ADI EFSANE 20. BÖLÜM

                                                                                                                       Yazar: Sinem ÖZCAN

Adı Efsane 20. bölümden sonra kısa bir ara vererek bir anlamda sezon finaline gitti. Bir süredir bazı oyuncuların ekipten ayrılacağı haberi biliniyordu ve bu anlamda 20. bölümün yeni bir başlangıca kapı açacağını da tahmin ediyorduk. Benim tahmin edemediğimse ayrılanları iki bilemedin üç kişi bADI EFSANE 20. BÖLÜMeklerken bu sayının düşündüğümden çok fazla olması oldu. Hele hele her sahnesini bayılarak izlediğim Rojda Demirer ve anlatıcılığına hayran olduğum Devrim Yalçın’ın da gidenler arasında olduğunu görmek, kendi adıma hem şaşırtıcı hem de çok üzücü.

Devrim Yalçın rejisiyle Adı Efsane ile tanıştım ben. Detaycı bakışına, hoş sürprizlerine, kurduğu dünyanın güzelliğine ve çekim uSadık Fikret Ali Hakanstalıklarına da hayran oldum. Adı Efsane benim için biraz da Devrim Yalçın olmuştu.Gözüm çok arayacak orası kesin ama bundan sonra bir dizinin jeneriğinde onun adını görmek, benim için izlenme referansı olacak. Onun imzasının takipçisi olurum bundan böyle.

 

Ayrılıklar, bölüm üzerinde konuşma isteğimi azalttı ama yine de 20 bölüm boyunca beni ekran başına bağlayan öykünün hatırı var ve geriye itilmeyi de hak etmiyor. Öykünün hatırına bölüm değerlendirmesi yapmak gerek diye düşündüm.

 

Birkaç haftadır çıkılacak yeni yola ilişkin düzenlemeler yapıMelis Baharlmaya başlanmıştı. Bu bölüm de bir anlamda onların derlenip toparlanması gibi oldu. Bahar, Suriyeli çocuklara gönüllü öğretmenlik yapmak üzere kesin kararını verdi ve Tarık’ın çabaları onu yolundan alıkoyamadı. Oyuncular devam edecek olsalardı bu aks farklı gelişecekti elbette ama gelinen nokta itibariyle doğru bir yol izlendi bana kalırsa Bahar’ın diziden çıkmasını sağlamak adına. İlk bölümden beri Bahar – Tarık aşkına çok uzak duran bir izleyici olarak bu sonuç beni yeterince tatmin etti.

Bölümün şokunu herkes gibi ben de Tarık’la ilgili yaşadım. Şampiyonluk maçının bitiminde yere yığılan Tarık ve ardından Melis’in elinde çiçeklerle bir kabrin başına yürüyüşü doğal olarak Tarık’ın öldüğü fikrine yol açtı, bende de… Hatta bu ölüm biçimini de çok beğendiğimi belirtmek istiyorum.

Hayatta doğru yaptığı tek iş, basketbol ve koçluk olunca Efsane’nin hayata da en sevdiği yerde, en sevdiği işi yaparken hayata veda etmesi bana efsanevi gelmişti. Ancak hemen ardından sağlam bir ters köşeyle Tarık’ın ölmediğini öğrendik. Belli ki gidişi bir acıyla katmerlemek istememiş ekip. Tarık’ın Bahar da İstanbul’dan gittikten sonra iki kızıyla yeni bir hayata başlamak için bir başka şehir seçmesi, anlaşılır bir gelişmeydi.

Benim gönlüm son anda Melis’in Hakan’dan vazgeçemeyip teyzesiyle İstanbul’da kalmasını isterdi aslında ancak hem babasını uzun yıllar sonra gerçekten bulmuş olan Melis kadar duygusal bir kız için bu karar çok zordu hem de diziden ayrılacaklardan biri Rojda Demirer olunca bu ihtimal ortadan ne yazık ki kalkıyordu. Yıllardır hayatının merkezinde yer alan yeğenleri İstanbul’dan gidince doğal olarak teyzelerinin de artık Londra’ya gidip kendi hayallerini gerçekleştirme vakti gelmişti, anlıyor ve kabul ediyorum.

