Yazar:  Ayşe KUTLUHAN

Soluksuz izlediğim birinci bölümün finalinde, Kuzgun’un kurduğu o muhteşem oyuna mest olup ona övgüler yağdırırken bu hafta çok basit gibi görünen ama benim için önemli olan bir konuda benden kocaman bir eksi aldı diyebilirim, Kuzgun için. ‘’ Ölümüm 3 gün, yeniden doğmam 20 yılımı alacak!’’ gibi iddialı bir mottoyla karşımıza çıkan ve Dila’yı bulunduğu yere getirip tuzağına çekmek için onca plan yapan Kuzgun’un, düşmanının bütün şeceresini bilmesi gerekirdi diye düşünüyorum.  Kendi mahallelerindeki deponun düşmanına ait olduğunu sokaktan geçen bir çocuktan öğrenmesi, asla Kuzgun’luk bir davranış değildi. Tam yirmi yıl sokaklarda yaşamış, milyon çeşit insanla karşılaşmış ve inatla ayakta kalıp alacağı intikam için kalbini yok etmiş bir adam için bu bilgi çantada keklik olmalıydı. Şu durumda buradan bakıldığında görünen: Kuzgun, 20 yılda düşmanlarının adını vücuduna kazımanın dışında ekstra olarak sadece bileğini güçlendirmiş, belki bir ihtimal, tesadüfen Dila’nın Türkiye’ye döndüğünü internet üzerinden öğrenince ‘’Hadi oğlum kalk! Vakit, intikam vakti! Bir planın yok ama zekân var. Bir şekilde çıkarsın işin içinden.’’ demiş ve planı uygulamaya geçirmiş. Bundan olsa gerek ki Kesik kendini bu kadar çabuk elle veriyor ve Dila, Kuzgun’un aslında intikamı için onu kullandığı gerçeğiyle yüzleşiyor.

‘’Öfkeyle kalkan zararla oturur.’’ derler, Kuzgun’un öfkesi ve hırsı onu bir şekilde hiç istemediği yerlere sürüklemeye şimdiden başladı. Kendini ispat edip en üste çıkmak için Rıfat’a –şimdilik– koşulsuz itaat etmesinin bedelini, düşünmeden attığı ilk adımında kardeşinin canıyla ödüyordu neredeyse. Maalesef bazen inkâr etmekle galip gelemiyorsun iç savaşında; yangında mahsur kalan değil Kartal, başka bir can dahi olsaydı aynı yükü taşıyacak kadar vicdanlı aslında, Kuzgun. İnkâr ettiği kalbi ve duygularını gün yüzüne çıkaracak etkenler olsun yeter ki. Keza Rıfat’a da dediği gibi, masum birinin canına kıymak onluk bir şey değildi. O, Rıfat’a babasının oğlu olmadığını ispat etse de aslında tam da babasının oğluydu. İntikam için yola çıkan birinin hiçbir zaafı olmaması gerekir. Kuzgun kabul etmese de çevresi zaaflarıyla dolu.

