Yazar: Sinem ÖZCAN

Bu haftaya iki büyük düğüm bırakarak tamamlamıştık geçen haftayı: Aslı’nın birden ortaya çıkan yeğeni ve bebeğin akıbeti… Aslı’nın bebeği aldırmayacağından emindim de yeğenle ilgili gelişmeleri merakla bekliyordum.

Bölüm sonunda elinde valiziyle Emirhan konağına adım atarak öyküde yerini aldı, Jülide. Hikâyesini şimdilik, teyzesine anlattığı kadarıyla ve onun cephesinden biliyoruz. Olayın asıl muhatapları öldüğüne göre de onun anlattıklarını, doğrulatma şansımız yok. Jülide’ye göre anneannesi bir iftiraya kurban gidiyor ve yanına en büyük çocuğunu yani Jülide’nin annesini alıp evden ayrılıyor. Kendine Antalya’da yeni bir hayat kuruyor. Jülide’nin annesi, Aslı’yla iletişime geçmek için hayatı boyunca çabalıyor ama Cem buna engel oluyor. Annesinin mutsuzluğunu görüp bunun sebebi olan dayısına kin ve öfke duyan Jülide de bulduğu ilk fırsatta onu hastanede öldüren palyaço… Buraya kadar anlatılan öykü, olağan ve sürprizsiz… Ancak benim bundan sonrasıyla ilgili kafamda cevaplayamadığım sorular var.

Anlaşılan o ki Cem, olup biten her şeyi bildiği hâlde Aslı’nın olaylarla hiçbir ilgisi yok. Annesi evden ayrıldığında çocuk olduğuna göre de Cem, bu konuda bir açıklama yapmadığı sürece bilgi sahibi olması imkânsız. Şimdi, Jülide kızımızın Cem’e kinini anlıyorum da Aslı’ya tepkisi bana manalı gelmiyor. Annesinin canına karşılık Cem’inkini aldı buna da peki; iyi de olayda en az Jülide ve annesi kadar masum olan Aslıýı öldürmeye kalkışmak ve onu da hesaba dâhil etmek, niye? Eğer Jülide’nin tavrı bir kişilik bozukluğuna ya da ciddi bir ruhsal rahatsızlığa dayandırılacaksa olup biteni manalandırabilirim ama sadece annesinin intikamını almaya kalkma itkisi bana tatmin edici gelmeyecek.

Jülide’nin tavrını incelediğimde ancak ruh sağlığının bozukluğuyla açıklayabildiğim başka izah yapamadığım durumlar var: Ferhat’ın karşısına havluyla dikilmesinin iticiliğini tartışmıyorum bile ama bu tuhaflığın onun kişiliği hakkında Ferhat’a ipucu vermek adına yapıldığını düşünüyorum. Bizim tanıdığımız Ferhat Aslan; hele de aklı, fikri, ruhu bütünüyle Aslı olmuşken karşısına yarı çıplak dikilmiş, üçüncü sınıf vamp aktristler gibi poz kesen genç bir kızdan zerre etkilenmez. Hormonlarının onu çok etkilediğine özellikle vurgu yapılan Aslı bile Ferhat’ın yeğeniyle bir ilişki yaşayacağına inanamaz. O zaman Jülide’nin bu aşırı ve gereksiz tavrının bende tek açıklaması, Ferhat’ın ondan hoşlanmamasına sebep oluşturmak oldu.

Öte yandan Jülide’nin, bıçaklanma oyununun ardında kendisini ve teyzesini Emirhan konağına yerleştirme planı olduğu da açık ne var ki buna bir anlam veremedim. Amaç Aslı’yı öldürmekse ikisinin baş başa olduğu evde bunu başarmak çok daha kolay ve mantıklı. Amaç Emirhan konağında bulunmaksa o zaman da Aslı’nın ölümü bu amacı zaten auta çıkarıyor. Özetle Jülide’nin niyeti ve bu yolda yaptıkları şu an için bende belirsizliğini koruyor ve sadece onun ciddi boyutta ruh hastalığıyla durumu açıklayabiliyorum. Bu detay, öyküye sağlam bir ivme aldırır mı? Çok iyi işlenirse evet, aldırır ancak söylemeden duramayacağım, şu ana dek gördüğüm Jülide ve onu canlandıran oyuncu bende bu güveni oluşturmadı.

