Yazar: Sinem ÖZCAN

Bu hafta yüzümde rahatlamanın verdiği tebessümle kalktım ekran başından. İlk üç bölümde öykünün oturtulmaya çalışıldığını hissetmiş ve açıkçası gireceği yoldan emin olamadığım için de biraz tedirginlik yaşamıştım. Bu bölüm bana göre tam rengini belli etti ve yayılmaya başladı. Üstelik de ne yalan söyleyeyim hiç aklıma gelmese de saptığı sokağı, çok sevdim.

Bir süredir yüzük meselesi beni endişelendirip duruyordu. Çok basit bir detay ama iyi yerleştirilmezse gidişatta sıkıntı yaratacaktı. O kaygıyla da bir an önce üstü kapatılsın istiyordum, bu hafta yeniden gündeme gelince üstelik de birden fazla çatışmaya yol açacak biçimde ortaya konunca bir rahatsız olmadım değil. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim. Sanem kızım, ablanla aynı iş yerinde çalışıyorken, hele de o abla Leyla ise “Ben nişanlıyım!” diye yalan atarken bir düşüneceksin, annem. Sonra durup bir daha düşüneceksin. Hatta kelimeler ağzından çıkarken sen düşünmeyi sürdüreceksin. Hayır, ablan normal standartlarda bir insan evladı olsa, seninle iş birliği yapma ihtimali bulunsa, en azından seni anlayacak durumda olsa dükkân senin, söyle gitsin. Ama o Leyla var ya, o Leyla… Seni doğduğuna hele de aynı ana babadan doğduğuna bin pişman eder. Leyla olayı öğrendiğinde Sanem’den önce ben bastım “Eyvah” ı… Onu da geçtim bir de Aylin gudubeti yüzüğü öğrenip fotoğrafını da çekince tamam dedim, başlıyoruz. “İşin ucu Emre’ye gidecek, Aylin’i bir yandan, Leyla’sı Mevkıbe’si öte yandan kızı iyice sersem edecekler; her şey çorba olacak.” Amaaaa Final sahnesi beni kâbustan uyandırıp huzurlu bir rüyaya yolladı neyse ki…

Güliz, Sanem’in ağzından nişanlı olduğunu öğrendi. Yüzüğe bakıp bunun zengin bir adam olması gerektiğine de karar verdi; eh, artık öldürsen susmaz, öte taraftan mesajla yayar durumu, bu bir… İkincisi, Sanem Can’la dikkat çekecek kadar fazla baş başa zaman geçiriyor. Can’ın Sanem’i eve bırakmışlığı da var. Bütün bu detayları Leyla cadısı alır, birleştirir ve kardeşinin kendisine yalan söylediği sonucuna varır ve yüzüğü verenin Can olduğu senaryosunu yazar, yazmakla da kalmaz anneciğine bir güzel okur. Sağ olsun, son sahnede Sanem’i elinden tutup götüren Can da hem Güliz’in hem de Leyla’nın ekmeğine tam kıvamında bir kat yağ sürdü. Benim kafamdaki plana Aylin oturmasa da Can’ın Sanem’i çekip götürdüğünü gören bir Aylin izledik. O da bir şekilde Emre’nin yüzüğü kendisi için değil de kardeşi adına aldığını düşünür mü düşünür valla. Bundan ötesini de bir zahmet Sanemcik temizlesin artık, benden bu kadar…

Yazan kalemler benim gibi mi düşündüler, yoksa plan başka mı bilemem elbet; ben gönlümün arzusunu yazdım. Zira itiraf edeyim ki Sanem’in “ajanlık” çatışması bence zamanını doldurdu. Öykü oradan maalesef istendiği kadar yer açamıyor kendine. Bu bölüme kadar sıkıntı yoktu bana sorarsanız çünkü Emre’nin argümanı güçlü: “Can, büyük işler almaya bakıyor, böylece şirket değer kazanacak o da iyi bir fiyata şirketi satacak. Kendi hayatına geri dönecek!” Emre’yi de Can’ı da hiç tanımayan Sanem buna inanır ve işsiz kalmamak adına da Can’a “Kötü Kral” der. Ne var ki bu hafta henüz “albatros” olduğunu bilmeden Can’dan etkilenmeye başlayan üstelik de bunu kendine itiraf eden bir Sanem gördük. Ona anlatılanlarla, kendi gördüğü birbirini tutmayınca da bunun faturasını Can’a kesip “Kafamı karıştırıyorsun!” dedi. Doğrudur, bu noktada olup biteni algılayamadığı için kafası karışır ancak Sanem akıllı bir kadın. Emre’den duydukları ne kadar mantıklı da olsa kendi tanık oldukları, Can’ı farklı değerlendirmesine yol açacak. İşte, tam da bu nedenle bu “ajanlık” konusu miadını doldurdu diyorum, ben. Gerçek Can’ı tanıdıkça ondan “Kötü Kral” olmayacağını da algılaması lazım, çünkü. İşte, tam da bu yüzden umarım öykü, yüzüğün düğümlediği yeni bir çatışmaya yol alıyordur.