Velhasılkelam Kuzgun’un “gece dolaşması” diye çıktığı mahallede ‘tesadüfen’ gördüğü depodaki yangın, onu bambaşka bir yola sürükledi. Bu yolda karşısına çıkan Şeref, Kuzgun için kullanılması gerekilen bir koz oldu, her ne kadar Şeref de intikam alınacak düşmanlar listesinde de olsa şu an Kuzgun’u, Rıfat’a en kolay ulaştıracak araç o.  Kuzgun, sanılanın aksine kesin ve detaylı bir plan çerçevesinde ilerlemiyor. Onun tek tasarısı, bir şekilde Dila’nın hayatına sızarak kendini İstanbul’a atmaktı. Sokakta büyüdüğünden ve köşeleri tutmuş birilerinden yardım alabileceği bir çevresi olmadığından amaç Bilgin ailesine sızıp onların güvenini kazanmaktı. Tabii ki, bunu planlarken onların karşısına çıkacağı kimliği Akça’ydı. İşin içine Terzi Derviş girince yön de yol da değişti bir şekilde. Karşısında bu kadar güçlü ve acıma duygusu olmayan iki düşmanın olunca kimliğini gizli tutmak ve bunu uzun süre başarmak olanaksız olsa gerek ki nitekim Ali’nin iki sorguyla Kesik’i bulması, bunun en iyi örneği. Önünde iki düşman var ve ikisini aynı anda alt etmen imkânsız. Bileğindeki güç ve zekândan başka hiç bir şeyin yok. Zekâ da zaman zaman kalbe kulak verdiğinde kendini yok sayıyor, malum. Yapılacak en iyi şey elindeki kozu değerlendirmek ve büyük balıkla birlik olup ilk önce küçük balığı avlamak olacaktır. Bu hikâyede Kuzgun’un atması gereken en mantıklı adım da buydu, zannımca. O, tarafını seçti. Şimdi çok güzel sağ gösterip sol vurarak Rıfat’a karşı gücüne güç katacağından hiç şüphem yok.

Kuzgun’un en derin yaralarından bir diğeri de annesi tarafından vazgeçilen olmaktı. Evinden koparıldığından beri yaşadığı kötülükler, çektiği zorluklar onun annesine karşı hayal kırıklığını tamamen öfkeye çevirmiş bir durumda. Seçilmek yerine kardeşleri uğruna feda edilen taraf olduğunu bilmek, onu ister istemez kardeşlerinden uzaklaştırmış. Onun acısını ve eksikliğini o kadar derinden hissediyorum ki Kuzgun’un bendeki haklılık oranı yüzde yüz diyebilirim. Bu demek değildir ki Meryem’i suçluyorum. Kuzgun’un kaçırılması ve geri dönüp  evde kimseyi bulamayışı arasında geçen bir süreç var ve o süreç Meryem’le empati kurmamıza sebep olacak, muhtemelen. Meryem bile kendini haklı görmezken en azından onu anlamamızı ve hatta Kuzgun’un dahi onu anlamasını sağlayacak geçerli sebepler sunulacaktır bize diye düşünüyorum.

Bölüm boyunca beni en çok etkileyen sahnelerin başını Kuzgun’un annesiyle karşılaştığı sahne çekti, diyebilirim. Tam oğlunun yüzünü hatırlamadığı esnada, sokakta karşılaştığı bir gencin gözlerinde oğlunu gören bir anne, Meryem. Topyekûn saldırsanız da bana sevgili okurlar; ben, onun içindeki eksikliği ve yaşadığı pişmanlığı kalbimle hissediyorum. O an ne yaşadı? Nasıl bir travması vardı? Neyi düşünerek Kuzgun dedi? Bütün bunların cevabı sadece Meryem’de ve bize henüz gösterilmeyen o geçmiş zamanda. Ve açıkçası hikâyenin bu evresinin şu an için bu denli flu tutulmasından oldukça memnunum. Kuzgun ve annesinin karşılaştığı sahne asla gerçek bir yüzleşme değildi. Kaldı ki o hâliyle bile beni etkilemeyi başardı. Bizi çok daha fazla yükseltecekleri bir yüzleşmeleri olacağından hiç kuşkum yok. Bunun dışında beni en çok meraka sürükleyen de Kuzgun’un, kız kardeşi Kumru’yla karşılaşması. İkisinin arasındaki bağ, nasıl olacak diye düşünmeden edemiyorum. Ayrıca ikisi de kendi çapında da olsa ortak hedefe ilerliyorlar. Kumru da intikam peşinde, Kuzgun da ve ikisinin  işbirliği yapacağını düşünmüyor değilim.