Ruh hastası birini canlandırmak çok ama çok zordur. İncelik ister, gerçeklik ister ve hepsinden önemlisi buna inanmak ister ancak benim ekranda gördüğüm Jülide’de bir savrukluk, oturmamışlık daha da mühimi bir acelecilik var. Bu oyuncu rejisinden mi, oyuncunun kendisinden mi yoksa karakterin işlenişinden mi kaynaklanıyor; saptamak şu an için güç. Ancak bir an önce toparlanmazsa öyküye zarar verecek endişesi taşıyorum.

Gelelim öykünün can damarında duran bebek meselesine… Aslı’nın vicdanı da annelik içgüdüsü de hayata tutunmak için bir sebebe ihtiyacı olması da bebeği aldıramayacağının kanıtıydı. Yapamadı da… Aslı, Ferhat’a çok kırgın… Bu kırgınlığın haklılığını tartışabiliriz ancak duygusu bu. Aslı ve Ferhat arasında aşk engeli yok, iletişim engeli var. Ferhat’ı hayatından çıkarmak isteyen Aslı ama bunu yaparken Ferhat’ın ondan vazgeçmemesini isteyen de Aslı. Bu duyguyu Ferhat’ın yardımsız anlayabilmesi mümkün değil çünkü Aslı onu can evinden vurdu. “Sen beni her şeyden korudun ama kendinden koruyamadın!” dedi. Ferhat, bunun kırılmış bir kadının karşısındakini de aynı yerden kırma amacıyla söylediğini anlayamaz. Anlayamadı da… Çözümü Aslı’ya istediğini vermekte buldu ve “Boşanalım!” dedi. O da yetmedi bebeği öğrendiği ilk anda onu aldırmayı teklif etti. Aslı, kendi psikolojik durumu gereği Ferhat’ın neyi, niye yaptığını irdeleyecek hâlde değil. Sadece dile getirilene takıldı ve kırıldı. Ferhat’ı hem kendisinden hem de bebekten vazgeçmekle suçluyor. Bunun bedeli olarak da çocuğu aldırmadığını Ferhat’a söylememeyi seçti. İstedi ki Ferhat’ın canı yansın, istedi ki Ferhat madem gidiyor her şeyi yakıp yıkıp öyle gitsin. Böylelikle yürütemediği ilişki için onu suçlayabilecek ve kendi gidişini kolaylaştıracak. Bütün bunları bilinçli mi yaptı? Hayır… Şu an aklını bir yana koydu sadece duygularıyla yürüyor Aslı ve duygular da ona hata yaptırıyor hem de büyük hatalar…

Eğer aklı devrede olsa bebeğin saklanamayacağını bilir, boşansa da Ferhat’la arasındaki bağı yok edemeyeceğini de kestirir hepsinden önemlisi sırf boşandılar diye Ferhat’ın bebekten uzak durmayacağını idrak eder. Oysa bütün bunları yok sayıp boşanırsa her şeyin biteceğini ve bebeğiyle kendisine baş başa, Ferhat’tan uzak bir hayat kuracağını düşünüyor. Bunda Ferhat’ı cezalandırma arzusu da var, Ferhat’tan kaçma isteği de ama hepsinden önemlisi bebeği yalnız kendine ait kılıp hayata tutunma sebebi arıyor. Doktora gidip “Çocuğumun kalp atışlarını bana dinlet, buna çok ihtiyacım var!” deyişi de bu yüzden. Peki bütün bunlar Aslı’yı haklı mı yapıyor? Elbette, hayır! Yaşı otuzlarda bir kadının karşılaştığı sorunla yüzleşmek yerine onu yok sayması, söylemezse her şey çözülecekmiş gibi düşünmesi hepsinden öte bir adamın öyle ya da böyle babalık hakkını elinden almaya kalkışması Aslı’yı hem mantıksız hem de haksız yapıyor. Ne var ki Aslı bu hatayı yapacak, yapmalı. O hatayı yapacak, biz de ona kızacağız ama “kusursuz”, her şeyi kitabına uygun yapan Aslı insan – mış duygusu uyandırmaz, ondan melek olur. Zaman zaman çoğumuzun aklından “Aslı zırvaladı!” duygusu geçiyor. Haklıyız da Aslı’nın da en az bizim kadar zırvalama hakkı var. Önemli olan, bu noktadan nasıl döneceği… Laf aramızda Ferhat için içim çok yansa da yaptıklarının bedeli olarak biraz canının acımasına da itirazım yok. O da keşkeleriyle böyle yüzleşiyor, işte!