Sanem’in Can’dan etkilendiğini bu bölüm net olarak fark etmeye başladık ama Can, daha hızlı yol almıştı. Her ne kadar, kendine bunu dillendirmese de şimdiye kadar yaşadıklarından farklı bir şeyler hissettiğini sezmişti. En azından farkında bile olmadan aradığı kadının Sanem olduğunu algılamaya başlamıştı. Bu arada pek bi’ sayın Can Divit Beyciğim, hani aradığın model kadın için yaptığın bir tanımlama vardı ya… Şu hem öfkeli hem tatlı, hem doğal hem etkileyici, hem güzel hem sıradan, bla bla bla … diye devam edip giden ve Metin’in kafasında birdenbire senin için Sanem’le örtüşen o tanım… Hah, hayallerini yıkmak gibi olmasın da yok öyle bir kadın canım! O istediğin kanlı canlı, nefes alan bir varlık değil, fazla çalışan beyninin yarattığı bir robot kuzucum. Hem nedir o öyle biraz ondan, biraz bundan, bi’ de şunu ekleyin, yok olmadı, bi’ tutam da bunu koyalım. Hayırdır n’oluyoruz? Sen pek bi kusursuzsun da bizim mi haberimiz yok? Bu nasıl bir hayal gücüdür, bi’ de hele… Bütün feminist damarlarımı ayağa kaldırdın. Öyle ya hatun kişi bütün nitelikleri taşıyan “bayan mükemmel” olacak! Niye? Çünkü beyimiz öyle kadınları sevmeye layık bulmakta…. Yok öyle bir dünya Sayın Can Divit! Birini bir nedenle seçersin ve o seçtiğini paket olarak alırsın, canım. Osu da olsun, busu da olsun, şunu çıkaralım diyemezsin. Bak seni sevdim seveceğim az kaldı; bi’ akıllı ol!

Sanem’le Can’ı şimdilik biraz öteleyip öykünün mahalle boyutuna geleyim. İlk bölümlerde açıkçası pek de ısınamadım ben o kanada ama bu hafta Mevkıbe’yle Nihat’a bayıldım. Annemle babamı izliyormuşum gibi geldi ve istemsizce gülümsedim, öte yandan Ayhan da ilk kez yüreğime dokunmaya başardı. Sanem’i ailesiyle görünce yaşadığı burukluk, özlediği anne ve babası; abisine “Sarılsan iyi gelecek!” deyişi gözlerimi buğulandırdı. Ayhan’ı sevmeye baştan beri hazırım ben ve onun bu nahif tarafını görmek çok hoşuma gitti. Osman’a gelince valla benim pek bi’ gözüm tuttu. Evladım bak, akıllı ol o Leyla senin hayatını kurutur, gel yol yakınken biz sana Güliz Müliz bir başkasını bakalım. Ayhan’ı da Allah’ın emriyle ver Cey Cey’e sen sağ ben selamet…

Bölümde kadın derneğine yardım amaçlı reklam kampanyasını duyunca açıkçası “Sosyal mesaj verelim, gayreti mi ki bu?” diye düşünmedim değil ancak bunun Can’ın işi almasını sağlayan detay olarak servis edilmesini pek beğendim. Böylece su üstünde yüzen başı boş bir yaprak olmaktan kurtuldu ve işlev kazandı. Böylelikle Aylin üst üste yenilgi almaya ve bunun yaratacağı hırsla da Emre’ye saldırmaya başlayacak diye düşünüyorum ama Emre’nin Sanem’e dönmesinden de hâlâ çok korkuyorum. Açıkçası iki kardeşin âşık olduğu kadın üçgeni beni git gide daha çok rahatsız eder oldu. Bu arada yazan kalemlerden ricam Aylin’in alt metnini bir doldursak da bu kadının asıl derdinin ne olduğunu da yavaş yavaş bir anlamaya başlasak mı acaba?

