YAZAR : Ayça AKMAN

Neredeyse karbon kopya hikâyeler, avam komediler ve mahalle aksları görmekten cidden bıkmış bir izleyici ve yorumcu olarak komedi ve romantizm kelimelerini bir araya getirmekten imtina eder duruma gelmiştim, hiç saklayacak değilim. Baş Belası, polisiye-komedi damarını tercih ederek bana derinnn bir nefes aldırdı, öyküsü dert görmesin.

Elimizde zehir gibi beyniyle psikologluğu da dedektifliği de hobi olarak yapan güzel ve alımlı İpek Gümüşçü ile hayatından bezmiş, öfke kontrol problemi olan, dik başlı Başkomiser Şahin Kara var. Aslında İpek’in hikâyesine davet ediyor bizi, dizi. On bir yıllık evliliği boyunca mutlu, huzurlu bir yuvası olduğuna inanan kendi deyimiyle cam fanus içinde yaşadığını fark etmeyen “ev hanımı”nın, kocası Kadir bir cinayetin baş şüphelisi olarak aranmaya başlayınca fanusu tuzla buz oluyor ve gerçek dünya kendisini gösteriveriyor. Manevi yıkım bir yana tüm mal varlığını da elinden giden İpek, Şahin’in çalıştığı cinayet büroya  psikolog olarak girince de öykü başlıyor. Elbette bir cinayet zanlısının eşini psikolog olarak işe almak ne kadar etiktir yahut böyle bir şey reelde mümkün müdür? İpek Hanım’ın kaderiyle oynamamak için bunu sorgulamıyorum.

Anlatımda zaman oynamalarını seviyorum ben, hele etkili kullanılırsa akışa da oldukça yardımcı oluyor. Baş Belası da merak unsurunu ihmal etmeden sondan başlamayı seçiyor ve iki ay öncesine dönüyor, biz seyirciler de ortalara doğru tempo düşmesine rağmen hiç dikkatimiz dağılmadan neler olup bittiğine tanıklık ediyoruz. Benim en çok beğendiğim husus, derli toplu anlatım ve senaryo dilindeki sadelik oldu açıkçası. İki saatte konuyu toplayıp bitiren dizide şu sahne de gereksizdi, şu diyaloglar da zaman doldurmak için konmuştu diyemem ve bunun bir seyirci için ne kadar büyük bir lüks olduğunu elbette ancak yine gereğinden uzun dizilerden yılmış seyirci anlayabilir. Komedisini de kelime oyunlarına ve zeki atışmalara dayandırarak hiç abartmamış, basitleştirmemiş olmasını ayrıca takdir ettim; güldürü adına neler gördü bu gözler zira! Seçkin Özdemir ve İrem Helvacıoğlu’nun kimyasını da sevdim. Tek çekincem “ kötü polis” in daha ilk bölümden açık edilmesi oldu. Bir de tabii organize rüşvet şebekesiyle mücadele ne kadar katmanlanabilir, gücü ve sürprizleri ne kadar etkili olabilir bunu merakla bekleyeceğim. Naçizane, özellikle polisiyede gizem ve şaşırtma unsurlarının çok değerli olduğuna inanıyorum. Umarım, amacımız hoş bir seyirliktir ve macera- polisiye ayağı sadece bir araç, noktasına gelmez proje.

İpek ilginç, sıra dışı bir karakter tam da görmeyi özlediğimiz türden ve ben onu beğendim. Onun filmlerden ve kitaplardan öğrendiğini düşündüğü dedektiflik, aslına bakacak olursak içinden gelen doğal bir yatkınlık. Çünkü o merak ediyor! Ama küçük bir sorun var: İpek başkalarının hayatını merak ediyor ve zihnini dışarıya o kadar odaklamış ki kendi hayatındaki olumsuz işaretleri görememiş ve asıl ironisi de bu zaten öykünün. Eşine “Herkesin ilişkisi bizimki gibi kusursuz değil.” derken de devam ediyor aynı körlük, en yakın arkadaşına “Aldatmak başka, öldürmek başka derken de…” Onun talihsizliği olup bitene hazırlıksız yakalanması oldu. Ama arkasında tüm kusurlarına rağmen güçlü bir anne ve ilgi bekleyen bir oğul var, ayakta durmak zorunda. Ben dürüst, sözünü sakınmayan, herkesi tahlil etmeye pek meraklı İpek Gümüşçü’yü daha derinden tanımayı beklerim doğrusu. Babanın hiç adı geçmiyor ve anneyle de problemli bir ilişkisi olduğu belli. Onun cinayet büroda Başkomiser Şahin’le kuracağı ilişkide yavaş yavaş kendi travmalarından da izler görürüz umarım. İpek karakteri, çok eskilerde izlediğimiz yabancı polisiye komedi kadın başrollere göz kırpıyor. Eğer doğallığından fazlaca ödün vermezse ki burada sıkıntı gördüm, cinayet büroya saygı duruşunda bulunduracak bir kadın    “dedektif psikolog” çok hoş bir ters köşe olacak! Umarım gerçekleşir…

