Yazar: Ayşe KUTLUHAN

Seyrettiğim dört bölüm içinde en haz aldığım bölüm 4. bölüm diyebilirim size. Bu bölüm, hikâye sadece Deniz üzerinde yoğunlaşmaktan çıkıp diğer karakterlere de yer vermeye başladı. Geçen bölümde içime oturan, mahkeme salonunun önünde gerçekleşen Deniz-Ecem sahnesi vardı. Söz konusu anne, baba ve çocuk üçgeni olunca bende duygular fora olabiliyor, ister istemez. Bu bölümde Azra’nın babası ile olan bütün sahneleri içime içime kazındı. Öyle ki bunu satırlara dökmek bile zor geliyor, diyebilirim bütün samimiyetimle. “Baba” kavramı bende kanayan bir yaradır son dört senedir. İşte bu yüzden on yaşındaki bir kız çocuğunu, ayyaş bir annenin eline bırakıp arkasına bile bakmadan giden bir babanın yıllar sonra cezaevinde onu ilk gördüğü anda “Ben baba olmaya hazır değildim.” demesi benim için çok acı bir durumdu. Benim yüreğime oturan bu cümlenin karşısında genç bir kızın kendisini korumak adına bize “kötü” olması çok normal değil mi sizce de? Bir çocuğun en iyi bildiği şey, kimse sevmese de annesinin ve babasının onu sevdiğidir… Kimse korumasa da annesi ve babası korur onu… Ama Azra’ya en büyük zararı “Anneydi, kendi doğurduğu çocuğa zarar vermez diye düşündüm.” diyen babasının, “Bazen, annenin yanında olmak çok zordu.” diye bahsettiği o sarhoş bir anneye kızını bırakıp giderek kendisi verdi. Azra babası ile yüzleştiğinde unutmak istediği ama belki de kâbuslarından hiç gitmeyen geçmişi ile yüzleşti… Annesinin üzerinde sigara söndürdüğü anlardan bahsederken “Yanık et kokusu,” diye dile getirdiği acısı, bende ‘’Yanık kalp kokusu,’’ etkisi bıraktı. Babası annesi için ‘’Baş edemedim.’’ diyerek kendisini savunmaya çalışırken Azra ile aynı anda ‘’On yaşındaki bir çocuğun baş etmesini bekledin ama!’’ dedim, inanın… Aradaki tek fark, Azra kızgınlığı ve kırgınlığı ile karışık bir şekilde sakin konuşurken ben olanca öfkemle söyledim bunu. Azra’nın dilinden dökülen her kelime ayrı ayrı parçaladı içimi. ‘’Her gece bekledim gelmeni. Sosyal yardım beni gelip kurtarana kadar bekledim.’’ dediğinde, kilitlendim kaldım. ‘’O karı!’’ diye bahsettiği annesinden kurtulmak mı daha iyiydi onun için yoksa sosyal yardım bünyesinde anneden babadan ayrı büyümek mi, tartışılır. Yaşadığı onca şeye rağmen, babasına olan onca kırgınlığına, kızgınlığına rağmen eli yandığında o ‘’Yanık et kokusu’’ diye dile getirdiği acıyı hissettiğinde vücuduna mühür gibi basılan sigara yanıkları ve babasına duyduğu ihtiyaç gelmişti aklına Azra’nın, hiç kuşkusuz. Düşüp kırılan serum şişesinin sesi ile geçmişiyle yüzleşen Azra’nın ‘’Babamı istiyorum.’’ dediği o an, içimde bir şey koptu. O an elini öpse tüm acısını dindirecek bir babası vardı, var olmasına da karşısına geldiğinde o acılar dinmekten ziyade kat kat artıyor olacaktı ki ağlaya ağlaya kovdu Azra babasını.  Her birey çocuk sahibi olabiliyor da her birey, anne baba olamıyor maalesef. Bu da bunun en büyük örneğidir… Azra ile babasının sahnelerinin benimle beraber birçok kişiyi etkilediği bir gerçek. Sahneler o kadar dolu dolu işlenmişti ki ne dersem az kalır… Beni çok farklı yerlere savurup anneme ve babama binlerce kez teşekkür etmemi sağladıkları için sevgili Ceren Monay ve Macit Koper’e binlerce teşekkürü borç bilirim. Hem izledim, hem ağladım… Hem yazdım, hem ağladım… Efsaneydiniz…

