Yazar: Sinem ÖZCAN

Nasıl bittiğini anlamadığım ve bittiği için de fena hâlde bozulduğum bir bölüm izledim bu akşam Ver Elini Aşk’ta. Uzun zamandır ekran karşısında bu kadar kahkaha atarak gülmemiştim, acısını bol bol çıkardım. Sağ olasın Mesut!

Evet, benim için bu hafta bölümün yıldızı Mesut’tu, ne yalan söyleyeyim. Hayır, bir adam şanssız, bahtsız, kadersiz olur da bütün talihsizliğini de kendini pas geçip çevresine bu kadar mı bulaştırır, kardeşim? Kiraz’a şans ne kadar gülüyorsa Mesut’u da o kadar es geçiyor, son kararım budur.

Kiraz, söz konusu para oldu mu bir şekilde dört ayağının üstüne düşüp gözlerinde $’lar ışıldayarak gezsin, benim bahtsız Mesut’um, en basit işte çuvallayıp kimselere yaranamasın. Adaletiniz bu mu, sevgili senaristçiklerim? (Hiç kapamaya niyetim yok bu Kiraz meselesini, demedi demeyin.)

Emin Ağa’nın planları, Mesut’un da yardımıyla tıkır tıkır işlemeye başladı. Demek ki neymiş? Sen istediğin kadar Amerikalarda oku, uyanık geçin, bir sürü fırıldak çevir; yine de yaşlı kurtla baş edemezmişsin! Kaan, başına gelen her şeye müstahak, hiç sözüm yok ama garibim Ayperi; iyi insan olmanın bedelini dede – torun bi’ de abla üç fırıldağın arasında kalarak ödüyor. Başına gelenlerden o kadar şaşkın, o kadar üzgün ve o kadar karmakarışık olmuş durumda ki iç sesini dinlemeye de yüreğine bakmaya da hâli yok.

Kaan ise hayatındaki karmaşanın ortasında henüz adını koyamasa da daha hızlı yol alan taraf oldu. Aslında buna şaşırmadım. Kaan, bugüne dek kendine sahte kadınlardan ışıltılı bir dünya kurmuş bir adam. Bu dünyada mutlu olduğunu düşünse de dostları ve kızıyla ilişkisine bakınca o içten bir adam ve bu tip biri kendine has, doğal ve art niyetsiz bir kadına kayıtsız kalamaz. Bu hafta kendini tutamayıp söylediği “Sen hep böyle kal!” cümlesi aslında onun “gerçek” bir kadını ne kadar özlediğini de gösteriyor.

Kendini dünya vatandaşı olarak eğiten, yerellikten hiç hoşlanmayan, tipik bir metropol insanı Kaan ve yeni yeni farkına varacak ki asıl istediği “No Antep yes Dünya!” değil… Ayperi onun kendini bulması için bir ayna ve Kaan bu bölüm ilk defa o aynayı fark etti. Bundan sonrası çok daha hızlı gelecektir.

Ancak Ayperi için durum öyle değil. Kaan, onun istemediği her şeyi temsil ediyor çünkü. Ayperi’ye göre Kaan’ın tek artısı iyi bir baba olması. Ancak köyünde yaşarken bile “Ben hiç evlenmeyeceğim!” kararı alan Ayperi “Ayyy, Kaan çok iyi baba; benim çocuğumun da babası olsun o zaman!” noktasına gelecek bir kadın değil. İşte bu noktada benim kafam karışıyor. Doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor. Ne olmalı ki Ayperi, Kaan’a âşık olsun?

Ben dıştan bakan gözle aslında onların tam da tencere – kapak olduğunu görüyorum. Ayperi’nin doğallığı Kaan’a ilaç gibi gelirken Kaan’ın ilgisi, sevgisi ve sıcaklığı da Ayperi’yi yumuşatıp hayattan keyif almasını sağlayacaktır. Ama Ayperi, Kaan’ı benim gözümle göremez. Hayata çok düz ve katı bakan, kurallarını kendi koyan ve doğruluğuna yüzde yüz inandığı için de onları asla esnetmeyen bir kadının yüreğini, Kaan gibi sonuna kadar “yanlış” olarak gördüğü bir adama açması çok zor. İşte burada kalemlerine sonsuz güvendiğim sevgili senaristçiklerim girecek devreye. Benim bulamadığım cevabı onlar bulmuşlardır ve hiç aklıma gelmeyen bir yolla Kaan’ı Ayperi’nin yüreğine ışınlayacaklardır diye düşünüyorum.

