Yazar: Sinem ÖZCAN

Ver Elini Aşk finalini izleyeli iki gün oluyor ama elim yazmaya gitmedi, bir türlü. Her hafta neşeyle ve huzurla oturduğum bölümlerin başına son defa içim kıyılarak geçtim. Bölümü da canım çok acıyarak izledim.

Ağır dramların, şiddetli aksiyonların, “olmuş”ların ve “olmamış”ların arasında benim için bir huzur vahasıydı, Ver Elini Aşk. Gerilmeyeceğimi, gülümseyeceğimi, içimin ısınacağını bilerek ekran karşısına geçerdim.

Gel gör ki, televizyon dünyası saçma sapan bir dünya… Eskiden olsa tek ölçüt reyting, kanallar olaya sadece materyalist bakar, der geçerdim. Bunu dâhi diyemiyorum. Kanal D bu sezon; plansızlığın, adam sendeciliğin, iş bilmezliğin, özetle beceriksizliğin kitabını yazdı. Bütün bu karmaşanın ortasında perşembe akşamları kendine yer açmayı bilmiş, izlenen diziyi alıp en olmayacak güne koydu ki orada da kan kaybına rağmen tutunmayı başarıyordu dizi ancak kanalın anlaşılamaz politikası, sonu oldu. Ben “Ver Elini Aşk” a final yaptı, diyemiyorum. Final yaptırıldı. Hoş, belki buna da şükretmem lazım zira habersizce yayından da kaldırabilirdi.

Finalden önceki bölüm Kaan’ın Hayri’yi yanına katıp dedesinin evine gelmesinde kalmıştık. Şanssızlık, Ayperi de Kaan’dan habersiz Emin Dede’nin evine gitmek zorundaydı. E, orada karşılaştıklarında da doğal olarak kıyamet koptu. Bu haftaki final bölümü olmasa Ayperi ne Kaan’ı ne babasını affederdi ama olayın derlenip toparlanması gerekiyordu.

Açıkçası ben Kaan’ın da Ayperi’ye tavırlı olacağını düşünmüştüm ama o aklı selim davranıp “Mutlaka bir nedeni vardır.” demeyi başardı. Ancak bizim inatçı Antep kızı, babasına olan kırgınlığını da Kaan’a yükleyince işler kız kaçırmaya kadar gitti, elbette.

Alelacele ortalığın toparlanması gerektiğinden, biz o kırgınlıkların da öfkenin de aşkın da tadını çıkaramadık ama olsun, sonuçta Kaan’a “Yes Antep no dünya” dedirtmeyi başardık.

Öykünün diğer çifti Lalin ve Oğuz’da da kısa yoldan bir mutlu son yaşadık. Oysa biz Oğuz’un evrimini izleyecektik, Lalin’in ameliyatını görecektik, hepsinden mühimi de Kaan’ın bu aşkı öğrenince Oğuz’un canına okumasını izleyecektik.

En sevindiğim yan Mesut’la malum şahsın (!)  mutlu sonunu görmemek oldu. Bünyem kaldırmazdı ama benim Mesut için de bambaşka hayallerim vardı. Kırk yılın çapkını Mesut’un aşkla imtihanını görmek isterdim tabi ki şöyle onu adam gibi silkeleyip Mesut’tan başka bir Mesut çıkaracak bir hatunla.

Bölüm için de öykü için de söylenecek pek bir şey yok aslında, zira öykünün gidişine en uygun biçimde bir derleyip toparlama yapılmıştı, çaresiz. Ben A. Ferda Eryılmaz ve Nehir Erdem kalemlerinin tutkunlarından biriyim. Hele konu komediyse neler yapabileceklerini, ne bombalar patlatabileceklerini, izleyenleri nasıl ters köşelere yatırabileceklerini çok çok iyi biliyorum. Bir kez bile kadını aşağılamadan; bir defa bile izleyiciyi germeden, sıkmadan, bunaltmadan, iyilik ve sevgi saçarak yazar onlar. Daha bana anlatacakları pek çok hikâyeleri de var. Ne yapalım, bu olmadı bir başkasında buluşuruz.