Dizinin üç önemli köşe taşı, veda ettikten sonra varlıkları biraz da onlara bağlı olan Zeynep, Melis ve hatta Bilir Komiser de işlevsiz hâle düşeceklerdi. Yeni bir başlangıç yapılırken bu karakterlerden vazgeçilmiş olması da mantıklı geldi bana.Hakan Melis

Akılcı değil de romantik bakışla düşündüğümde Melis’in bir biçimde devam etmesini çok isterdim çünkü onun gidişi bir anlamda Melis & Hakan ilişkisinin de bitişiydi. Son ana kadar bir ümit bekledim ama Hakan, bilekliği çıkarıp ateşe attığında bu ilişkinin de yanıp bitip kül olduğuna ikna oldum.

Çok çarpıcı bir değişme de Kıvanç’ta yaşandı. Geçen hafta bölümü yorumlarken Gürol Ertüm’ün içeride tutuluyor oluşunun ardında “kirli işleri” mi var acaba, demiştim. Öyleymiş. Üstelik anlaşılan bu “kirli iş”ler bizim düşündüğümüzden de büyük çaplı ki avukat, onu dışarı çıkarmayı başaramadığı gibi kendisi de ülkeyi terk etmeye karar verdi ve tüm varlıklarına el konulmasıyla Kıvanç artık alışık olmadığı bir hayatla karşı karşıya…Kıvanç Ertüm

Dizide çok büyük bir viraj alınıyor olmasaydı Gürol Ertüm ve dolayısıyla Kıvanç’la ilgili sekans için birtakım soru işaretlerim hatta itirazlarım olabilirdi ama gelinen noktada artık bunların bir önemi yok. Anlaşılan o ki oyunun ikinci perdesinde Kıvanç’ı zor günler bekliyor.

Baştan beri Kıvanç’a hep yumuşak ve hoKıvanç Ertümşgörülü yaklaştım. Onun çok yalnız bir genç olduğunu, kötü bir rol modelle büyüdüğünü, sevgi ve ilgiyi hak ettiği kadar görmediğini düşündüm ve bu sebeple hayata bildiği yoldan, yani amacına ulaşmak için iyi kötü demeden her şeyi kullanıp elde ederek tutunduğuna inandım. Bir gün, bir yerde, bir kırılma yaşayacak ve içindeki o minicik beyaz nokta büyüyecek diye ümit ettim. Son birkaç bölümde özellikle babasıyla ilişkisini de gördükten sonra buna daha çok ikna oldum.

Gel gör ki Kıvanç son iki bölümde kötülüğün şahikasına vardı. İftiranın en çirkininden işe başlayıp zorbalığa, hırsızlığa kadar her şeyi hem de büyük bir edepsizlik ve yüzsüzlükle yaptığını görünce içimdeki o umudu kaybeder gibi oldum. Kıvanç’ın en büyük korkusu, Hakan ve ekibiyle maçta “dürüst” şartlar altında karşılaşmaktı. Gücünün yetmeyeceğini ve centilmence bir yarışta asla galip gelemeyeceğini o, herkesten iyi biliyordu. Bütün derdi de işi bu noktaya vardırmadan engellemekti. Elindeki her şeyi kullandı, bütün gücüyle savaştı ama olmadı. Onları devre dışı bırakmak adına canını dişine takışını görünce “Bunu maçta yapsaydı sonuç farklı olur muydu?” diye düşünmedim değil çünkü Hakan’ın ve ekibin sahaya girdiklerini gördüğü an Kıvanç, oyunun artık bittiğini ve yenilginin kaçınılmaz olduğunu anlamış gibiydi.

