YAZAR: Ayça AKMAN

İntikam en sevdiğim temadır, hele de iyi işlenirse. A.Rıza’nın bu minval üzerinden yürüyeceğini hissettiren dram-aksiyon eksenindeki tanıtımlarını ve sağlam “cast”ı gördüğümde ilk bölüme mutlaka şans veririm, demiştim. Öyle de yaptım.

A.Rıza hiç sürprizsiz elbette Ali Rıza’nın hikâyesini anlatıyor, bizlere. Eski bir özel eğitimli asker olan taksi şoförü, sıradan hayatın koşuşturması içinde evladı gibi sarıp sarmaladığı, sadece abilik değil babalık yaptığı kız kardeşinin düğün hazırlıklarıyla uğraşırken taksisine binen Halide vesilesiyle, âlemin ünlü babalarından Fuat Ersoylu’nun oğlu Burak’a çatıyor. Farklı emelleri olan, hiç tanımadığı insanların müdahalesiyle olaylar çığrından çıkmaya başlayınca masum kanı toprağa dökülüyor ve hikâye de böylece başlamış oluyor. Özeti üç cümleye sığabilen bu öykü keşke izlerken de aynı kolaylığı gösterseydi biz seyircilere. Atmosferini oldukça beğendiğim etkileyici girişi bir kenara koyarak söylemeliyim ki, anlatının sondan başlamasında hiçbir sıkıntı yok benim için, bilakis sevdiğim bir yöntemdir. Ama sonu baştan belli bir kurgu yapmışssanız iki saati aşkın bir süre izleyiciyi ekranda tutabilecek kadar anlaşılır, akıcı ve tempolu bir iş çıkarmak zorundasınız. Dizinin yarısına geldiğimizde daha ortada elle tutulur bir çatışma yoktu. Girdisi çıktısı çok olan kalabalık kadrolu böyle bir işte, herkesi ve her şeyi birden verme çabası beni çok yordu ve sıktı. Anlatım, kâh reji kâh senaryo kaynaklı olarak çok dağıldı. Şahsen ben izleyici olarak ilk bölümde; enişteyi, avukat Füsun’u, teyze Melek’i görmesem ne kaybederdim? Hikâyeye katkısı olmayan çilingir sofrası gibi bir ayrıntı bu bölüm verilmese ne eksilirdi? Birbiri ardına karakterler girip çıkarken kim, kimdir anlamak için biraz nefes alma boşluğumuz olsa fena mı olurdu? Evet, her şeyi birden vermek de bir seçim. Ama o zaman bağlantıların iyi kurulması lazım. Kim nereden, kime bağlanıyor yakalamakta çok zorlandım ben. Tabii ki bunun da en büyük sebebi, rejinin değil repliklerin açıklama görevini üstlenmiş olmasıydı. İşin özü,kendimi görüş mesafesi sıfır, tıklım tıklım bir saha kenarında, topun kimde olduğunu takip etmeye çalışan seyirci gibi hissettim, çok üzgünüm!

Benim anladığım üç aile etrafında dönecek öykü: Ersoylular, Gürkanlar ve Altaylar. Altay ailesinin reisi, Ali Rıza olmuş babaları öldükten sonra. İki kardeşini büyütürken kendi isteklerini beklentilerini hiç düşünmemiş bile.Yaptığı fedakârlıkları dillendirmeyen bir abi ve baba olmuş. Nihan onun evladı, Mert de öyle.Zaten asıl kıyamet bu yüzden kopmadı mı? Ali Rıza, Fuat’ la yüzleşmeye gittiğinde ilk defa gerçekten yakaladı beni “Evlat acısı çekiyorum ben!” dediğinde ve o noktada derdine de ikna oldum, yapabileceklerine de ki Tolga Sarıtaş’ı izlerken geçmişten hiçbir eski karakterinin rolünü gölgelemediğini söylemeliyim, gerçekten beğendim. İki insanla çok yakın bağı var onun: Kara Hasan ve Muzaffer. Çıktığı intikam yolculuğunda bir şeyleri yalnız başarması mümkün görünmüyor. Hasan abisi karanlıklara aşina, Muzaffer Bey ise devletin derin dokularına nüfuz edebilen bir karakter belli ki. Rahmetli  babasını, abi gibi sevip çok iyi tanıyor olması da cabası. Elimde veri yok ama önsezilerim Ali Rıza’nın babasının da devletle içli dışlı olmuş olabileceğini, o kanattan da bir kapı açılabileceğini söylüyor. İntikam gerçekten bumerang gibidir, düşmanınızı vurur ama eninde sonunda gelir sizi de bulur. Kendi halindeki taksi şoförü kazılmış onu bekleyen mezara girmeden amacına ulaşabilecek mi? Halide bu yolda ona destek mi olacak, köstek mi? Geçmişin iskeletleri kaç kişinin kaderlerini birbirine bağlayacak?Bunlar da atılan düğümler olarak önümüzde duruyor.

