YAZAR : Şehriban Simay DEMİR

İçim içime sığmıyorken normal davranmayı ya da gözlerimdeki yaş sel olmak üzereyken mutlu görünmeyi hiç beceremedim bu zamana kadar. Ne yaparsam yapayım davranışlarım istemsizce ele verdi beni. Siz bu konuda nasılsınız bilemiyorum ama Esra, benim aksime gözleri hariç, söz geçiremediği  duygularını dışa yansıtmadan gizlemeyi başardı şimdiye kadar. Daha fazla üzülmemek ve yıpranmamak için hislerini en derinlerine gizleyip yok saymayı seçti. Ozan da sadece Esra’ya daha yakın olabilmek için tüm duygularını saklayarak onunla arkadaş olmayı bile denedi.

Esra, bu zamana kadar Ozan’la ilgili neye heveslendiyse ya da neyi umut ettiyse hayal kırıklığına uğradı, ne zaman ona doğru bir adım atmak istese her defasında onun kendi elleriyle yarattığı bir engele çarpıp can acısıyla geri döndü. Ancak yaşadıklarını gizleyerek Ozan’dan her an bir şeyler saklayarak mevcut duruma zemin hazırlamış da oldu. Belki de bu yüzden içi kanasa da ruhu paramparça olup gözlerindeki acı “Ben buradayım! ” diye haykırsa da o tüm bunları, içinin en derinlerine gömüp yeni bir başlangıç yapmaya karar verdi. Fakat bu başlangıç ona yaramadı. Çınar’da bulmayı umduğu huzuru asla elde edemedi ve ona verdiği sözden dolayı da ilişkisini sonlandıramıyor. Aslına bakacak olursanız sakin bir ilişki, huzur, mutluluk bunların hepsi bahane bence; o ilişkisini bir kalkan olarak kullandı, bu sayede Ozan ona yaklaştıkça o da bu ilişkiye sığındı. Asıl sorun şu ki bu birlikteliği devam ettirebilmesi demek, artık karakterinden ödün vermesi demek ve Esra için bu, hiç kolay bir durum değil. Ya Çınar’la huzurlu kalabilmek adına yapılan haksızlıklara karşı kör ve sağır olup hiçbir şeye karışmayacak ya da doğru bildiğini söyleyip onunla kavga edecek zira sustuğu, bir şey söyleyemediği, hem ona hem de kendine karşı dürüst olamadığı için sürekli gergin ve diken üstünde.

Şüphesiz Esra çevresini ikna ettiği gibi kendini de inandırmaya uğraşıyor bu ilişkinin Ozan’a inat olsun diye değil kendi tercih ettiği için yaşandığına. Bu yüzden de Çınar’la birlikteyken gerçek duygu ve düşüncelerini gizleyip rahatmış gibi davranıyor. Halbuki o bilincinde olmasa da tüm hareketleri durmadan onu ele veriyor. Eskiden Çınar’la vakit geçirdiğinde en kötü zamanlarda bile yüzü gülen, cıvıl cıvıl Esra yok artık, dalgın ve düşünceli çünkü duyguları ve mantığı çatışma hâlinde ve o, bu duruma hiç alışık değil. Ozan’ın Çağla’dan ayrılmış olması, Çınar’a verdiği söz, kendi hisleri hepsi ama hepsi mantığıyla deli gibi savaşmasına neden oluyor. Ozan haklı, o artık Ozansız mutlu olamaz ama bana göre Esra da haklı onlar böyle devam ettikleri sürece birlikte de mutlu olamazlar; aralarında hâlâ gizli saklı şeyler var ve oturup düzgünce konuşamıyorlar.

Her şeyden önce Esra, Çağla’nın şantajını söylediği için kendini sorumlu tutup yükü yine tek başına sırtladı. Ozan’a söyledikleri yüzünden tüm bunların yaşandığını düşündüğü için suçluluk hissetse de Çınar’ın düşündüğünün aksine taraf olmak için değil yapılan haksızlığı gördüğü için Ozan’ın kovulmasına tepkili. Aynı şey Çınar’a yapılmış olsaydı Esra onun için de mücadele eder, doğru bildiğini söylerdi; vicdanı bunu kabul etmezdi. Bu yüzden Ozan’a ne kadar kızgın olursa olsun duygularını bir kenara bırakıp Çınar’a rağmen onun yanında oldu. Ozan da kavga ederek, inatlaşarak ya da hiçbir şey yapmadan Esra’yı yeniden kazanamayacağının farkında bu yüzden kıskançlığını, Çınar’a olan öfkesini ve Esra’ya olan aşkını şimdilik bir kenara koyup Esra’nın arkadaşlığını kazanmayı denedi. Zaten başka türlü onun o sert, kalın duvarlarını aşamayacağının, bugüne kadar yaptığı hataları bir şans daha isteyerek yahut özür dileyerek affettiremeyeceğinin o da farkında.