Ferhat için içim yanıyor, dedim; bölüm boyunca da onun boynunu her bükük görüşümde yüreğim dağlandı. Çaresizliğini de acısını da kendi kendini yok edişini de yüreğim sızlayarak izledim. Her şeye rağmen içindeki yangını gidip Yiğit’e anlatmasınaysa bayıldım. Aslı, onu öperek uyandırdığından beri Ferhat bilinçsiz de olsa kendi karanlığına gömülmemeye çalışıyor aslında. Yiğit’le konuşmak bunun en önemli kanıtı. Yiğit’in bir biçimde onu Aslı’dan vazgeçmemeye ikna edeceğini bilinçsizce hissediyor diye düşünüyorum. Yiğit’in söylediklerinin altına da imzamı atarım, o ayrı… Hele “Sana sesini yükseltiyor mu?” sorusuna aldığı olumlu cevaptan sonra “İyi, eğer susuyorsa uğruna savaşacak bir şey kalmamış demektir.” cümlesi, geçen hafta yazdığım “Kadın susarak gider!” düşüncemin onayı gibi oldu, benim için.

Yiğit, Aslı’nın henüz gitmediğinin de kırgınlığının da farkında ve Ferhat’ı, Aslı’dan vazgeçmemesi için uyarıyor, Ferhat’ın da derdi bu… Aslında bence konuşmaya da çabaladı Aslı’yla ama Aslı, direncini kırmamak adına onu dinleyecek noktada değil. Handan her ne kadar Vildan için “Sevgi açı” deyimini kullandıysa da sevgiye asıl aç olan Ferhat, bana sorarsanız. Aslı’ya “Bana son söyleyeceğin bu mu?” derken öyle hasretti ki bir tek “seni seviyorum” cümlesine, öyle susuz, öyle ölmek üzereydi ki küçücük bir sevgi kırıntısına tutunmaya razıydı ama Aslı’nın kendisinden başkasını görecek hâli yoktu ve bunu kararlılık maskesiyle örtmüştü, o anda. Aslı’nın kararlılığının ardındaki kırılmışlığı anlamadığı için de havlu attı. “Yüreği yangın yeri olan adam” yangının küllerinden yeniden doğmasını sağlayacak bir amacı yoksa onu alıp başka bir diyara atacak ölüm rüzgârına savurur küllerini. Aslı’nın ondan vazgeçtiğini düşünen Ferhat’ın kendinden vazgeçmemesi için de geriye bir neden kalmıyor.  “Kısmetse ölmeye…” cümlesi de bu niyetin söze dökülmesi… Bütün gemiler yandığına göre kaptanın da artık yaşaması için neden kalmadı, Ferhat’a göre ve bu, bence tam Ferhatlık bir karar…

Ah, keşke burnunun ucundaki Abidin’i görebilse Ferhat… Keşke, sevmeyi ve sevgiye sahip çıkmayı ondan öğrenebilse… Sen ne güzel bir insansın, be Abidin! Sevmeyi nesneye bağlamadan, o nesne için değil duygunun kendisi için yaşayan adam, Abidin. İtirafı da gönlünün güzelliğine denk, sevdasını yaşayışı da… Kırmadan dökmeden sarıp sarmalayarak iyileştirerek seven adam, o. Ne yapalım ki büyük aşklar büyük sınanıyor. Ferhat’ın da Aslı’nın da imtihanları kendilerini yakıp yıkmadan olmayacak.

Ferhat kendini yakarken Yiğit’i de hayatının en büyük ikileminin içine soktu, bilmeden. Mesleği ve abisi arasında kalmak da onun sınavı. En akılcı yoldan gidip Ferhat’ı durdurmayı denedi ama öyle zor ki ölüme gitmeye kararlı bir adama engel olabilmek… Ne Yiğit’in “Bir daha bırakma beni dayanamam!” deyişi ne Aslı’nın son anda araması, geri adım attırabildi, ona. Ferhat’tan çok “Dayanamam” diyen Yiğit’e yandım. Dayanamayacağını onun da yüreğinin yangın yeri olacağını bildiğimden belki. Tek çaresi abisini vurarak durdurmaktı, hiç düşünmeden de tetiği çekti. Bana sorarsanız da iyi ki çekti. Umarım Ferhat’ı bir biçimde yaralamış olsun, o kurşun. O silahın ateşlenmesi domino etkisi yaratacak diye umduğundan belki, bu dileğim.