Bu hafta bölümün en beğendiğim yeri, arabada emniyet kemerinin bağlanma sahnesiydi. Demet Özdemir ve Can Yaman’ın çok hoş bir uyumu olduğunu baştan beri düşünüyorum ama o sahnede ikisine de ayrı ayrı bayıldım. Sanem’in şaşkınlığı ve paniğiyle Can’ın bakışları çok güzel birleşmiş ve bir yanı duygusal diğer yanı komik çok dozunda bir hava yaratmış. Çok doğal bir havası var Demet Özdemir’in ve özellikle Sanem’in kendi olabildiği sahnelere çok yakışıyor. Paniklediği, şaşkınlaştığı anlarda da o doğallık çok şirin bir çocuksuluğa dönüyor. Benim Sanem’e hemen kanımın kaynamasında Demet Özdemir’in sempatikliğinin payı büyük. Finaldeki parti sahnesinde de yaratılmak istenen o etkileyici havayı giydirdikleri feci kostüme rağmen çok iyi yakalamıştı. (Doğal ve sempatik Sanem’i, Aylin gibi vamp kadın yapın demiyorum ama bari pamuk şekere de çevirmeseydiniz ey styling!) Ben onun gerçek Sanem’i bu bölümden sonra tam ortaya koyacağını düşünüyorum.

Az önce sözünü ettiğim arabadaki sahnede Can Yaman’ın bakışlarından söz etmiştim. Bilenler bilir, benim için Can Yaman demek her şeyden önce bakışları demektir. İlk bölümden beri onun alıştığım bakışlarını görmek için bekleyip duruyordum. Can Divit’te bambaşka bir kimlik çıkarıyor ve onda bakışları nasıl kullanacak derdindeydim. Onu birçok defa karşısındaki kızdan etkilenmiş, ona âşık olmaya başlamışken izledim. Bu defa nasıl bir farklılık gelecek diye bekliyorum ki ilk işareti orada aldım. Aynı duyguyu veren ama daha öncekilere benzemeyen bambaşka bir havası vardı.

Deren’e çıkışırkenki perdesini indirmiş, buz gibi bakışı; final sahnesindeki kıskançlığı ve Mr. Fabio’ya soğuk ama net tavrı tamamen Can Divit’e özgü olmuş.  Oynadığı karakterlerden ve en önemlisi Can Yaman’dan sıyrılıp her seferinde aynı duyguyu farklı vermeyi nasıl başarıyor bilmiyorum ama ben onun tam da bu detaycılığını seviyorum.

Detaycılık demişken geçen hafta da gözüme çarpmış ama değinememiştim. Malum Can Divit, dünyaca ünlü bir fotoğrafçı… Doğal olarak elinde kamerayla sokaklarda gezip de işi hobi olarak yapanlardan farklı bir tarzı olmalı. Kamerayı tutuşundan, fotoğrafı çekerken vücudunun aldığı şekle kadar bir sürü detay var o ustalığı sezdiren. Sevgili Can’ı o sahnelerde izlerken şaşırdım çünkü karşımdakinin oyuncu olduğunu hissetmedim. Sanki profesyonel bir fotoğrafçı o sahnede rol alıyor gibi geldi bana. Beden diliyle, kamerayı taşıyışıyla, çekim açısına göre kendini ayarlamasıyla çok doğal ama çok ustaca göründü gözüme. Eğer uzun yıllardır böyle bir hobisi yoksa çok iyi gözlemlemiş ve bunu kendine adapte etmek için belli ki çok çalışmış. Oldum olası onun ayrıntılarla bu kadar ince uğraşmasını ve çalışma azmini takdir ettim. Bu defa bir kez daha yürekten alkışlıyorum.

Önümüzdeki hafta bölümü izleyemeyeceğim. Malum yaz demek, tatil demek ve ben de birazcık kaçıyorum artık. Bölümü tatil dönüşü izleyip yetişebilirsem yorumunu yazacağım ama inşallah bir aksilik olmazsa altıncı bölümde yine buralardayım. Ben yokken öykü alıp başını gitmesin olur mu? Sonra ah vah etmeyeyim ne olur!

Emeği geçen herkese yürekten teşekkürler…

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.