğer dizilere göre şansı daha fazla ama o da bir yere kadar. inşallah giderek yükselen bir grafiği olur. Haftaya kadar çok iyi bakın kendinize. Sevgiler