Ferhat’ın ölümle yüz yüze gelmesi Aslı’yı kendine getirecek bu bir, ikincisi Namık’ın planı bozulacak, bozulmaktan da öte onun için ciddi bir sıkıntı başlayacak. Öte yandan Cüneyt ve İdil’in iş birliği de kenarda duruyor. Azat Baba’nın elde ettiği bilgileri nasıl kullanacağına dair fikrim yok, ondan pek de ümidim kalmadı açıkçası ama İdil ve Namık ikilisi güçten düşmeye başlayan Namık’ı yemek adına bütün sırtlanlar gibi fırsat kollar diye düşünüyorum. Namık’ın köşeye sıkışması Ferhat’la ilişkisinin seyri adına benim için çok önemli. Çünkü çok iyi biliyoruz ki Aslı’yla Ferhat’a yeni bir problem çıkarmak için bekleyen bir de bu sır var.

Aslı ve Ferhat arasındaki sorun, bir bölümde çözülecek gibi değildi. Bu hafta, gerilimin alabildiğine tırmandığını gördük. Çatışmanın temel kuralıdır. Kriz, doruğa ulaştıktan sonra çözüm süreci başlar. Aslı’nın “bebeği aldırdım” yalanı ve Ferhat’ın “ölme” kararı krizin tepe noktası. Bundan sonra gerilim düşecek ve o çatışma yerini bir yenisine bırakmak üzere çözülecek. O yenisi de Jülide maalesef… Bizi Jülideli günler beklerken Namık için de zor zamanlar başlar diye umuyorum. Aslı’yı Jülide’den Ferhat; Ferhat’ı da kendinden Aslı kurtarmak zorunda…

Fizik kuralıdır: Ayaklarınız dibe çarpıp güç almadan yukarı zıplayamazsınız. Biz bu hafta, izleyiciler olarak, özellikle Aslı ve Ferhat konusunda dibi gördük diye düşünüyorum. Sorunsuz, gül bahçesi bir gelişme beklemiyorsam da ibrenin yukarı döndüğünü hissediyorum. En büyük temennimse Jülide’nin “misafirliğin kısa olanı makbuldür” ilkesi uyarınca çok oyalanmadan mümkünse en yakın hapishaneye doğru yola çıkması…

 

