Yazar: Tuğçe YELİZ

Hayatta birçoğumuz sorunlarımızdan, bizi bunaltan unsurlardan kaçarak kurtulabileceğimize, değişebileceğimize ve gelişebileceğimize inanırız ancak unuttuğumuz çok mühim bir nokta var; her gelişim içinde bir miktar yüzleşmeyi barındırır. Bundandır insanların gerçeklerle karşı karşıya gelmeye bir türlü cesaret edememesi. Kiminin korkusu yaşayacağı değişimin etkileri olurken kimininki yüzüne tokat gibi çarpacak olan kaçtıklarıdır. Sebep her ne olursa olsun, yüzleşmeye cesaret edemediğimiz korkular, sınırlarımızı belirler. Yaşam ancak problemlerimizle yüzleşmeye karar verip bunları çözmeye başladığımızda gerçek olmaya başlar. Çok sevdiğim bir Kızılderili atasözü “Dinle, yoksa dilin seni sağır eder. Yüzleş, yoksa kalbin seni esir eder. Anla, yoksa zihnin seni deli eder.” der ve sanırım Ayşe’nin içinde bulunduğu buhrana en çok yakışan söz budur. Bu zamana kadar izlediğimiz Kerem-Ayşe ilişkisinde olaylara, Ayşe’nin Kerem’e göre daha duygusal yaklaştığını görmüştük ancak iki taraf da bu durumu bir türlü kabullenemiyordu. Taa ki kaybetme korkusunu tadana kadar. Ayşe, Kerem’i kaybetmemek için sırrını ortaya koyarken aklını kullanarak yaptığı hamleyle Kerem’in de onun başkasına âşık olması ihtimaliyle baş başa kalmasına zemin hazırladı ve haftalar sonra karşılıklı kaybetme korkusuyla ilk kez durumlar eşitlendi.


Bu haftaki bölümde Kerem’den ziyade Ayşe’nin içsel çatışmaları ve değişimleri ön plandaydı. Bu da demek oluyor ki Ayşe bu afili aşkı kabullenmeye adım atan ilk kişi olacak. Kerem’in daha önce ona sarf ettiği sözlerin aksine kendi başına ayakta kalabilecek, ayakları yere sağlam basan bir kadın olma yönüne istikrarla ilerlemeye devam ediyor. O, kendisindeki potansiyelin zaten farkında ama bunu Kerem’e kanıtlama derdinde şu aralar. Aslına bakarsanız Ayşe, Kerem için zaten bu saydıklarımdan ibaret ama Kerem’in bunu görmezden gelmesi ya da belli etmemesinin sebebi, görünüşe göre korkuları. Kerem’in, şöhretin getirecekleri sayesinde ya da Ayşe elde etmek istediklerine ulaştığı zaman bu evcilik oyununun bozulacağını düşünmesi, onun yoluna koyduğu taşlar hep.

Her ne kadar birbirlerini tanıdıklarını sansalar da aşamadıkları her engelin içten içe onları yiyip bitirmesi ve bu durumla yüzleşememeleri de beraberinde didişmeyi getiriyor kaçınılmaz olarak. Sanırım Kerem ve Ayşe’den en çok istediğim, iki tarafın da birbirini tanımak için gerçekten somut bir adım attığını görmek. Sakin, anlayışlı geçen her sohbetleri daha çok yakınlaşmalarına ve anlaşmalarına sebep oluyor ancak haftalardır bu yönde kıskançlıktan ileri  tek bir adım dahi gidemedik ne yazık ki.


Sanıyorum Kerem ve Ayşe’nin, Volkan-Gonca çiftinden öğrenecekleri çok şey var. En azından, kartları açık oynamayı öğrenmeleri şart diye düşünüyorum. Ne yalan söyleyeyim başlarda Gonca’nın samimiyetine çok inanmıyor ve bunu sık sık vurguluyordum ancak bu aşk ona karşı biraz daha sempati duymamı sağladı. Her ne kadar değişik bir ilişki anlayışları olsa da Volkan’a da Gonca’ya da bu durum çok yakıştı. Böylece hem Muhsin amcanın dediği oldu hem de Kerem ve Ayşe’nin birbirlerine daha rahat hareket edebilmeleri için iyi bir fırsat yaratıldı. Ayşe-Kerem, Volkan-Gonca dörtlüsünü birlikte daha çok sahnede görmek isterim ben açıkçası.

