Yazar: Zeynep Böhürler

2018 yılında gösterime giren yapımcılığını ve yönetmenliğini Stare Yıldırım’ın üstlendiği film, yurt dışından çeşitli festivallerden ödülle döndü. Filmin başrol oyuncusu Can Sipahi ve Batlır filmi Amerika’da düzenlenen Flathead Lake Film Festivali’nden, En İyi Film Mansiyon ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini aldı. San Diego Film Vakfı tarafından düzenlenen festivalde Chris Brinker Ödülü’ne layık görüldü. Senaryosunu Gökçe Eyüboğlu, Volkan Girgin, ve Nuh Kerem Pilavcı’ nın kaleme aldığı filmin diğer oyuncu kadrosunda Merve Dizdar, Erkan Taşdöğen, Sinan Çalışkanoğlu, Selen Kurtaran, Yılmaz Gruda ve Yağızkan Dikmen gibi isimler yer alıyor. Gelin, hep beraber bu bol ödüllü yerli filmi birlikte inceleyelim.

Doğuştan fiziki farklılığı olan Batlır’ın özelliği ortalama insan kafasından çok daha büyük olan bir kafaya sahip olmasıdır. “Aslında kilolu biri değilim, belli bir bölgede biraz fazlalığım var sadece. Bu yüzden hayatım tuhaf bakışlar altında geçti.” diyen bir gencin hikâyesi… Peki, kahramanımızın bu garip ismi nereden geliyor? Aslında konulmak istenen BAHTLI fakat nüfus memurunun yanlış anlaması sonucu bu isim ortaya çıkıyor. Anlamı olmayan bir isimle yaşamak… Filmde bu sahnede, nüfus memurunun tavrı ile ince bir noktaya, esprili bir şekilde değiniliyor.

Doktor doktor gezseler de aldıkları cevap aynı ve fiziksel sıkıntısı ile ilgili sonuç olumsuzdur. Filmin başında, doğum sahnesinden başlayarak çocukluk evrelerini kahramanın sesinden anlatması filme tatlı bir hava katıyor. Burada sadece duyduğumuz ama kendini görmediğimiz, hafif tınılı bir genç sesi, sonrasında gerçekten inandırıcı bir plastik makyajla bizi Batlır ile karşılaştırıyor.

Batlır, yaşıtlarına göre daha zeki, araştıran ve okumaya meraklı biridir. Küçük yaşta annesini de kaybedince babasıyla baş başa kalır. Hayatında değişmeyen tek şey insanların ona tepkisidir. Film, başından sonuna kadar vermek istediği toplumsal ve psikolojik mesajlarla dolu. Bunlardan belki de en önemlisi Batlır’ın, insanların tepkilerinden ya da bakışlarından çekindiği için sürekli kafasında siyah bir bereyle dolaşıyor olması.

Bir gün mahallenin yaşlı antikacısı görme engelli Ayhan amcayla televizyon seyrederken 52 Hertz’le tanışır. Çıkardığı ses frekansı nedeniyle diğer balinalar tarafından anlaşılamayan 52 Hertz farklı olduğu için kendisi gibi yalnızdır. Araştırdıkça ondan güç almaya başlar. Yönetmen, film afişindeki balina figürünü devamlı izleyiciye gösteriyor, hatta odasının duvarına astığı balina posteri ona sürekli bir iç sesmiş gibi müdahale ediyor. Birçok filmde hatta romanda kullanılan merkez obje ya da figür burada karşımıza büyülü gerçeklik tarzında “balina” olarak çıkmakta ancak balinanın konuşma sesinin biraz daha etkili bir ses olmasını tercih ederdim, doğrusu.

Batlır ve babası, son bir umutla adından başarıyla söz ettiren bir doktora göründüğünde doktor, ameliyat şansı bulunduğunu ve bunun için bir milyon lira gibi astronomik bir meblağa ihtiyaçlarının olduğunu söyler. Kahramanımızın hayatı bu noktadan sonra değişecektir. Filmin bu çeyreğinden itibaren Batlır, iki yakın arkadaşı ve komşuları Ayhan amcanın tek odaklandıkları şey, ameliyat için para kazanmaktır. Babasının üzerinde durduğu fakat kendinin görmezden geldiği sıkıntıysa ameliyat esnasında %70 gibi çok yüksek bir oranla masada kalma riski… Filmi izlerken o anda bizim de kafamızda bir soru uyanıyor. Para bulunsa da ameliyat sırasında Batlır’ın ölme riski çok yüksek. Kendimizi kahramanın yerine koyup biz olsak ne yapardık diye sorguladığımızda filmin sonuyla ilgili merakımız da artıyor. Filmi seyrederken bir yandan da “Hüzünlü mü bitecek, acaba” diye düşünmeden edemedim. Basit bir gidişatı, çatışmalı bir duruma yönlendirmeleri gayet başarılı.

