Fi 3. Bölüm

Yazar: Buse KÜÇÜKKAYA

Fi, 3. Bölümüyle bence kırılmaların başladığı bölümdü. İlk 2 bölümün girizgâh olduğunu buram buram hissettirdi.

İlk kırılma Can ile Sadık arasındaydı. Can, tabir-i caizse Sadık’a başkaldırdı. Sadık’ın bu durumdan, sınırlarının zorlanmasından, rahatsız olduğunu zaten önceden de söylemiştim. Can, insanların herkesten gizledikleri açıklarını programında göstermek istiyor; pek çok insanın sınırlarını zorluyor ama kendi açığı ortaya çıktığında ne yapacağı meçhul. Ki kendisinin de sınırlarının zorlanması çok yakında.

Sadık, Özge ile anlaşarak bu konuda Can’ı sıkıştıracak. Can’ın başkaldırdığı anda Sadık’ın tebessümden de bu yoldaki heveslerini görebiliyoruz. Can karakterini çok seviyorum ama insanları zorlamayı bu kadar seven, çizgileri umursamayan birinin başına eninde sonunda aynı şeyin geleceği aşikâr ve bunu bize nasıl sunacaklar, merakla bekliyorum.

Can’ın insanların sınırlarını zorladığından bahsetmişken Bilge’ye değineyim. Bilge gibi hayatını okuluna ve bize gösterdikleri kadar da tahminen kardeşine odaklamış biri, Can sayesinde bastırılmış duygularını ortaya çıkardı.

Şimdilik karşımızda çekingen, karşılık vermeye dahi çekinen bir Bilge varsa da ileride güçlü, ayakları sağlam yere basan bir Bilge görecekmişiz gibi hissediyorum ve bunFi Dizisi 3. Bölümun mimarı da Can olacak. Sadece ders öğretmeni değil, hayat öğretmeni de oldu Bilge’nin.

Can’ın ilk bölümde “aranızdan sadece biri gerçek bir psikolog” olacak dediği an geldi aklıma. Can, Bilge’yi her anlamda yetiştirecek ve Bilge de tıpkı Can gibi iyi bir terapist olacak. Çirkin ördek yavrusu zenginlere hizmet eden değil, zenginleri kendine hizmet ettiren bir kuğuya dönüşecek.

Deniz’in Duru’nun endişelerini ve hırsını anlamıyor ve aralarındaki ipler iyice kopmaya başlıyor. Bir yandan Duru alttan alta Can’a ilgi duymaya başladı (Ceren’in Can’a ilgisine bozulması gibi). Duru’nun “strese karşı tepkini görmüş olduk” diyen birine ihtiyacı yok, onun için stresin kaynağını yok eden, hak ettiğini almasına yardımcı olan birine ihtiyacı var. Bu noktada da Can devreye giriyor işte.

Karakter olarak Duru da Can da hırslı, işinde en iyisi olmak isteyen, arkada kalmayı kaldıramayan insanlar. Can bu durumu bildiği için Ceren’i uyandırmayıp seçmelerden sabote etti. Bazen kendi kahraman olmak için de bozsa da her zaman günü kurtaran oluyor. Her adımı, insanlara karşı her tutumunu düşünmesi ve ona göre ince planlarla hareket etmesi beni hayran bırakıyor.

Deniz’e gelirsek Duru’nun hırslarını mutsuzluğunu görmeyip öğrencisiyle uğraşması da Duru’ya verdiği önemi gösteriyordu. Deniz, tutkuya önem veren bir insan ama bu Duru’nun dans hırsını görmesini sağlayamıyor. Öğrencisinin içindeki hissi güzel çalabilsin diye açığa çıkarmaya çalışıp, Duru’ya karşı kayıtsız kalması artık imkânsız gibi. İnsan mutsuzken veya sıkıntılıyken önce en yakınının yanında olmalı. Yoksa en sevdiğimizi geçiştirip, onun ihtiyacı varken başkasıyla ilgilendikten sonra “sevgilim” demenin ne anlamı var?

Bölüme genel hatlarıyla bakarsam dediğim gibi kırılmalar başladı ve olacakların habercisiydi, bu bölüm. Bir önceki bölümde olduğu gibi “Onu da Can mı planlamış, vay canına ben bunu hiç düşünememiştim!” dedirtmedi ki her bölümde dedirtse zaten rutine bağlardı malum. Sondaki öpücük ise şaşırttı.

Kırılmaların ardından gelen parçalanmayı bekliyorum artık. Sonrasında da o parçaların devleşmesini keyifle seyredeceğim. Güzel bir bölümdü, emeği geçen herkese teşekkürler…

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.