Yazar: Sinem ÖZCAN

Geçen haftanın yorumunu “İnşallah Ferhat’ın vurduğu Aslı’dır!” temennisiyle noktalamıştım ancak tanıtımlar geldiğinde öykünün başka bir kanaldan ilerleyeceğini fark ettim. Ben Aslı’yı istemeden vuran Ferhat’ın kendisiyle yüzleşmesini bekliyordum ama gördüm ki Ferhat o yüzleşmeye geçen bölüm aynada kendisiyle karşı karşıya kaldığında girmiş bile.

Savcı Yiğit’in ve Cem’in Ebru planlarının tutmayacağı çok açıktı, nitekim tutmadı da ama ben Ferhat’ın “Ebru’ya söyle casusluk yapacağı zaman parfüm sıkmasın!” repliğine bayıldım. Açıkçası Ferhat, Aslı’nın saçındaki yaprağı gördüğünde durumu zaten çözmüştü ama bunu bu kadar net bir gerekçeye bağlamasına da bayıldım. Ebru beceriksiz, adam zeki; yok yapacak bir şey.

Bu hafta Siyah Beyaz Aşk’ta Erkan Birgören kalemine “Merhaba!” dedik ve Erkan Hoca, Şahin’i de alıp gelmiş yanında. Belli ki Namık’la Şahin arasında eskiye dayalı bir husumet var. Büyük ihtimalle Şahin’in tekerlekli sandalyeye mahkûm olmasının altından Namık çıkacak. Aralarında ne geçti bilemiyoruz. Bildiğimiz, Şahin’in hayattaki tek motivasyonu Namık’a kendi yaşadığı acıları yaşatmak ve bunun için de 9 ay gibi bir zamanı var çünkü hasta ve ölecek. Bu durum Namık’ın başındaki Yiğit probleminin de hâliyle şimdilik önüne geçti. Namık, iki koldan sıkıştırılacak.

Şahin, Ferhat’ın Namık’ın oğlu olduğunu biliyor, Cüneyt ve Gülsüm arasında olup biteni de biliyor. Bu da bana onun içerde bir adamı olduğunu düşündürüyor. Cüneyt’le yaptığı telefon konuşması olmasaydı, hiç tereddütsüz Şahin’in adamı Cüneyt derdim ama öyle olmadığını anladık. Aklıma gelen ikinci ihtimal İdil. Ferhat’ın Namık’ın oğlu olduğu bilgisine o sahip ama Gülsüm ve Cüneyt arasında yaşananların farkında mı ondan emin değilim. O ikisi dışında kim olur, şu an aklıma gelen yok ama belli ki Namık’a çok yakın bir haber kaynağı var Şahin’in.

Açıkçası ben Savcı Yiğit’in “Onları bitireceğim!” kararlılığını anlamakla birlikte baştan beri elinin çok güçlü olduğunu düşünmedim. O da Cem de bende “Ses var, görüntü yok” duygusu uyandırıyorlar. Taktiksiz buluyordum ikisini de hele hele Ebru gibi bir amatörle çok beceriksizce yaptıkları plan bende onların başarılı olamayacağı duygusunu çoktan uyandırmıştı. Bu sebeple de Şahin’in diziye girmiş olmasından memnunum. Yalnız bölüm boyunca tacizci ergenler gibi ikide bir Namık’ı telefonla araması, boş mezarların videosunu filan göndermesi onunla ilgili de bir ciddiyet sorunu doğurdu bende. Gün boyu bir panoya astığı fotoğraflara lazer tutan, elinden telefonu düşürmeyen iki üç şaşkın adama emirler veren birinin, kininin büyüklüğüne inansam da Namık’ı değil ama Ferhat’ı alt etmesi zor göründü bana. (E, ama vurdu ya Ferhat’ı demeyin. O işin amacı farklı, o sayılmaz)

Öykünün kadınlar cephesinde işler biraz daha kızıştı bu hafta. Yeter’in dâhiyane bir manevrayla eve Safiye’yi getirmesi ve Abidin’le evlendirmesi Handan’a darbe vurmak adına sağlam hamleydi ama bizim oralarda bir tabir vardır: ”En küçüğü kan kırmızı” derler… Safiye’nin durumu da o. Anlaşılan o ki yeni gelin, hizmetçi Safiye; Yeter’in bile kolayca kontrol edebileceği gibi çıkmadı. Üstelik çok da haklı, Yeter’in ona karşı kullanacağı koz yok. İpler tamamen Safiye’nin eline geçmiş görünse de Hülya sayesinde şartlar değişecek gibi duruyor.