Ver Elini Aşk’la yeni isimlerle tanıştım ben. İlk kez izlediğim Sevda Erginci’ye vuruldum. Naturel oyunculuğu, rolü sırtlayışı, ekrana çok yakışan yüzüyle benim bu diziden en büyük kazancım o oldu diyebilirim. Umarım, bundan böyle imzası olan işleri takip etme şansım olur. Umarım daha nice başarılı karakterlerinde alkışlarım onu.

Ali İl, yeni tanıştığım bir isim değil ama onu komedide hem de “Sadrettin”den sonra ona bu kadar zıt bir rolde izleyince ilk kez karşılaşmışız duygusu yaşattı bana. Bizde kötü adamın hep kötüyü, masum kızın hep masum ve saf kızı oynaması bir gelenek olduğundan bu kadar tezat kimlikleri aynı beceriyle yorumlayabilen oyuncu çok az. Gördüm ki Ali İl bunlardan biri. Sıcak enerjisi, esnek oyunculuğuyla birleşince artık onu çok kilit rollerde görme şansımız doğdu diye umuyorum.

Sevgili Mesut Yılmaz… Ben onu hangi rolde görürsem göreyim, gülmeye hazır bekliyorum, kabul ama her seferinde bir öncekinden çok farklı bir kimliği bambaşka yorumlayıp sunuşuna da hayran olmamak mümkün değil. Adem ve İblis’ten, Aşk Doktoru’na; oradan Mesut’a kadar hepsine öyle hoş nüanslar kattı, öyle kalıcı vurgular yaptı ki her biri benim unutulmaz komik tiplerim arasında… Umarım uzun yıllar onu hep aynı keyifle izleme şansım olur.

Oğuz’u karakter olarak çok sevmiştim ama Gökay Müftüoğlu’yla daha çok sevdim. Vakit olsaydı da biz o kalasın yontulup ahşap bir Romeo’ya evrilmesini izleyebilseydik.

Hele hele hele Su perisi… Benim gibi “İyi, tamam; çocuk işte. Şirin, masum vs de ne abartıyosunuz ki?” tipinde bir kadın bile onu görünce ekran karşısında “Yerim ama ben seni”, “Lokum musun sen?” “Oyyyy, kuzu bu kuzu…” gibi manasız ve abuk tepkiler verdiyse çocuk düşkünlerinin hâlini hayal edemiyorum. Bütün şirinliğiyle dizinin en büyük neşe kaynağı oldu. Dizinin adının “Bebekli Dizi” diye adlandırılmasına neden olacak kadar başrol oyuncularından rol çaldı. Şansı, bahtı çok güzel olsun, hep güzellikler içinde büyüsün.

Özetle Ver Elini Aşk, senaryosundan, yapımına; oyunculuklarından, çekimine, anlatıcılığına kadar pek çok noktasıyla eli yüzü düzgün bir işti. Ömrü bu kadarmış. Tertemiz geldi, tertemiz gitti. Nitelikli komedi anlayışıyla, sosyal duruşuyla benim için “özel” işlerden biri olacak. Bütün ekibin emeklerine sağlık…

Ferda Eryılmaz ve Nehir Erdem ensenizdeyim… Siz nereye ben oraya…. Kaleminiz verimli, yazdıklarınız şanslı olsun.

 

 

Benzer Yazılar

Yorum Yaz

1 Yorumlar

  1. nbsami 08/12/2017

    yorumlariniza katiliyorum suan yayinda olan dizilerden cok farkli bir vizgide yuzumuzde gulumseme yaratarak izledigimiz bir diziydi. finalini bile pazar aksami 23.15 de yapmalari bile abes.. kanal d ye bodrum masalini pat diye bitirmelerinden sonra bu ikinci kizginligim. zaten bu kanalda izledigim tek dizi Siyah Beyaz Ask onu da yayin saatinde seyretmiyorum