Öte taraftan Meryem’in Dila’yla karşılaşması ve yüzüne vurduğu gerçekler, Dila’nın canını en çok yakacak cinstendi. O annesinin gurur duyacağı bir kız olmaktansa babasının kızı olmayı tercih etmiş. Avukat olması, sanırım onun adaleti, doğru bir şekilde sağlamak uğruna, kendini tatmin etmek için çıktığı bir yoldan ibaret.  Kartal’ın hayatını kurtarması, Kumru’nun içini belki yumuşatacaktır, ancak Meryem’i etkiler mi, tartışılır. Dila’nın zaten Meryem’e iki can ve bir hayat borcu var. O borcu kolay kolay ödeyemez.

Kuzgun’un Dila’ya karşı olan zaafını, onca lafı saydıktan sonra uzanıp gözyaşını silmesiyle görmüş olduk. Dila’ya karşı bir yere kadar direneceğine inanıyorum. O, şu anda Kuzgun için intikam yolunda bir paravan olsa da bir müddet sonra kalbine yenik düşeceğine eminim. Sinyalleri ağırdan geliyor. Aklımdaki tek soru işareti Kuzgun’un o paketi oraya bırakanın Dila olduğunu bilip bilmediği. Tahminim bilmediğinden yana ve bunu öğrendiğinde, aslında başına gelen her şeyin sorumlusunun o olduğunu anladığında neler yaşanacağına yönelik az çok tahminim var. Bunlar şimdilik bende kalsın.

 ‘’Ben her şeyi unuttum. Çünkü hatırlasaydım ölürdüm. Kahrımdan ölürdüm. Sevgisizlikten ölürdüm. Açlıktan ölürdüm.  Yalnızlıktan ölürdüm mesela. Üşümekten ölürdüm. Kötülükten ölürdüm. Hırsımdan, hainlikten ölürdüm. Ben hatırlasaydım… ‘’ Uzar giderdi nefesi yettiğince Kuzgun’un bu ‘ölürdüm’ serzenişleri.  Küçücük bedenine rağmen başına gelen her kötülükte ayağa kalkmayı başarmış, büyüdükçe sırtına yalnızlığını, kalbine hırsını yüklemiş bir karakter, Kuzgun. Ya da onun deyimiyle: Akça. ‘’Köpekleri seviyorsa iyidir” diyen küçük, saf bir kalbin bütün duygularını nasıl törpülendiğinin en büyük örneği aslında, Kuzgun. Babasını kaybetti. Annesini tarafından terk edildi. Kardeşlerinden oldu. Kimliğini kaybetti. Bütün bu yaşadıkları yüzünden ruhunu kaybetti diye düşünürken küçücük yaşta böbreğini de yitirmiş ve sekiz yaşında büyümüş bir karakter, Kuzgun. Tüm yaşadıkları onu o kadar incitmiş ki polis sorgusunda kimsem yok demiş acısıyla beraber. Şimdi bu kadar çok kayıp veren bir insanın öfkesinden ve almak istediği intikamdan korkulmaz mı sizce de? Evet, kendi kabul etmese de zaafları var ve bu zaaflar onu yolunda fazlasıyla zorlayacaktır ama ben onun büyük oynayacağına inanıyorum. Tabii ki de Terzi Derviş’in rehberliğinde…  Dila’ya da dediği gibi, eski defterlerden yeni hesap çıkmaz ama eski hesaplardan temiz intikam çıkar.

Kuzgun’un Şeref’le yaptığı anlaşma ve Dila’nın, Kuzgun’un kurduğu planın aslında avı olduğunu öğrenmesiyle son verdik bölüme. Açıkçası kartların açık oynanması ve Kuzgun’un kimliğine yönelik hiçbir şeyin gizli kalmaması benim için artı. Hikâye gizli saklı bir intikam planıyla ilerlemeyecek. Kuzgun açık ve net ‘’Ben buradayım ve istediğimi alana kadar tepenizdeyim.’’ diyecek her daim. Arka planda onun intikam için geldiğini bilseler de Kuzgun, düşmanlarının hayatının içinde yer alacak.