Gelinen noktada Kıvanç’ın yüreğindeki o minik beyaz nokta için bir şans daha doğdu bana kalırsa. “Çomar” diye alay ettiği gençlerin hayatını yaşamak zorunda kalmak acaba olayların diğer cephesini görmesini sağlar mı? Ne var ki, söylemeden geçemeyeceğim eğer her şeyini kaybettikten sonra iyi adam olma yoluna girerse spor arabasıyla lüks mekânlarda gezen Kıvanç’ın iyi olması kadar güçlü bir etki bırakmayacak. Önemli olan çaresiz kalınca doğru yolu bulmak değil bana göre, elinde imkân varken her şeye sahipken kötü olmamayı başarmak. Sözünü ettiğim  bu değişimi şu an için Çiler yaşıyor gibi. “Yanlış yapıyorsunuz!” demeye cesaret edip Emre’yi terk etmesi doğru adımdı ama Melis devreden çıktıktan sonra Çiler’in grupla ilişkisi nasıl olur ve öykü içinde ne kadar işlevi kalır, onu bilemiyorum.

Tarık HakanTarık’ın giderayak Hakan’la veda konuşması yaparken söylediği “Artık Efsane, sensin!” cümlesi gelecek bölümlere ışık tutucu oldu. Anlaşılan o ki, öykü Hakan’ın üzerinden gelişecek. Varılan noktada en doğru kararın da bu olduğunu düşünüyorum. Cem Yiğit Üzümoğlu, Hakan’ın öyküsünü ve bunun getireceği yükü taşıyabilecek bir oyuncu. Melis olmadan Hakan’ın bir kanadı eksik de olsa sadece ailesine değil arkadaşlarına da “babalık” yapan bir Hakan, hele de yeni bir aşka yelken açarsa benim için izlenebilir olacak.Sibel

Geçen hafta Sibel için de “Artık bir şöhret filan olsa da gözümün önünden çekilse…” dileğinde bulunmuştum ama açıkçası pek de umudum yoktu ancak bu hafta oyunculukta beceriksiz olsa da sesi sayesinde yeni bir alana doğru aktığını sevinerek gördüm. Her ne kadar “türkü bar” ona hedeflediği çıkışı sağlar mı tereddütte olsam da en azından onu sahnede görüp sonra da dönüp arkasını giden Fikret’i görünce Fikret için, Sibel defteri tamamen kapandı diye umuyorum. Mümkünse Kıvanç’la da kesişmesin yolları bir daha ve mikrofonuyla mutlu mesut yaşasın. Benden uzak, Allah’a yakın…Ali Fikret Hakan Sadık

Bölüm finalinde elimizde sadece genç tayfa ve onların karşısında da Kıvanç kalmış gibi görünüyor gerçi final sahnesinde mekânda çocukların görüp bizim göremediğimiz “sürpriz” birinin varlığına da şahit olduk. Açıkçası o sahne, hiç fikir yürütemeyeceğim kadar belirsiz benim için. Belli ki yeni çıkılan yolda önemli ama şu an için bilinmeyen yeni bir kahramanla tanışacağız.

Öyküde yeniden güçlü çatışmaların yaratılabilmesi ve yeni çıkmazların doğması adına birden fazla yeni kahramana ihtiyaç duyduğumuz da açık. Bu kısa aranın yeni bir ekip toparlamak ve öykünün bir anlamda yeniden start alması için çok gerekli olduğunu biliyorum ve sabırla bekliyorum.Adı Efsane 20. bölüm

20 bölüm boyunca Adı Efsane’yi keyifle izlememize neden olan başta Devrim Yalçın; Erdal Beşikçioğlu, Rojda Demirer, Gökçe Bahadır, Reha Özcan, Almila Ada, Leya Kırşan ve yapımcı Müge Turali Pak’a yaşattıkları güzellikler ve emekleri için yürekten teşekkür ediyorum. Bir başka macerada, bir başka keyifle yeniden izleyebilmek üzere, yolunuz açık olsun.

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.