Her zamanki gibi, günün büyük bölümünü odasına kapanarak geçiren Batlır, bir gün çok büyük ödülü olan bir bilgi yarışması fark eder. Yarışmaya katılma konusunda ikilemde kalır, hatta bir ara katılmaktan vazgeçer ancak iki yakın arkadaşı ufak bir oyunla kahramanımızı yapımcı ile karşılaştırmayı başarır. Bu noktada Batlır’ın “İnsan içine çıkmıyorum” sözü hepimizi düşündürmeli. Doğuştan ya da sonradan fiziksel bir farklılığı yahut kusuru olan kişilere yaklaşımımız ve empati kurmamız gerektiğiyle ilgili verilen en iyi örnek bu bence.

Bilgi yarışması bana Slumdog Millionaire isimli filmi çok hatırlatıyor. Bilgi yarışması, ameliyat için gerekli paranın kazanılması için bir araç ama filmde başka bir boyuta, farklı bir dünyaya da kapı açıyor. “Medya Dünyası”na hoş geldiniz! Reytingleri düşük olduğu için yayından kaldırılmak istenen yarışmanın kanalı, yapımcısı ve sezonlar boyunca büyük ödülü kimseye kazandırmayan iddialı sunucu Ejder Bey üçlüsü… Hem mesaj vermek hem de parayı sağlamak adına, senaristler bundan daha başarılı bir konu bulamazdı diye düşünüyorum.

Filmin ikinci yarısında kahramanın, finale kadar gitmeyi başaran bilgi yarışması çatışması çok iyi işlenmiş. Önceleri yapımcı, tamamen çıkar amaçlı seçtiği kahramanın üzerinde çok duruyor; ne de olsa yayın hayatlarının devamı için son umut, o. Reyting için, kişilerin fiziksel farklılığından ya da farklı amaçlarından yola çıkarak ajitasyon yapmak fikri, “Seyirci nasıl olsa böyle tipleri ve yaşamları sever.” mantığı gözümüze tatlı tatlı sokuluyor. Yarışma programının ödülü, kimselere kaptırmayan başarılı sunucusu Ejder Bey, bir kibir harikası olarak Batlır’ın tam zıttı bir karakter. Tek derdi, bu kadar zamandır sahibini bulamayan büyük ödülü hiç kimseye kazandırmamak. Batlır gibi güçlü bir rakibi olacağını nereden tahmin etsin ki! Canlı olarak yapılan yarışmaya, her hafta babasından gizli katılan Batlır’ı; yakın arkadaşları ve Ayhan amca yalnız bırakmaz. Babası, kahramanın karşısında antagonist kişilik olarak çıkıyor. Oğlunun ameliyat olmasına karşıdır çünkü oğlunu kaybetmek istemez. Hele hele oğlunun reyting malzemesi olmasını hiç…  “Senin kafan büyük değil, insanların yürekleri küçük” diyen babanın repliği filmin sonlarına gelen en vurucu replik. Dostlarıysa her çekimde büyük bir heyecanla onun yanında yer alırlar. Başta bize programı için kaygılanan biri olarak gösterilen yapımcı, zamanla Batlır’ın bu ödülü almasını gönülden isteyen, sempatik ve duyarlı bir karaktere dönüşerek küçük yürekli insanlardan biri olmadığını bize gösterir.

Estetik kaygıların ve görünüşle ilgili saplantılarının çokça yer aldığı günümüzde bu film bize, belki de dramatik bir hayattan özgüven, kendinle barışık olma ve sahip olduğumuz güzelliklerin kıymetini bilme potansiyeline erişmeyi sağlayacak. Ortalamanın dışında kalan, alışıla geldik güzellik ve normal tanımlarına uymayanlara da hoşgörüyle yaklaşmayı öğretebilirse bu da en büyük artısı olacak, diye düşünüyorum.

Söylemeden geçmeyeyim, özellikle son sahnedeki fotoğraf benim bu filme tam puan vermemi sağladı 😊

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.