Soluksuz izlediğim bu bölümde, en büyük teşekkürlerim Sevgili Barış Arduç ve Hatice Aslan’a; gerek ikisinin karşılıklı sahnesinde gerekse solo sahnelerde duyguyu o kadar güzel geçirdiler ki bana, tekrar tekrar sarıp aynı sahneleri seyredebilirim. Kuzgun’un, annesi ve kardeşlerini pencereden izlediği sahnede hissettirdikleri bile yeter. Onun bütün yaşadıklarını tüm kalbimle hissettim ve bunda, Barış Arduç payı çok büyük. Kuzgun’un annesine ‘’Meryem Hanım! Senin uğrunda birini öldürdüğün iki tane evladın var. Kaldır kafanı onlara git.’’ dediği repliği, bölümde tek geçerim, Barış Arduç’un o esnada Kuzgun’a yüklediği duyguyu da. Bölümler ilerledikçe Kuzgun’u daha da yükselteceğinden hiç şüphem yok. Hem komedisini, hem de dramını an be an yaşatacaktır bize. Emeklerine sağlık.

Genel Notlarım:

  • Kuzgun’un tek böbrekle yaşıyor olmasına üzüldüm. Sürekli bir kargaşa ve dövüş içindesin. İyi beslen çocuğum, o yumruklara ihtiyaç var.
  • Geçmişle bugün geçişlerini geçen hafta da sevdiğimi dile getirmiştim. Özellikle Kuzgun ve Dila’nın çocukluklarıyla bugünkü yaşamlarına geçişler çok yerinde. Küçük Kuzgun tam bir efsane! Minik Metehan’a bol başarılar.
  • Kartal’da içime sinmeyen bir şeyler var ama ne inanın ben de bilmiyorum. Her an ailesine karşı bir hata yapacak gibi bir his doğuruyor bende.
  • Kuzgun’un Kartal’ın iş yerini yakması onları ciddi bir maddi sıkıntı beklediğinin bir göstergesi diye düşünüyorum. Kumru işsiz, Meryem’in aldığı ortadayken Kuzgun’un onlara karşı ne kadar kayıtsız kalacağı tartışılır. Bir abi eli değer, üstlerine gibi geliyor.
  • Şeref’in Ali’yi tohum işiyle kendi tarafına çekme planını sevdim ancak babasına -şu an için- ihanet edebilecek bir Ali var mı ortada, pek bilemedim. Dila’nın ‘’Beni bir daha göremezsin!’’ tehdidi yüzünden Kesik’i bırakan ve her daim babasına kendini ispat etmeye çalışan bir karakter, Ali. Yani en azından uzun bir süre ona ihanet etmez gibi geliyor.
  • Sen 8 senedir dayak yeme; 8 senenin sonunda bir tokat çocukluk aşkından, bir tokat da kardeşinden ye. Çok aşk olsun, Kuzgun. 😀
  • Kuzgun’un böbreğinin alındığı olayda bir polis sorgusu var. İşin içine polis ve kimsesiz bir çocuk girince ister istemez akla yetimhane geliyor. Kuzgun’un o olaydan sonra neler yaşadığı ya da nerede yaşadığı şu an için bir sır. Keza olması gereken polisin onu yetimhaneye teslim etmesiydi. İlerleyen bölümlerde buna yönelik bir şeyler seyrederiz diye düşünüyorum.

İtiraf etmeliyim ki uzun zamandır bu kadar soluksuz dizi izlediğim olmamıştı. Gelen reytingler de fazlasıyla mutlu etti. Ben nedense hep, ilk dört bölümcüyümdür ve 4. Bölümden sonra öykünün ve karakterlerin çok daha iyi oturacağına inanırım. Genelde de yanılmam. Bölümde geçen herkesin emeğine sağlık.

Sevgiyle kalın.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.