Yazar: Sinem ÖZCAN

Özel Birlikler temalı ikinci dizi Söz dün akşam ilk bölümüyle ekran macerasına başladı. İkisi pazartesi, diğeri Pazar geceleri yayınlanacak olan benzer konulu üç dizi hem diğer dizilerle hem birbirleriyle rekabet etmek zorunda kalacaklar. Aksiyon dizileri, daima diğer janrlara göre daha büyük bütçeli, daha zor ve daha görselliği güçlü projeler olmak zorunda. Bu da hem yapım hem kanal için riskli yapımlar oldukları sonucunu doğuruyor. Ne var ki bu tarz yapımlara bence uzun zamandır ihtiyacı vardı, ekranların. Köşklü yalılı, fakir- zengin, iyi- kötü çatışmalı dramlar ya da yanlış anlamalara, kötü esprilere dayalı komediler yavaş yavaş izleyicide “Hepsi aynı, bunların.” duygusu uyandırmaya başladı.

Söz, konusu ve tanıtımları dolayısıyla en azından ilk bölümü izlenecek diziler kategorimdeydi. Benzer temalı üç diziyi birden takip etmem çok zor görünse de aralarından bir ya da ikisini sürekli izlemeyi de planlıyorum. Yani benim için İsimsizler, Söz ve Savaşçı’nın ilk bölümleri bu anlamda ayrıca önemli. Pazartesi akşamı izlediğim ve vazgeçemeyeceğim bir başka dizi olduğundan asıl rekabet benim için İsimsizler ve Söz arasında olacak.

Rakibine göre bir hafta geç start aldı Söz. Bana da hâliyle bir karşılaştırma imkânı sundu. Özellikle İsimsizler’in bence aksayan yanlarına odaklanıp izledim ilk bölümünü. Konular birbirine yakın olunca iş, öykünün yansıtılışına, oyunculara, görselliğe ve senaryo diline kalıyor.

Son dönemlerde Türkiye’de yaşayan herkesin en büyük tedirginliği ve en büyük korkusu olan büyük şehirde terörle sahne açtı Söz. Bu giriş bence, izleyiciyi bir anda avcunun içine alan, empatiyi kolaylaştıran oldukça vurucu bir başlangıç oldu. Her gün, hepimizin başına gelebilecek bir durumla karşılaştık. AVM’de tesadüfen bulunan suçsuz günahsız sivil halk, bir anda ölümle burun buruna geldi. Hayatını ya da sevdiklerini kaybetti. Hepimizin hafızlarında çok taze duran buna benzer binlerce görüntü var. Bir anda aynı korkuyu ve acıyı yaşadık. İsimsizler’in sivil halkı hedef alan terörü pas geçmesine karşın ben, Söz’ün bu girişini hem izleyiciyi yakalama hem de rakibiyle farkı ortaya koyma adına çok doğru bir hamle olarak değerlendirdim.

Ardından yine kişisel bir durum oluştu. Özel birlik komutanı yarbayın kızı kaçırıldı. Devletle pazarlık etme amacıyla yapılan bu eylem de izleyicide yine bir sempati yarattı. Genç kızın kurtarılmasıyla ilgili operasyon ve ardından hem Erdem Yarbay’ın kızını kaçıran hem de Yavuz’un nişanlısının ölümüne sebep olan teröristin Yavuz Yüzbaşı tarafından vurulması bir yandan kişisel intikamın alınması sonucunu diğer yandan da yeni bir düğümün ortaya çıkışını sağladı. Çolak, hem terör örgütü lideri olarak devletin hem de kardeşinin ölümünden sorumlu tuttuğu Yavuz’un düşmanı olarak dizinin ana çatışmasını başlattı.

Söz’ün konuyu sadece devlet – millet çizgisinde düşünmeyen ve bile isteye şahsileştiren yaklaşımını çok doğru ve çok daha inandırıcı buldum. Bu anlamda benim için bölümün başından itibaren İsimsizler’den bir adım öne çıktı.