Handan ise Abidin’i çok ince bir yerden vurdu bu defa. Oğlunu kullandı. Şu ana kadar annesinin bütün saldırılarını püskürten Abidin için durum değişecek gibi. Gerçi onun çapı belli ama bir heves Ferhat’a kafa tutmaya da kalkışır mı kalkışır.

Kadınlardan söz açılmışken Yeter’i bu hafta ben kendini tekrarlıyor gördüm. Handan’la da İdil’le de Gülsüm’le de ilişkisinde geçtiğimiz bölümlerden farklı bir argümanı yoktu. İlk başta çarpıcı gelse de aynı tepkiler, aynı karşılıklar ve aynı hamleler artık şaşırtıcı ve ilgi çekici olmaktan uzaklaşıyor. Yeter, iyi düşünülmüş bir karakter ona kendini tekrarlatmak yerine sağlam çatışmaların merkezine koymak bana daha akılcı geliyor. İlk aklıma gelense Yiğit’le ilişkisinin derinleştirilmesi. İyileştirmekten söz etmiyorum ama Yiğit’i de oyunda tutmak için Yeter ve Yiğit bağlantısı bana şart gibi gözüküyor.

Gelelim öykünün merkezine… Aslı ve Ferhat arasında olup bitenlere… Bu bölüm bilerek ve isteyerek bana onlar, biraz gizlenmiş gibi geldi. Hani ileriye sıçramak için bir miktar geri çekilip hız alırsınız ve sonra atılırsınız ya, bu bölüm Aslı ve Ferhat sahneleri bende o izlenimi uyandırdı. O ilişkide değişim olacak, hatta bir level atlanacak ve buna zemin hazırlandı diye umuyorum.

Şahin ve adamları devreye girmemiş olsaydı Ferhat, Aslı’yı cezalandırmak üzere bir yere götürüyordu. Planı neydi, ceza neydi ve o ceza için niye bir yere gitmeleri gerekiyordu şu an bilmemiz mümkün değil. Aslı, haklı olarak, arabada durumu sorgulayıp durdu. O sorguladıkça ben içimden “Sus Aslı, sus! Bürün sessizliğe” dedim durdum. Biliyorum, biz kadınlar için susmak çok kolay değil çünkü biz çoğunlukla konuşurken düşünürüz. Hatta adımızın “geveze”ye çıkışı da bundandır ama bilinmeyen bir şey var, o da kadının sessizliği delirticidir. Bunu en çok isteyen, “Çok konuşuyorsun!” diye yakınıp duran erkekler için bile durum aynı.

Kadın sustu mu ne yapacağını bilemezsiniz çünkü. Tehlikelidir o suskunluk, gizemlidir ve hiçbir adamın buna dayanabilmesi mümkün değil. Eğer susabilseydi Aslı, tamamen sessizliğe ve umursamazlığa bürünebilseydi Ferhat’ın elinden en güçlü silahı almış olacaktı. Şu anki Ferhat’la girdiği hiçbir söz düellosunu kazanma şansı yok çünkü. Bir kere ketum Ferhat, asla gerçek düşündüğünü dile getirmiyor, ikincisi çok zeki her cümleye verilecek bir cevabı ve bitirici sözü var. O zaman onun silahıyla girmeyeceksiniz düelloya. Sessizliğe bürünmüş bir Aslı, Ferhat’ın merakını gıdıklayacak ve onu konuşmaya zorlayacaktı. Çabası sonuçsuz kaldıkça da üstünlüğünü kaybedecekti ama olmadı. Aslı, bir kadın ve dayanamadı. Gerçi Şahin ve adamları devreye girdiklerinden olayın yönü değişti ve onların kişisel çatışması ikinci plana düştü.

Aslı bilmiyor ama biz biliyoruz, Ferhat o öpüşmeden sonra eski Ferhat değil. Kendini de duygularını da sorgulamaya başladı. Namık’ın “Ona âşık mısın?” sorusu da zihninde bir pencere açtı. Kısacası Ferhat’ın içini kemiren bir kurt var. Artık ne yaparsa yapsın Aslı’ya karşı eski Ferhat olması mümkün değil.

Aslı, İhtiyar’la karşılaşana dek kendini hiç sorgulamadı. Eğer o karşısına çıkmasaydı büyük ihtimalle Ferhat vurulana dek de bunu asla yapmayacaktı. İhtiyar, işleri biraz hızlandırmış oldu, olmasına da İhtiyar, sadece Aslı için değil bizim için de muamma. Ferhat’ı iyi tanıdığı belli ama bunun kaynağını öğrenemedik. “Elimde büyüdü” dediğine göre, Cüneyt’in de onu tanıdığını dikkate alarak Namık’ın eski adamlarından biri olması muhtemel. Ben onun bir bölümlük bir detay olmadığını düşünenlerdenim. Bir şekilde ara ara da olsa yine karşılaşacağız. Yine de ona ve Ferhat’la ilişkisine dair biraz ipucu isterdim, izleyici olarak. Şimdilik görünen Aslı’ya “gönül gözünle bak!” öğüdü verip sahneden çekildiği.

