YAZAR :Şehriban Simay DEMİR

Vicdan ruhun pusulasıdır bana göre. O nereye yönlendirirse ruhu,beden de oraya gider. Onun verdiği acı fiziksel olarak dindirilemez, ruhen hissedilir, ruhen yaşanır. Vicdan azabının insanı uyutmayan, yedirmeyen hatta nefes bile aldırmayan bir yönü vardır zira bir kere kondu mu kalbe kurtulmak için tüm çabasıyla uğraşıp durmaz mı insan?

Zeynep’te de durum böyle; o vicdan azabı çekerek, sürekli vicdan yaptırılarak ve onunla savaşmayı bırakıp teslim olarak geleceğini inşa etmiş biri. Öz annesinin her bakışı, her sözcüğü hatta her hareketi onun kendini borçlu hissetmesine, bunu yük saymasına ve bu yükün altında ezilmesine sebep olmuş. Bu yüzden “Dışarıdan gelecek hiçbir şey beni vicdan azabı kadar korkutmuyor” diyor.Bildiğimiz üzere Zeynep sürekli geçmişiyle sınanan; verdiği her kararda, attığı her adımda geçmişinin açtığı yaralara göre hareket eden biri. Yaşadığı anı bile geçmişi belirliyor. Sırf öz annesi üzülmesin diye, Nermin’in tüm varlığını, olanaklarını zamanında reddetti. Kibrit babasız, Cemile yalnız kalmasın, Mehdi suçsuz yere yatmasın diye deli gibi korktuğu halde avukatlığını üstlendi onun. Ve o tüm bunları vicdanını rahatlatmak için yaptığını söylüyor. Evet görünürde tüm bunları ya kendini borçlu hissetmemek yahut vicdanına yük etmemek için yapıyor ama asıl sebebi Barış’ın da dediği gibi buna “bağımlı”olması, bundan zevk alıyor olması.

Zeynep, Mehdi’yi kurtardığı, kendi vicdanı da rahatladığı için üzerinden tonlarca yük kalktığını düşünüyor.Şimdi Mehdi çıktı diye kafası da içi de rahat ona göre. Zeynep, Mehdi’nin değiştiğini, onun avukatlığını aldığı günden beri ondan daha güçlü olduğunu ve artık ondan kendisine bir zarar gelmeyeceğini söylese de, evdekilere hissettirmese de Mehdi konusunda hala tedirgin. Mehdi’yle yan yana gelince hareketlerinden bu gerginlik hissedilebiliyor, şüphesiz bunda onun peşine taktığından şüphelendiği motosikletlinin tacizinin de rolü büyük. Hala yolda yürürken arkasına bakıyor. Fakat yine de karmakarışık zihni onu, Mehdi’nin serbest kalmış olmasının kendisini özgür hissetmesine vesile olduğuna inandırıyor. Öyle ki “Mehdi hapisten çıktı aynı zamanda ben de demir parmaklıklardan kurtulmuşum gibi hissediyorum kendimi” diyebiliyor.

Zeynep nasıl acıyla besleniyor bundan zevk alıyorsa Sakine de mutsuzluk, gözyaşı ve kendini acındırmayla besleniyor. Nermin ona yepyeni bir yaşam; sürünmeyeceği, maddi konuda sıkıntı çekmeyeceği, hem de Zeynep’le yaşayacağı bir hayat sunuyor buna rağmen bunu asla istemiyor çünkü Zeynep’in Nermin’e daha yakın olmasına katlanamıyor. Kendini sürekli onun gölgesinde hissetmek, annelikte ikinci olmak ona ağır geliyor.Nermin’e katılıyorum; onun anneliği Nermin’le yarışmak üzerine kurulu, evet o bir anne ve hayatta olan iki çocuğu var oysa Sakine bir tek Zeynep varmış gibi davranıyor. Elbette,içini bilemeyiz neler yaşadığını anlayamayız belki ama diğeri de onun kızı ve ben bir izleyici olarak  diğer kızını merak ettiğine çok nadir anlarda şahit oldum. Yani mesele çocukları değil; Nermin’in varlığı bana kalırsa. Allahtan Zeynep artık Sakine’nin gözyaşına da acındırmalarına da tepki vermiyor dahası bu durumun vicdanına yük olmasına da müsaade etmiyor.