İkinci değerlendirme ölçütüm senaryo dili oldu. İsimsizler’in büyük büyük, hamasi ama duygusu geçmeyen diyaloglarından çok rahatsız olmuştum. Açıkçası en büyük korkum da buydu. Öykünün askeri boyutu yoğun olduğundan zaman zaman bu tarz repliklere başvurulması elbette kaçınılmaz ama bunların günlük söylemle eritilmesini umut ediyordum. Nitekim korktuğuma pek uğramadım. Erdem Yarbay’ın Yavuz’la bazı diyalogları ve alaydaki askerlerle yapılan konuşmalar haricinde o basmakalıp ve abartılı ifadelere rastlamadım. Ayrıca yaratılan tiplemelerde komedi unsuru ihmal edilmemiş görünüyor. Karakterlerin en az ikisinin öykünün komik ayağı olacağı belli oldu. Bu da o ağır havayı yumuşatmış, hikâyeyi gündelik hayata daha yaklaştırmış ve doğallaştırmış. Gerek ekibin birbirleriyle ilişkilerinde gerek diğer sivillerle bağlantılarında bu doğallık yaratılınca da takibi daha kolay ve izleyiciyi daha saran bir hava doğmuş. Resmi konuşmalardaki idealist üslup da bu sebeple daha kolay tolere edilir hâle gelmiş.

 

Ortak temalı üç dizi içinde tanınmış oyunculara en fazla yer veren ve bu anlamda daha iddialı görünen yapımdı, Söz. Benim için bu çok önemli olmasa da fan gruplarının desteğini alarak sahneye çıkmak reyting adına doğru bir hamle olarak değerlendirilebilir. Oyuncu olarak Serhat Kılıç’ı çok başarılı bulur ve severim. İlk izlenimim Çolak rolü için doğru isim olduğu yönünde. Bu bölüm sadece bir tanışma olduğundan henüz varlığını hissettirmedi ama “sağlam” bir kötü karakter olacağı kesin.

Cast açıklandığında Tolga Sarıtaş ismiyle ilgili şüphelerim vardı. Oyunculuğundan değil role uygunluğundan endişe duyuyordum. Her işinde takipçisi olduğum, bayılarak izlediğim bir isim değil Tolga Sarıtaş. Yavuz Yüzbaşı, öykünün ağırlığını çeken isim olduğundan “Acaba, kalkabilecek mi altından?” diye düşünmedim dersem yalan olur. İlk bölüme baktığımda benim ayaklarımı yerden kesen bir oyunculuk yoktu ama aksamıyordu da… Yavuz Yüzbaşı olarak yadırgamadım onu. İlerleyen bölümlerde karakter tam oturduğunda çok daha iyi olacağını düşünüyorum. İlk izlenimim, karakteri üzerine doğru giymiş.

Ekibin diğer üyelerini eylem içinde görme şansımız pek olmadı. Sadece fragman gibi birkaç kesit izledik onlardan. Konuşmak için henüz erken belki ama benim gözümü rahatsız eden kimseyi de görmedim. Ne yazık ki aynı şeyi Erdem Yarbay için söyleyemeyeceğim. Özellikle Yavuz’la sahnelerinde oyunculuğu hem abartılı ve yüksek buldum hem de karakter çözümlemesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Erdem Yarbay’ın babacan tarafı bence çok eksik kalmıştı, yok bile denilebilir. Çok etkileyici olabilecek Erdem Yarbay için fazla donuk hatta soğuk bulduğumu söylemem gerek. İlerleyen bölümlerde role ısınıp farklı dokunuşlarla karakteri kurtarırsa bilemem ama şu an dizide bana en uzak kimlik, Erdem Yarbay oldu.