Ozan özel yaşamında pek iyi olamasa da kabul etmek gerek ki iş hayatında gayet başarılı. Onun bence en önemli özelliği, iş konusunda hataya yer vermeyecek kadar titiz çalışması. Özel yaşamında ne kadar bocalayıp yalpaladıysa ve her şeyi eline yüzüne bulaştırdıysa iş hayatında bir o kadar planlı ve kusursuz bir iş insanı olarak ilerliyor. Daha önce dediği gibi, o para ve zenginlik  için değil “başarılı” olmak için mücadele hâlinde. Kaybetmekten korkmadığı yahut para hırsı olmadığı için de hata yapma olasılığı oldukça düşük. Bu sayede planlarını istediği gibi yönetip başarı sağlıyor. Ozan’ın hakkı var, şirket daha iki yıllık ve o şirketi bu kadar kısa sürede böyle bir meblağla bugünlere getirmek mucize. Burada benim asıl aklıma takılan, bu haksızlık karşısında neden savunma yapma gereği duymadan ve Çağla’nın yaptıklarını babasına anlatmadan havlu attığı? Belki Çınar’a bir ders vermek istedi, belki de onlar olmadan da var olabileceğini göstermek niyetinde emin değilim ama bunları yaparken bile bir planı olduğu belli. Onun gibi iş dünyasında bu kadar çabuk yükselmiş, bu denli zeki bir insan Milenyum Soft’tan ayrıldıktan sonra şirketin değer kaybedeceğini çok iyi bilir. Fakat Çınar henüz deneyimsiz olduğundan bu durumu öngöremedi. Dahası hırslarına kurban olmuş vaziyette ve düşünmeden attığı her adımda daha da başarısız olmaya mahkûm olacak ki bu Ozan’ın tam da istediği şey!

Çınar “Hak eden hak ettiğini bulsun! ” diye düşünenlerden olsa da ailesi ya da Ozan için geçerli değil bu tavır anlaşılan. Duyguları, egosu devreye girdiği an doğru bildiği her şeyi bir kenara bırakıyor. Tıpkı Çağla ve Ozan’ın evliliklerinin sahte olduğunu ve Çağla’nın projeyi sattığını bildiği hâlde, Ozan’ın suçsuz yere kovulmasına göz yumması gibi. Babasının Ozan’a “ders vermek için” yönetim kurulu başkanlığından atacağını bile bile itiraz etmedi, bu işine geldi. Haksızlıkla yapılan bu değişime ses çıkarmadığı gibi Ozan ayrılıp yeni bir şirket kurmak istediğini duyurunca şirket çıkarlarını öne sürdü. Oysa ki Çınar, Ozan’ı yenmekle şirket çıkarları arasında kaldığında bugüne kadar hep Ozan’ı yenmekten yana hamle yapmış ve bir kez olsun şirketi düşünmemişti. O her ne kadar kabul etmese de yönetim kurulu başkanlığı için yeterli deneyim ve donanıma sahip değil. Üstelik tabiri caizse tepeden inme bir yönetici. Yani Ozan’ın boşluğunu doldurabilecek konumda değil ve bence bu Ozan’la rekabetinde ona en büyük engel olacaktır. Ozan sıfırdan başlayıp en tepeye, çalışarak deneyim kazanıp kendini geliştirerek gelmiş; oysa Çınar’ın iş dünyasında tutunabileceği tek dalı babası. Evet hırsı, akademik bilgisi ve elinde tıkır tıkır çalışan sistemli bir şirketi var fakat yine önündeki en büyük engel gözünü kör eden o hırs ve şimdiye kadar saklamayı başardığı öfkesi. Bir tek iş hayatında değil özel yaşamında da hata üstüne hata yapmaya başladı. Gerçek duygularını ve endişelerini Esra’yla paylaşmadı, her ne kadar güveniyorum dese de Esra’ya hiç güvenmedi ilişki konusunda. Toplantı konusunu bilerek sakladı çünkü emindi eğer ona söyleseydi Esra, mutlaka Ozan’a duyururdu. Sürekli Ozan’la ilgili onun ağzından laf almaya çalışıyor ve her olayın sonucunu Ozan’a bağlayıp duruyor. Esra’yı kaybetmemek için gerçek duygularını sürekli bastırıyor bu da sık sık öfkelenip hata yapmasına neden oluyor. Bakalım özel yaşamında ve iş hayatında yaptığı yanlışlar onu  ne kadar böyle götürebilecek?

Çınar, nasıl her şeyin suçlusu olarak Ozan’ı görüp kendini bu sayede kandırmayı başarıyorsa Çağla da tüm kabahati Esra’da görmeye devam ediyor. Tüm yaşananlara rağmen, babasına kendini mağdur gösterip Ozan’ı şirketten attırmaktan geri durmadı. Ama boşanma konusunda olduğu gibi iğnenin ucu kendisine dokununca ne  Çınar’ı ne de babasını dinliyor, gözü hiçbir şeyi görmüyor ve ilginç olan “Tedaviye ihtiyacım var!” diye sessiz çığlıklar atmasına rağmen hiçbir aile bireyi de onu görmüyor. Bu durum başta kendisi olmak üzere herkesin yaşamını derinden etkileyeceğe benziyor. Neler olacak izleyip göreceğiz.

O zaman bu haftalık da benden bu kadar haftaya yeniden görüşmek üzere.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.