Seçkin Özdemir, Başkomiser Şahin Kara’ya yakışmış, sevdim. O pejmürde hâlini gören kimsecikler ses etmediğine göre kredisi oldukça yüksek ve olduğu gibi kabul edilmiş. Mehmet Amir’i onu koruyup kolluyor fakat asıl çatışmasını Emniyet Müdür Yardımcısı, namı diğer “kötü polis” Yener ile yaşayacağına şüphe yok. Şahin’in geçmişte yaşadığı bir travması var. Çatışmada başından yaralanmış ve çok sevdiği birini aynı çatışmada kaybetmiş anladığımız. Bu trajedi onda sadece psikolojik izler değil, bedensel bir sorun da bırakmış gibi görünüyor, burun kanamalarına bakılırsa. Onun evini, yaşadığı yeri görmedik. Neredeyse işyerinde sabahlıyor. İşini yoldaş edinmesi de onun yalnızlığına dair önemli bir ipucu. Onu da derinlemesine tanımak yaşamına ve travmalarına şahit olmak tiplemeden öteye geçmesi için şart. Var olduğunu iddia ettiği rüşvet şebekesi ciddiye alınmadığı için şimdilik eli kolu bağlı. İpek’in gelişiyle birçok alışkanlık değişecek, rutinler bozulacak ve şubeye hareket gelecektir. Elbette bunun sadece Şahin’i değil Yener’i de etkileyeceğini, onun iz sürmeye başlayacak İpek’i çok geçmeden hedef tahtasına oturtacağını tahmin etmek güç değil. Şahin’in de İpek’in de ortak bir hedefleri var; ayrıca Şahin, İpek sayesinde kendi iddiasına da bir dayanak bulacaktır. Ne var ki karşımızda taban tabana zıt iki karakter var ve zıtlaşarak anlaşmaları da bu seyirliğin tuzu biberi. Tartışmaları bol olsun!

Dizinin ana karakterleri kadar yan karakterlerinin de potansiyeli var. Yalnızca  Nazlı karakteri bana biraz fazla yüksek, Doruk ve Kadir ise düz ve soğuk geldiler ama ilerleyen bölümlerde hikâyeleri açıldıkça göz alışabilir. Ayrıca Şahin’in ekibinin hatasıyla sevabıyla yaşayan bireyler olduğunu görmek hikâyeyi zenginleştirir kanaatindeyim, bekleyelim görelim.

Ben kurulan dünyayı sevdim ve içine girmekte hiç zorlanmadım. Mekân seçimleri çok isabetliydi ve akılda kalıcıydı. Çekimlerde özellikle renk kullanımına gösterilen özen dikkatimi çekti ve beğendim. Tabii renk ve mekân kullanımındaki bu seçicilik, atmosferin oluşmasına da büyük katkı sağlamış. Kurguyu da başarılı buldum. Bölüm içi müzikler polisiye türün ruhuna uygundu tıpkı jenerik gibi, onları da başarılı buldum. Lafın özü, hikâyesiyle ve türüyle öne çıktığını düşündüğüm Baş Bela’sının her gruptan izleyiciyi çekeceğini düşünüyorum; ben de bir süre takipçisi olacağım. Yolu açık şansı bol olsun.

Böyle zor bir zamanda yazan, yöneten, oynayan ve emek verenlerin yüreklerine sağlık.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.