Öte yandan en az bu çift kadar sevindiğim, Yiğiter veliahdına değinmeden de geçemeyeceğim tabii ki. İtiraf etmeliyim ki bölümün en sevdiğim anları Hülya ve Samet’in bebek haberini aldıkları sahnelerdeydi. O anlarda duygu öyle güzel aktarılmıştı ki izlerken ekran karşısında istemsiz gülümserken buluverdim kendimi.


Uzun zamandır bekledikleri bebek sadece Hülya ve Samet cephesinde değil bütün evde âdeta bir bayram havası yarattı. Özellikle Ayşe ve Kerem’in bu habere verdikleri tepki benim için görülmeye değerdi. Bilen bilir ben Hülya’yı hep bencillikle suçlamışımdır. Kötü niyetli olduğuna inanmıyorum ama onun için herkesten önce kendisi geliyor. Hülya, Ayşe’yle aynı durumda karşı karşıya kalsaydı eminim onun verdiği tepkinin yarısını bile veremezdi. Bu yüzden özellikle Ayşe’yi bu konuda çok takdir ettiğimi söylemeden geçmek istemiyorum. Hülya da hâlâ inat uğruna Kerem’in odasının peşinde koşadursun…

Minik veliaht şimdiden Ayşe ve Kerem üzerinde olumlu etkiler yaratarak özendirmeyi başardı bile. Rüyaların gerçek olacağı sahneler yakın mı dersiniz?


Bölüm sonunda Ayşe’yi yeni bir yol ayrımında bıraktık. Kerem’in kendi isteğiyle taktığı yüzüğü bir anlık aydınlanmayla çıkaran Ayşe’ye kızamadım ben doğrusu. Evet Kerem, o yüzüğü kendi isteğiyle taktı ama Ayşe, ikinci kez o yüzüğü kabul ettiğinde bu gerçeği bilmiyor, oyunun bir parçası olduğunu sanıyordu. Şimdi o yüzüğü kendi isteğiyle takma sırası Ayşe’de. Eminim üçüncü kez çıkmayacaktır o yüzük, kimsenin parmağından. Kerem’de değişenleri Ayşe üzerinde görmek benim için ayrı bir keyifli olacak.

Ayşe’nin önünde cevaplaması gereken iki soru var: sevgi ve bağımlılık. Kerem’in yanında kalmasının gerçek sebebi sevgi mi, bağımlılık mı? Neredeyse hepimiz bu soruya Ayşe’nin yerine cevap veriyoruz ancak AyKer çiftinin asıl dönüm noktası, bunu Ayşe’nin kabullenmesiyle gerçekleşecek. Unutmamak gerekir ki gerçek yüzleşme; değişim ve dönüşüm dibe vurmadan gerçekleşemez. Tek temennim bu süreci biraz daha hızlandırılmış bir şekilde izlemek. Kerem ve Ayşe’nin birbirlerine karşı çözülmelerini izlemeyi dört gözle bekliyorum ve bunun için sabırsızlanıyorum. Doğruları kabullenmek mutluluğa açılan ilk kapıdır. Rüyalarda gördüğümüz o sahnelerin gerçekleştiğini görmemizin zamanı bir an önce gelse artık…

Dengelerin tamamen değiştiği ve yeni yollara çıkacak kapıların açıldığı Afili Aşk’ın 11. bölümünü de geride bıraktık. Bu hafta yayınlanan bölümü ve gelecek bölümler için açılmakta olan yolu izlemeyi ben çok sevdim.

Gelecek hafta önce ekran karşısında Cuma günleri de @dizisin.com adresinde buluşmayı unutmayalım.
Yazan, çeken, oynayan, emek veren herkesin emeklerine sağlık. Sevgilerimle…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.