Bölümün en bayıldığım yeri, finalde evden kaçarlarken Ferhat’ın uzanan elini tereddütsüz tutan Aslı’ydı. “Arkana bakmadan koş!” diyen adama “Ya sen?” diye sorması ve “Arkandayım!” cevabını aldığı an, hiç sorgulamadan koşması aslında çoktan Aslı’nın “gönül gözüyle bakmaya” başladığının işaretiydi bana göre. Hele Ferhat’ın Aslı’nın elini tutuğu anda “Arkandayım!” derken o eli hafifçe okşaması çok ince, çok nahif ama harika bir detaydı. İlk kez bütünüyle ve sorgusuz sualsiz güvendi Ferhat’a, Aslı. Can korkusuyla deyin, başka çaresi yoktu deyin, ne derseniz deyin bana göre bu Aslı için büyük bir adımdır.

Bu bölüm Aslı ve Ferhat boyutunun azaltıldığını ve geriye çekildiğini düşündüğümü söylemiştim. İlerleyen bölümlere zemin hazırlamak için buna gereksinim var, biliyorum ama bir önemli itirazım var. Lütfen sahneleri müzik klibi çeker gibi bölüp durmayın. Bütün atmosfer, bütün duygu yok olup gidiyor. Sahnenin niceliği değil ama niteliği önemli. Aslı ve Ferhat’ı gördüğümüz her karenin ardından Yeter ve Gülsüm görmeyeydik, iyiydi. Hele hele Ferhat’ın hatırladıklarıyla bir anlamda iç konuşma yaptığı sahnelerin bölünüp durması beni hafiften bir delirtti. O sahneler Ferhat’ın ruhunu görmemiz adına çok ama çok gerekli. Şu an nerede duruyor, ne hissediyor anlamak zorundayız ki empati yapabilelim, bir kare Ferhat bir kare panoya bakan Şahin ya da Gülsüm’ü azarlayan Yeter, olmadı yani.

Parça parça da olsa, ruhu mahvedilmiş de olsa çok güzel duygusal sahneler izledim. Birce Akalay’ın dağ evinde “Ferhat öldü!” cümlesini duyduğu andan sonraki hâli benim için tekrar tekrar izlenecek sahnelerden biri. Hele finalde arkasını dönüp Ferhat’ın vurulduğunu gördüğü andaki bakışı gerçekten muhteşemdi. Şaşkınlıktan şoka geçişi, acısı ve korkusu o denli net ve o denli güzel yansıdı ki bir kez daha Aslı iyi ki Birce Akalay’ın ellerinde dedirtti bana.

Şahin’in adamına telefonda “Öldürülme emrinizi Namık Bey verdi.” dediği sahnede de İbrahim Çelikkol’a vuruldum. Öfkenin adım adım yüzünü sarışı üstelik de profilden yapılmış bir çekimde bunun verilişine hayran oldum. Burun kanatlarının açılması, çenenin kasılması, yanaktaki kasın seğirmesiyle Ferhat’ın gerçekten avının üstüne atılmaya hazırlanan bir “aslan” olduğunu sezdim. Çekim profilden olduğu için bakışlardan yeterli desteği alamayışı negatifi pozitife çevirdi. İbrahim Çelikkol, az mimikle yüksek oyun çıkaran bir aktör. Çok etkili ve çok temiz bir oyunculuk ortaya koydu, o sahnede.

Bu bölümü de yine yüksek bir finalle kapadık. Aslı, kimseden yardım almadan peşindeki adamlardan nasıl kurtulur, Ferhat’ı nasıl kurtarır; bilemedim. Bir ihtimal Dilsiz, oralardadır da son anda yetişir mi diyorum ama? Nasıl kurtulacağını bilemem ama vuruluşuna bakınca Ferhat’ı zor bir ameliyat bekliyor, orası kesin. O ameliyatı yapacak olan Aslı mı olur yoksa kapının önünde “öldü mü yaşıyor mu?” endişesiyle bekleyen mi olur onu da bilemiyorum, bildiğim tek şey Ferhat’ın ölümle burun buruna gelmesi Aslı’da bir kırılma noktası olacak. Sabırsızlıkla bekleyeceğim bir hafta daha var önümde.

 

 

 

Benzer Yazılar

Yorum Yaz