Benzer Yazılar

2 Comments

  1. Mme 27/03/2018

    Eyvallah diyelim yazar. 😘 Kendine benzettin beni iyice ha, hafif yollu dellenesim var, ha. Dram izleyicisi oldum da. “Maşallah diyelim yani.” 😂😂😂😈 Şaka bi’ yana da SBA senin için neden bu kadar özel, izledikten beri çok iyi anlıyorum. İyi ki rivriv ettin başımda, ha.😂😘 Olmamışlıklar(karekter), boşluklara -rağmenlere, herşeyi ile seviyorum ben bu öyküyü... O değil de senle ne zaman bi dizi izlerken ve özellikle bayıldığımız karakter ve oyunculuk (😂😂😂) konusunda hemfikir olmayacağız onu bekliyorum - ha o gün gelirmi? ondan da şüphe ediruuum. Oy Sinemim oy 😂🤔😍.... Bebek konusunda aslında hemfikirim, yani olmasaydı öyküde bana görede çok daha iyi olacaktı aslen. Ama kalem bizim elde değil demenle, olduğu gibi kabul edeceğiz elbette. Ama ne var ki hani taş evinde Aslı ve Kelepçe (😂👌) Ferhat kaza sonucu o tatlı teyzenin hanesine Tanrı misafir düşmüştü. Ben o bebeği yeni dönem, yeni başlangıç (temiz sayfa/kimse kötü doğmaz...) vs olarak algılarken aklımın ucundan “Ferhat’tan baba olur mu? Yada değişmesine sebeb, motivasyon olurmu?” geçmişti. (hoş, kendi fark etmesede değişmeye başladı çoooktan orası ayrı;) Senin gibi benimde Ferhat acı çekerken içim acıyor. Hak ediyor tabi sürünsün accık... Hem sevgiye aç birde babasını kurtaramadığı İçin sevdiklerini hayatı pahasına da olsa kurtarma komplexli olması yok mu... Geçen hafta Aslı’nın kaza sonucu reji Ferhat’ın gözlerine zoom etmesine bayılmıştım, çok güzel o kaybetme korkusunun altını çizmişti kanımca... Aklıma direk Hitchcock’un Vertigo’su geldi. Başkahramanı sevdiği kadını kurtaramadığı İçin (öyle sanıyor ya) kafayı yemesi geldi aklıma... İzlemediysen mutlaka izle o filmi.... Ayrıca bu bölüm kurgudaki sorunlar da yok olmuş gibiydi - içimiz şişmişti onca hafta kasapçılık yapanlardan...🙄 Jülide İçin de ruh sağlığı yerinde olmadığını ve aynı Ebru gibi “misafirliğin kısası makbuldür” olacağını umuyorum, bende. Ne karekter nede oyunculuk alanında seyircinin fazla tahammülü olmayacağını düşünüyorum. Öyküde zaten Ursula (Arielle deki kötü karekter 😂) nam-ı diğer Handan ve İdil sabır sınırları zorlarken üstelik... Ama bu hafta Abidin resmen bizim sesimiz oldu annesi konusunda. Yürü be Abidin reis. 😎Seviyoruz seni hemde çok. Dedikleri ne ağırdı aslında, herşeyi ve herkesi seven Abidin bi annesini sevemiyor... Hak etmedi değil güzel kapaktı. İçimin yağları eridi.😇 Sanırım seyirciye göndermeydi çok güldüm o “koltuğu değiştirin, yumurta çıkar“ iğnelemesine. 😂 Gerçek hayattada Handanlar var kabul ama çok sinir bozucu karekter.🙄 ... Ve SBA izleyicisi o benim Karadeniz damarı attıran seviyesiz “Yemekteyiz/ama/her/nefeste/zehir/saçan/Kim/kiminle/evlenecek/bakalım/eleştiri/hariç/herşey/olan/rakip/hatunlara/balayını/Issız/adayı/layık/gören kesimden değil. O yüzdendir hem vaktim olsa bile tv den değil netten sararak izlerim derim her zaman ne yazık ki. Hiç çekemiyorum... (Birsen Hanım Aslı’ın yeğeni vs gelecek diye twit atarken “şizofreni Ablası” diye terim kullandı.) ••••• Jülide’nin gelişi de Aslı’dan yana bir uyanışına, yani gerçekleri görmesine sebep olacağını umuyorum. Dinim amin inşallah.🙏🙏🙏 O çok sevdiği Abisi sandığı kadar “iyi” olmadığını ve özellikle kendini ve Ferhat’ı Cem’in ölümüne sebeb olmadıklarını ve en önemlisi şuanda duyduğu suçluluk duygusundan kurtulmasına sebeb olacağını ümit ediyorum. Umarım yani. • Yiğit’in dedikleri iyice içimi acıttı. İbrahim ve Deniz’in sahnelerini bi’ ayrı seviyorum ya. Geleneksel horoz savaşlarından nefret ve birbirini seven kardeşliğe aç kaldıysak demek ki. Keşke Ferhat’ı vursa Yiğit ya, harbi. Yoksa artık Nuh der Peygamber demez hiç bi güç durdurmaz Ferhat’ı. Neyseki o büyük iş olmayağından adım gibi emin olunca, içim rahat izledim bölüm finali. Aralarındaki gelişen iletişimi çok seviyorum ya.😍 ••••• Ferhat’ın ona akıl veren, danışabileceği ve hatta sürekli ona “sen bataklıksın, karanlıksın, pissin, çirkinsin” diyen değil, olduğu gibi seven ve kollayanlara çok ihtiyacı var... Ve artık Namık Emirhan’ın darbe yemesini dörtmilyonbeşyüzgözle bekliyorum yaniiiiii.... 