Gürkanlar ilginç bir aile. Geçmişlerinde ağır kayıplar, bana göre cevap bekleyen ciddi sorular ve köşesine çekilmiş eski bir “baba”ları var. Halide, bu dünyaya çok da sıcak bir genç kadın olmamış. Bunu, doktorluğunu Van’da yapmayı seçerek bir bakıma oradan uzaklaşmayı tercih etmesinden anlayabiliyoruz. Ama yine de çok aykırı durdurduğunu söyleyemeyiz çünkü aldığı kararlara sadık değil ve her seferinde edilgen kalıyor. Ben bir seyirci olarak, Burak’ı bu kadar iyi tanıyan bir kadının düğün ve mahkeme hamlelerinin akılcı olmasını beklerdim. Ali Rıza’nın hayatının tehlikede olduğunu bildiği hâlde kimseden yardım istemeden elini kolunu sallayarak düğüne gitmesini karakter zaafı olarak gördüm. Hakeza “Tarafım belli olsun, şahitlik yapacağım.” diye ayaklanıp babasının bir sözüyle geri adım atması da benim ona olan inancımı hepten kırdı. Ne olursa olsun o mahkemede bulunmalıydı. Belki gözünü gerçeklere açmayı başarabilirse, o sonsuzluk kolyesi Burak’la geçmişi arasındaki bağlantıyı kurmasına yardımcı olur da sadece kendisinin değil, babasının üzerindeki ölü toprağını da silkeler atar. Şu hâliyle Ali Rıza’nın yanında sağlam durabilecek bir kadın profili çizmiyor bana. Halide’nin babası Haşmet, derin bir karakter.Yetişkin iki erkek çocuğunu ve eşini sekiz yıl önce, silahlı bir saldırıda kaybeden “yaşlı kurt” şimdilik ara bulmaya çalışıyor gibi görünse de ben bunu fırtınadan önceki sessizlik olarak gördüm. Hayatta kalan tek varlığını, kızını korumak için daha ne kadar susabilir, olayların vahametine ve dost bildiklerinin tavrına bağlı. Kızına verdiği öğüt çok bağlayıcı: “Adaleti tesis edecek gücün yoksa kaderini kabullenip Allah’ın adaletine sığınacaksın!” Peki ya gücün varsa?.. O zaman adaletin kılıcı mı olacaksın? Bu söylem, iki tarafı keskin bıçak. Adalet hepimize lazım. Ne var ki eğer her birey kendi adaletini sağlamaya soyunursa toplumsal kaos oluşur. Dileğim Haşmet’in de Ali Rıza’nın da adalet terazisini sarsmayacak bir orta yol bulması. Günün  sonunda Haşmet de bir taraf seçmek zorunda ve bunun Fuat’ın yanı olmayacağı çok belli.

Ersoylulara gelince… Çok garip bir üçlü var bu ailede. Burak katıksız bir psikopat, Olgun Toker de eksik olmasın onu elinde hamur gibi yoğurmuş, emeğine sağlık! Onun Halide’ye takıntısı çok gerilerden geliyor. Uğruna hastane aldığı, erkek arkadaşını tehdit edip kaçmasına sebep olduğu kadına evlenme teklif etmek tam da onluk bir hareket. O bir varis; isteyip yapamadığı yok, hep o haklı çünkü güçlü ama onun da zayıf karnı var, hem de bir değil iki tane.Kuru gururu ve son anda öldürmekten vazgeçip kolyesini hatıra olarak yaşamına kattığı Halide! Gururu onu Ali Rıza’yla karşı karşıya getirdi, ama vicdansızlığı Ali Rıza’yı ona düşman kıldı! Suçunu kabul edip cezasını çekmeden ne ona rahat var ne de Ali Rıza’ya! Bu kadar ağır bir psikopata ikna olmam için babasını da görmem lazımdı ve Fuat’a baktığımda Burak’ı hiç yadırgamıyorum. Oğlunun kim bilir kaç cinayetini örtbas etti bilinmez amma “ Olan olmuş, ölen ölmüş; sizi paraya boğarım” tavrı herhalde pek de vicdanlı sayılmaz. Fuat’ta görünenden öte bir şeyler var ve Haşmet’in doğum gününü kutlarken sarf ettiği süslü minnet cümlelerinin ardında ben bambaşka şeyler hissettim. Fuat çok hırslı bir karakter. Bu âleme girmek istemediğini söylerken bana hiç inandırıcı gelmedi. Hele de babasıyla iki erkek kardeşinin ani ölümüyle, Haşmet’in iki oğlunu ve eşini karanlıklara kurban vermesi öylece ortada dururken,bekleyip göreceğiz! İşte Murat böyle bir ailenin içinde “kara koyun”: Vicdanlı, akılcı ve doğru hem de dosdoğru! Hiç onaylamadığı bir dünyanın içinde yaşamak zorunda olmasının ağırlığıyla çaresiz ama ben onun bir çıkış yolu bulacağına inandım. Onun hikâyesini merak ettim. Belki de ölümler haricinde beni cezbeden tek öykü Murat’ınki.

A.Rıza‘nın dünyasına girmem kolay olmadı, bu yüzden yarattığı evreni çok başarılı bulduğumu söyleyemem. Sevdiğim çekimler ve açılar vardı özellikle de giriş bölümünde fakat bu genele yayılmamış. Anlatım konusundaki sıkıntılar malum… Bu arada Nihan’ın vurulduğu sahnenin planını incelediğimde de o kurşun hangi fizik kuralları uyarınca gidip Nihan’ı vurdu, ben çözemedim. Ayrıca dövüş sahnelerini de maalesef inandırıcılıktan uzak buldum. Tabii bir de askerden dönecek olan Mert’i damat sanmamıza neden olan diyaloglar var ki, sanırım orada da bir kafa karışıklığı yaşanmış. Bitirmeden bir kez daha vurgulamakta fayda görüyorum, hikayeyi açıklama işini repliklere bırakmak çok  sorunlu bir yaklaşım, ben rejinin kurguyla bu işi halletmesini tercih ederdim.

Müzikleri yadırgamadım, rap tınısı yakışmış. “Cast” genel olarak başarılı, zaten duayen oyunculara söyleyecek sözüm yok. Nihayetinde, hikâyeyi ve kadroyu kendisine yakın bulan izleyicinin ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Yolu açık şansı bol olsun…

Yazan, yöneten ,oynayan ve emek verenlerin yüreklerine sağlık.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.