Oyuncuları konuşurken söylemeden edemeyeceğim. İsimsizler’deki hata burada da yapılmış, ne yazık ki. Ne mi bu hata? Kadın oyuncular… Aksiyon dizileri hele de asker, polis; terör, saldırı vs… detaylar içeren diziler eril dizilerdir. Genellikle erkek izleyici kitlesine hitap eder. Öyle olunca da bence önemli bir hata yapılıyor ve erkek oyuncu seçiminde gösterilen özen ve cömertlik işin duygusal boyutunu götürecek olan kadın oyuncularda gösterilmiyor. Bölümün başında Yavuz Yüzbaşı’nın nişanlısı rolünde Su Kutlu’yu görünce içim cız etti. Keşke ama keşke Su Kutlu ölen nişanlı değil de Doktor Bahar olsaydı. İlerleyen bölümlerde daha önemli bir kimlik hâline geleceğinin sinyallerini veren Doktor Bahar’da, üzgünüm ama, Aybüke Pusat olmamış. Ne annesiyle çekişmesinde ne Yavuz’un durumunu anlamasında ne de kriz anında cevval ve kontrolü elde tutan doktor olarak ona hiç inanamadım ben. İlerde çok daha güç şartlarda çok daha yoğun duygular iletmesi gerekirken o ayakları yere sağlam basan, güçlü kadını çıkarabileceğini düşünmüyorum. Umarım yanılırım. ( Duruşuyla, oyunculuk gücüyle ve tarzıyla tam Su Kutlu’nun kalemiymiş Doktor Bahar, yazık ki çok yazık!)  Güler, Funda ve Nazlı da ilk bölüm itibariyle beni etkilemeyen karakterler… Buna rağmen her üçü için de doğru reji ve karakteri doğru çözümlemeyle toparlanma ihtimalleri var, diyorum.

Kadın rolleri için çok daha başarılı bir cast yapılmış olsa ve karakterler daha özenli çizilmiş olsa dizinin o fazlaca eril havasını kırmak ve pek çok kadın izleyiciyi de ekran başında tutmak mümkün olacaktı.

İlk bölümde bağlantılar, tempo ve görselliğe dair de gözlemlerimi belirtmeliyim. Öykünün ortaya konuluşunu, kurgusal bağlantıları ve kahramanların art öykülerini sevdim. Ancak ekip elemanlarının tanıtım bölümünün hem çok uzun olduğunu hem de tempoyu fena hâlde düşürdüğünü söylemeliyim. İlk bölüm izleyicinin kişileri tanıması gerekir, kabul ama bu, tanıtım filmi çekilircesine “Hafız: şöyle, şöyle, şöyle… Mücahit: böyle, böyle, böyle…” şeklinde yapılmasıydı. Nazlı kaçırılmış, bir kriz durumu var yani ritim yüksek; tam burada aksiyonu kesip bu tanıtımlara girmek, bir anda izleyeni kopardı, öyküden. Biz onları zamanla eylem hâlinde tanısak ve yargımızı kendimiz oluştursaydık keşke.

AVM’deki bomba patlamasında ve onun ardından gelen sahnelerdeki görselliği çok beğensem de onun devamı olan hastane sahnelerini fazla zayıf buldum. Aynı zayıflık Nazlı’nın kurtarılışında da söz konusuydu. Özetle aksiyon sahneleri açısından İsimsizler, Söz’e göre bence daha başarılıydı.

Şu ana dek yayına giren iki diziye bakınca teknik olarak İsimsizler’den bir kademe aşağıda kalsa da öykünün ele alınışı, karakterlerin daha ilgi çekici oluşu, özellikle ve özellikle senaryo dili etmenleri sebebiyle benim için Söz, İsimsizler’den daha izlenesi görünüyor. Söylemeden geçmeyeyim ekipten Mücahit’e ayrıca çok bayıldım. Diziyi izleme kararımın altında Mücahit kimliğinin de hatırı sayılır rolü var.

Pazartesi günleri yayın saatinde izleyemesem de ben bu dizinin takipçisi olurum. Savaşçı’nın ilk bölümünü izledikten sonra kararım netleşecek ama büyük ihtimalle sadece takipçisi değil yorumcusu da olacağım gibi görünüyor.

İlk bölümden çok daha etkili bir ikinci bölümle, varlıkları daha da hissedilen Mücahit ve Çolak’la yeniden karşılaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum.

Bütün ekibin emeğine sağlık, ekran macerası uzun soluklu, şansı bol olsun Söz’ün.

 

 

 

Benzer Yazılar