Dizinin diğer çarpıcı çifti Lalin ve Oğuz’a gelince: orada işler fena karışık… İki taraf da duygularının farkında aslında ama birlikte olmaları çok zor. Yine de onları bir araya getirmek Kaan ve Ayperi kadar güç değil, bana kalırsa. Oğuz, Lalin’i kesin kaybedeceğini anladığı anda yelkenleri suya indirecektir. Eh, Lalin de başını belaya sokma uzmanı olduğundan böylesi bir tehlike yaratması çok kolay. Bir süre inatlaşır, didişir, birbirlerinin gözünü oyarlar ama sonra aralarındaki tutkuya yenik düşerler.

Mesut ve Kiraz için konuşmayı kesinlikle reddediyorum. Kiraz ağzıyla kuş tutsa hatta o kuşun sütünü sağıp bana kuş sütüyle sofralar hazırlasa benim rızam yok! En acilinden yeşil dolarlara boğulması ve Mesut’umun ayağının altından çekilmesi arzusundayım. Kiraz ortaya çıktığı andan beri çocuğun bir işi de düz gitmedi kardeşim, nasıl bir uğursuzluksa artık…

Emin Ağa’nın planı işledi ve bizimkiler imam nikâhıyla da olsa bir şekilde evlendiler ancak daha da büyük sorun Fulya’nın Kaan’ın başına açtığı dert… Kaan evli, çocuklu ve borçlu bir adam olarak buluverdi kendini. Parayı dededen almayacağına göre, o kadar parası da olmadığından yine karşımda bir “Şimdi ne olacak?” sorusu var. Lalin’in bilgisayar ustası olduğunu öğrendik. Ben olsam onun bu becerisini kullanıp hesaplarda yeniden oynama yapar ve ihaleyi, kasayı asıl boşaltanın üstüne bıraktırırdım ama bu şık, öyküde çatışma yaratmayacağı için tabii ki seçenekler arasında değil.

O zaman Kaan’ın ne yapıp yapıp o parayı bulması gerekecek. Bana sorarsanız bunun en pratik yolu düğündür. Şimdi ne ilgisi var demeyin, lütfen. Borç ne kadar? 500.000… Eee, Kaan kim? Koca Emin Ağa’nın torunu… Çok rica edeceğim, Antep’te Ağa, torununa düğün yapacak da konuklar çeyrek altınla mı gelecek düğüne? Takılan bilezikler, altın kemer, Reşatlar filan vaziyeti kurtarır derim ben. İlk şoku atlatınca “Fırlıdak” Kaan bunu akıl etmezse şaşarım ama işin diğer tarafı Ayperi engelini nasıl aşar? İşte ona cevabım yok…

Gerçekten nikâhlandıklarını öğrendiği anda bir de dünya borcun altında kalan Kaan, Su Perisi’nin “Baba” deyişiyle döndü dünyaya. O döndü ama olan bana oldu. Bölümün başından beri kahkahalarla gülen ben, Su’yun dudaklarından “Baba“ dökülünce bir ağla, bir ağla… Zannedersin ki ömrü hayatımda hiç baba diyen çocuk duymadım. Artık inanıyorum, minik Su gerçekten bir büyücü. Yaşına, boyuna posuna bakmasam “rol yapıyor” diyeceğim. Hani “ekran ışığı” denen şey var ya işte o gerçekse eğer bence doğuştan ve minik Gülsün Sare o ışıkla açmış gözlerini, dünyaya. İnşallah hayatı boyunca şans ona gülsün.

Bu bölümü çok sevdiğimi başta söylemiştim; tüm sahneleri çok dozunda, çok akıcı ve akış bütünlüğü iyi ayarlanmıştı. Bölüm müziklerinde geçen hafta dikkatimi çeken toparlanma da sürüyor; bu hafta, özellikle Lalin ve Oğuz’un Antep’te evin önündeki sahnelerinde kullanılan nostaljik müziği çok sevdim.

Önümüzdeki hafta yeni çatışmalar ve dolayısıyla yepyeni düğümlerle karşılaşacağız belli ki. Gelmesini iple çekeceğim perşembeye kadar başta sevgili senaristçilerim olmak üzere gülmemde ve ağlamamda payı olan bütün ekibin emeklerine sağlık.

 

 

Benzer Yazılar