Gözüm bu bölüm Azra’dan başkasını çok görmedi dersem yalan olmaz açıkçası. Bölüm nerdeyse onun hayatı üzerine odaklanmıştı. Onun dışında Deniz’in müebbet yemesi üzerine avukatı derin bir soruşturmaya girdi. Deniz’e de söylediği üzere onun için bir onur savaşı haline gelmişti bu dava. Avukat zehir gibi… Deniz’in tahliye olacağına dair hiç şüphem yok ancak bu ne kadar bir sürede gerçekleşecek, hiçbir fikrim yok. Deniz’in, Kudret’in kendisini kızı ile tehdit etmesi üzerine Azra’nın elinin yanmasına vesile olması, Azra’nın ve tayfasının üzerine gelmesine sebep oluyor… Deniz de bunun üzerine çareyi başka bir bloğa gitmekte çözüm buluyor ancak hem Melis’in hem de Azra’nın dediği gibi, her blokta hiç kuşkusuz bir Azra ve bir Kudret vardır. Kudret’in Azra’yı öldürme planına Deniz’i dahil etmek istemesi üzerine, ben de en az Deniz kadar arada kaldım dersem yalan olmaz. Bir tarafta kendi kızı, bir tarafta birinin ölümüne sebebiyet vermek, Deniz için çok zor bir arada kalmışlık olsa da doğru kararı vererek Azra’ya gerçekleri anlattığını gördük. Kendimi onun yerine koymayı düşünemiyorum bile. Zira söz konusu evlat olunca insan çok başka türlü çaresiz kalıyor…

Deniz’in Azra’nın hayatını kurtarması ile ikisinin arasındaki buzlar eriyor bölüm sonunda. Azra’nın babasının ölümünü duyduktan sonra bunu kimseye söylemediği hâlde Deniz’in orada kalması için ‘’Hem, benim bu gün babam öldü. Babası ölen çocukların istekleri yapılır.’’ diyerek sadece Deniz’e dile getirmesi bundan sonra aralarında başlayacak dostluğun göstergesi diye görüyorum. Kudret’in, Deniz’in onu Azra’ya satmasıyla Ecem üzerinde kurduğu komployla ve bunun neticesinde cezaevi koğuşunda Deniz’in yükselen çığlıklarıyla son verdik bölüme. Bu saatten sonra hiç kuşkusuz Deniz eski Deniz olmayacaktır. İzleyip görelim…

Avlu,  4. bölümü ile seyircisiyle buluştu dün akşam. İlk tanıtımını gördüğüm andan itibaren büyük bir merak uyandırmıştı, bende. Gerek oyuncu kadrosu, gerek kurgusu, fazlası ile ilgi çekiciydi. Ancak itiraf etmeliyim ki o kadar beklememe rağmen bu kadar muhteşem iş çıkacağını asla tahmin etmemiştim. Alınan reytingler de bunun ödülü olsa gerek… Gerek bölüm başındaki harika rap parçası gerekse  bölümde kulaklarımızı muhteşem bir şekilde dolduran sevgili Zeynep Alasya, Alpay Göltekin ve Caner Özkan’ın imzalı o melodiler, apayrı bir renk katıyor, diziye. Onlar için ayrı teşekkür ederim… Sevgili Zeynep Alasya ile 69 bölümlük bir Kiralık Aşk maceramız var. Yeniden onun o güzel melodileri ile bir projenin başına oturmak bana hayli zevk verdi. İlerleyen bölümlerde onun o naif sesinden de güzel bir şarkı dinlemek umudu ile… Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık…  Her bölüm daha nasıl güzel işlenir dediğimiz bir bölüm izlettiniz.

Sevgiyle kalın…

Ufak notlarım:

  • Melis, çok iddialı giriş yaptı.  Kamera görüntülerini açmayı kafaya koydu ve bunun için  yapamayacağı bir şey yok sanırım. Ancak görüntüleri elde eder mi, orası bende soru işareti. Hikayenin temeline göre ya bu dava uzun sürecek ya da Deniz’in içerde kalması için farklı bir olay seyredecek. Oktay’ın Nihal ile duygusal bir bağı olduğunu düşünmüştüm hep ancak bu bölüm Melis’le beraber bende ‘’Neden olmasın!’’ dedim açıkçası. Biz hep Kudret’ten şüphe ettik ama içimdeki ses çok farklı bir şey çıkacağını söylüyor. Melis’in başarı kaygısı, Deniz’in avukatının onur meselesi ile birleşince bu olay çözülecektir muhakkak.
  • Savcının anlamsız bir şekilde sadece Deniz üzerinde yoğunlaşmasını hala çözmüş değilim. Neden gösterilen delilleri görmezden geliyor? Neden başka ihtimalleri göz ardı ediyor? Başka bir şeyler seziyorum… Hadi hayırlısı.
  • Hüseyin gardiyandan acayip huylanıyorum. Kötü, hep içimizde bir yerlerde saklanıyor maalesef ve bunu kimse sezmiyor. Umarım Melis onu da fark eder ve oradan gönderir.
  • Bu bölüm çok şükür küçük çocukları bir kaos içinde görmedik. Aksine görevliler eşliğinde müzik yaparak eğlendiklerini gördük. Yaptığım küçük bir araştırma sonucu ülkede annesi ile birlikte cezaevinde yaşamak zorunda olan 500 den fazla çocuk olduğunu öğrendim. Ne acı bir durum… Ancak, bununla beraber cezaevinde çocukların pedagog eşliğinde oynadıkları bir oyun alanının olduğunu da öğrendim. O oyun alanını bu cezaevinde de görmek istiyorum.
  • Son olarak Hakan’a değinmek istiyorum. Benim gözümde Azra’nın babasından hiçbir farkı yok. Ayyaş gezdiği o dakikalardan sonra ona diyecek tek cümlem yok…

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.