Zeynep her ne kadar farkında olmasa da Barış’ı ihmal ederek onu üzüyor. Barış’ın Zeynep’in onun yanında olmasını ona vakit ayırıp ilgilenmesini çok istediği aşikar. Zeynep’in odağında olmamak onu üzüyor ve onu kaybetmemek adına birçok şeyi olgunlukla alttan alıyor. Onun gözündeki saygınlığı düşsün istemiyor. Fakat bu olgunluk değil zayıflık ve Barış henüz bununla yüzleşmeye hazır değil.Biz hep Zeynep’le Barış’ın birbirine benzerliklerine şahit olmuştuk. Fakat Ali Rıza Bey’in anlattıklarına bakacak olursak Zeynep’le Barış’ın annesi de birbirine çok benziyormuş. O da Zeynep gibi ne zaman güçsüz ve muhtaç birini görse odağına onu alır tüm merhametiyle sarıp sarmalarmış meğer. Barış’ın zor bir çocukluğu olduğunu biliyoruz; annesinden ilgi göremeyen, annesi onunla ilgilenince onu Savaş’tan mahrum ettim diye vicdan azabı çeken bu yüzden de hayıflanan bir çocukluk…  Anne sevgisini hissetmek için havuz taşına yatıp hasta olmayı göze alacak kadar! İşte bu noktadan bakınca Barış’ın Zeynep’e zaafını daha rahat adlandirabiliyoruz

Barış gibi Mehdi’nin de anne ilgisinden mahrum bir çocukluk yaşadığı malum. O da bu sevgiyi başkasında aramış ve sevgisini Zeynep’e vermişti. Artık ondan vazgeçtiğini göstermek için, tüm yaptıkları için Zeynep ve ailesinden özür diledi, bir daha onu tehlike olmayacağını dile getirdi fakat ikisi de farkında olmasa bile asıl tehlike şimdi başlıyor.Mehdi Cengiz’in işlerinin başına geçti ve güç kadar düşman da kazanmış oldu.Cengiz’in yardımıyla hapishaneden çıkmış olması onu da borçlu kıldı ve bunun karşılığı işlerin başına geçmek oldu.Aslında Mehdi bundan hiç de şikayetçi değil çünkü güçlü olmak, mahallede gördüğü saygıyı ağır abiliği elde etme isteği gözünü kör etmiş durumda. Bu gücün büyük tehlike getireceğini; onu, ailesini hatta Zeynep’i neler beklediğini göremiyor ya da görmek istemiyor bilemiyorum. İşin ne olduğunu, neden bu kadar korumaya ihtiyaç duyduğunu, düşmanlarının kim olduğunu sormadı bile. Ailesine daha ilk günden saldırı düzenlendi fakat o bunu sorgulamak yerine sadece “ Benim yanımda bu nasıl olur?” diye hesap sorarak durumu nomalleştirdi. Hem ailesi hem de Zeynep daha ilk gün namlunun ucuna geldi buna rağmen “Bundan sonra kimse benim yüzümden bedel ödemeyecek” diye güvence verebilecek rahatlık ve umursamazlıkta. Babasından yadigar aslan postunu geri giydiğine inanıyor ve güçlü olma arzusu şu an her şeyin üstünde. Ne Nuh’un uyarılarını ne de düşüncelerini dikkate aldı ve bunun bedelini iki aile birden ödeyecek, kahin olmaya gerek yok tahmin etmek için.

Nuh’a fikrini soran yok, “ Sen ne istiyorsun?” diyen yok ve Nuh yok sayılmaktan bıkmış durumda. Kendi hayatını kimseye muhtaç olmadan sürdürmek istiyor. Cemile’yse yine yeniden sadece Mehdi’yi düşünüyor. Hayatları sürekli diken üstünde olmasına rağmen Nuh’tan Mehdi’yi korumasını istiyor. Kendi evliliği sallantıya girmiş durumda ama o Mehdi’nin evliliği kurtarma derdine düşmüş durumda. Onun mutluluğu, onun hayatı onun düşünceleri; Mehdi, Mehdi,  Mehdi … Bir kere bile ona “ Ne yapıyorsun, bu adamlar kim, biz neden ölümden döndük? “ demedi bir de bu kendi seçimi değilmiş gibi Nuh’tan ona destek olmasını istedi. Resmen “Mehdi’m neylerse güzel eyler” deyip geçti.Nuh’un bunca uğraşına rağmen Cemile Nuh’un tüm yaptıklarını unutmuş gibi. “Barış’ın yanında çalıştığını öğrenirse seni siler” diyebiliyor. Bir an önce Mehdi “tapıcılığını” bırakıp doğru düşünmesini diliyorum zira böyle giderse kaybettiği sadece Nuh olmayacak.

Zeynep Barış’ın tüm ısrarlarına rağmen koruma tutmayı istemedi ve şimdi anneleriyle hedefte! Bir tek Mehdi değil tüm aile ölümle her an burun buruna.Bakalım kader bu sefer neler yaşatacak? İzleyip göreceğiz.

Haftaya görüşmek üzere.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.