👹👹👹 ••••• Azad Baba’ için dediklerine katılıyorum ayrıca. Ve özellikle kızı bu şekilde öyküden ayrılması hiç olmadı. Vazifesi tamamlanmış olabilirde olmadı yani bu şekilde.... Dediğin gibi Yeter’in aşkından kör oldu sanki tek odağı o oldu. Beyenmedim bende... Umarım dediğin gibi olmazda Cüneyt ile işbirliği boş çıkmaz🙄... ••••• Ferhat’ın en yakın zamanda hatta muhtemelen önümüzdeki bölüm Aslı’nın bebeği aldırmadığını öğreneceğini umuyorum. Yani bu “babadan saklama zırvasına” girmezler diye umuyorum. Sorun zaten her daim klişe de değil; nasıl kullanıldığı bana kalırsa. Baba olacağını öğrenmesi lazım ki artı motivasyon olsun. Bu hamileliğin fazla erken ve öyküye hizmet etmediğini düşünmek istemiyorum zîra... ••••• Aslında yan hikayelerinde potansiyeli var ki önümüzdeki bölümler orasının da gelişeceğini umuyorum bu bölüm gördüğümüz gibi... Yoksa hikaye sırf Aslı ve Ferhat’ın etrafında tek ilgi çeken alan olması hiç iyi olmaz. Abidin’in aşkı ne güzel, bu hafta Abidin’in Showuydu çokta güzel oldu. Umarım duraklamadan devam eder o yan hikaye...••••• Ben birde Dilsiz ve Onun “Sesi” Hülya’yı seviyorum çok tatlılar. ••••• Birde SBA ta erkekler sıkça ağladığını çok seviyorum, çok güzel bir ayrıntı bu. ••••• Bi’ şu kadın karekterler de törpülense çok iyi olacak. Biliyorum... şuanda kalemi ele alan ekip karekterleri oluşturmadı bu yüzden daha anlayışla karşılaşıyorum. Hikaye ye zerre hizmet etmeyenleri mantıksızca çıkarmakda olmaz tabi... Vildan güzel evrildi ama mesela... •••••Aslı’nın kaza sonucu gördüğü o kırmızı montlu kız detayına bayıldım ben. Erkan hoca orada ne demek istedi bilmem (Aslı’nın doktora dediği dışında) benim aklıma iki şey geldi. (ayrı yazı İçin yeterli değil maalesef o yüzden buraya döküyorum) Bir: Spielberg’in “Schindler’s Liste” de bir kırmızı montlu kız vardı. (Selam mı çaktı bilmem.) Film SBA daki hayal sahnesi gibi siyah-beyaz malum. O kız hem Schindler’in metaforu; yani kendi değişimin temsili, Nazi’den Kahraman’a Evrim’i. Ve kurtardığı ve soykırımdan kurtaramadığı insanlar. Filmde iki üç kez gözüküyor o kız. Sonunda ölenlerin arasında ya oda ölmüş. Kırmızı rengi soluyor... Diğeri ise Gerizekalı Grimm Biraderlerin “Kırmızı başlıklı Kız” adlı masalı. Öyküde kızı herkes çok seviyor ve annesi bir gün o kırmızı montu hediye ediyor. Bir gün anneannesi hasta yanına yolluyor annesi. Tembihlediği halde ana yoldan sapıyır Kurt’la karşılaşınca hani. Masalın sonunda bir daha ana yoldan sapmayacağını, ders aldığını ve hatta o gittiği ormanlık onun sayesinde eskiye, özgürlüğe kavuşuyor ya. Ormanın adı da aslında “Tavşan ormanı”. Kurt da burda Namık değilde Ferhat’ın kendisi, babası rüyasında dediği gibi. Ben o kızı “yoldan sapma, kendine gel, bana sıkı sarıl” olarak algıladım. Çok hoşuma gitti. Ne manaya geliyor ise artık bende oluşan şey bunlar... ••••• Ha birde unutmandan; aklımın kenarında şu var, Cigali hani mezar taşları hazırlattı. Sadece Namık’ın mezar taşında tarih vardı, oda yanılmıyorsam Auğustos’du. Tabi sezon final bir ay önce olur tarihin kendinden ziyade tarih olması aklımı kurcaladı. Tabii Cigali Ferhat kaldırdı. Ama öz kızı Ebru değilmiş. O halde öz kızı belkide sağ ama daha kimsinin haberi yok. Gelirmi acaba🤔 Yoksa ben sardığım yerlere denk mi geldi de o konu tamamen kapandı, bilemedim tabi. Yahut bazı açık ama üstü kapanan şeylerden mi🤔 Şimdilik aklımda olanlar, karalayayım dedim beynimde gezmesinden daha iyidir.😅 Kalemini öpayruuuuum 😘

    1. Sinem ÖZCAN 27/03/2018

      Canımmmmm, Özlemişim yorumlarını :)))) Ben de o şizofren abla ifadesini hatırlıyorum ama sanki orada bir bilgi yanlışlığı ya da ifade hatası olmuş. Ablasının şizofren kızı mı demeye çalıştılar ki... Jülide oturmadı bende bir yere vesselam. Oyuncu iyi değil onun da etkisi büyük tabi. Halbuki biz Büşra Develi'den izlemiştik hasta kız rolünü ve bayılmıştık hatırla :) Çok zor bir rol kabul ediyorum am keşke işin hakkını verecek birinin elinde olsaydı. Demişsin ya ne zaman aynı dizide buluşmayacağız diye... Bilmem hiç düşünmedim açıkçası düşünmeyi de istemem. Seninle izlemek hep çok keyifli çünkü. Öptüm kocaman