Yazar: Zeynep BÖHÜRLER 

2016 yılında gösterime giren Netflix’in bu iddialı dizisinin sıkı bir takipçisi olarak sizler gibi ben de 3.sezonu merakla bekleyenlerden biriydim. İşinize giderken, tatile çıkarken, alışveriş merkezinde dolaşırken birçok yerde sezonun afişlerini ya da tanıtım videolarını gösteren billboardlara rastlamışsınızdır. Netflix’in bu sezon için çok sıkı bir reklam stratejisi yaptığı gözden kaçmıyor. Dizinin hâlihazırda çok sayıda izleyicisinin olmasının yanında diğer sezonları izlemediği hâlde bu kadar reklamı görüp de “Acaba nasıl bir dizi? Ben de seyretmeliyim.” dedirten bir merak güdüsüyle izlemeye başlayanlar da yok değil.

Diziyi daha önce izlemediniz ve 3. Sezonun reklamlarından etkilendiyseniz iki – üç günde ilk iki sezonu bitirmenin mutluluğunu yaşayıp hızlıca son sezona yetişmeniz de mümkün çünkü Türk dizilerinden farklı olarak Netflix’in bütün dizileri gibi 50 – 60 dakika aralığında bölüm süresi izlemeyi kolaylaştırıyor.

Ben Stranger Things’i bölümleri ele almadan, detayına girmeden, rekor kıran bu dizinin neden bu kadar başarılı olduğundan birkaç madde hâlinde bahsetmek istiyorum.

  • Öncelikle dizinin konusunun ilgi çekici olması büyük faktörlerden biri diyebilirim. Hawkins adı verilen küçük bir kasabada sıkı dost olan dört ufak çocuk ve içlerinden birinin gizemli bir şekilde kaybolmasıyla başlayan bilimkurgu – fantastik türünü iyi yakalayan bir senaryo örneği var karşımızda. Bu tip senaryoları klişe görsek de birçoğumuzun ilgisini çektiğini kabul etmemiz gerekir.
  • Dizide çocuk ve ergen oyuncuların olması ilk bakışta “Belli bir yaş grubuna mı hitap ediyor?” düşüncesi uyandırsa da 40 yaşındaki fanlarının bile olması bu önyargıyı kırıyor. Evet, dizi geniş bir yaş grubu yelpazesine ulaşıyor. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim; kitaplarını ve uyarlanan filmlerini iyi bildiğiniz Stephen King’de bu dizinin takipçileri arasındaymış😊
  • Dizinin kahramanlarını canlandıran çocuk oyuncular, performanslarıyla o kadar sevimli ve doğal geliyor ki gözümüze; itici gelen bir karakter neredeyse yok.
  • Dizinin yaratıcısı ve yönetmenleri olan Duffer Kardeşler sanki bir E.T filmi tadında ya da Stephen King’in bir romanından esinlenmişcesine görsellik yaşatıyor. Ben E.T filminden çıkıp gelmiş gibi birkaç sahne yakaladım, aslında bu hoşuma da gitti.1.ve 2.sezonu seyredenler bu sahneleri ve kurguyu rahatlıkla fark edecektir.
  • Dizinin ana öyküsünde “paralel evren” de diyebileceğimiz farklı bir boyuttan söz ediliyor. Dizinin yaratıcıları, yıllar boyu hepimizin zihnini kurcalayan bu bilimkurguyu içinde canavarların olduğu fantastik bir çevrede aktarıyor. “Demogorgan” adı verilen bu et yiyen canavarları da bu sayede dizi fasikülümüze eklemiş olduk 😊
  • Dizinin konusu 80’li yıllarda geçiyor. Saç, kıyafet, arabalar ve dizide bolca duyduğunuz müzikler bizlere o dönemin havasını oldukça hissettiriyor. Özellikle ilişkilerin daha masum, arkadaşlıkların daha eğlenceli olduğu bu yılları ekranda bile olsa yaşamak, diziyi sevmemiz için artı puan getirdiği kanısındayım.
  • Ve diğer oyuncuların sıkı performansları yanında Hollywood’un melek yüzlü güzeli Winona Ryder’ın azimli, çocukları için savaşan, korkusuz bir anne karakterini (Joyce) layıkla canlandırması da dizinin başarılı bulduğum yönlerinden biri.

Belki de üst sıralara koymadığım için bana kızacaksınız ama olay döngüsünün merkez noktasında yer alan isim Eleven karakteri ve onun doğaüstü güçleri, dizinin çarpıcı noktalarından biri durumda. Gizli hükümet deneylerine maruz kalmış ve birtakım çok güçlü telepatik – telekinetik yeteneklere sahip bir kız çocuğu, o ve sevdiklerini korumak için verdiği mücadele de heyecanla aktarılıyor. Kim bu tarz güçleri olsun istemez ki 😊

3.SEZONDA KARŞILAŞACAKLARINIZ

  • Bu sezon rengârenk, cıvıl cıvıl 80’ler görüntülerini bolca seyredeceksiniz.

  • 2016’dan beri seyrettiğiniz dizinin sevimli çocuk kahramanlarının boyları uzamış, tam bir ergen hâllerini, Eleven’ın artık bir genç kıza dönüşümünü çok seveceksiniz.

  • Heyecanı çok yüksek ve görsel efektlerin en başarılı olduğu bir sezonla karşı karşıyasınız.

  • Eleven ve Mike aşkını gülerek seyretmeye hazır olun.

  • ”Ters evren” ve yaratıklar konusu daha da derinleşip farklı bir boyut alacak.

*Benim gibi eski filmleri sıkı takip edenler bilirler 1986 yılına ait bilimkurgu/korku türündeki İnvaders from Mars filminden ya da 1998 yapımı Faculty filminden ufak da olsa esinlenme fark etmedim değil. Bence Duffer Kardeşler bu sektörün nabzını iyi yakalayan başarılı bir ekip.

  • Sezonun sonu hepimizi merakta bırakıyor. Sürprizlere hazır olmanız gereken sıkı bir bölüm sizleri bekliyor. İyi seyirler.

 

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.