YAZAR:Ayça AKMAN

Hepimiz biliyoruz artık, bir iki istisna haricinde yaz döneminde ekranların efendisi romantik komedilerdir. Süreç Film imzalı Gençliğim Eyvah da bu kaideyi bozmayarak perdeyi açan ilk yaz sezonu dizisi oldu. Türe yakın olmasam da her zamanki gibi tüm ön yargılarımdan sıyrılarak, uzunca bir aranın da verdiği hevesle geçtim karşısına.

Tanıtımları dönmeye başladığında iki rakip kebapçı temasının bana bir parça itici geldiğini söylemek zorundayım. Baklavacılar, kebapçılar, lokantalar birçok kez konu oldular dizilere. Çok iyi örneklerini de gördük, kötü örneklerini de.Yine de ne olduğundan çok, nasıl işlendiği önem arz ettiğinden fazla da takılmamaya çalıştım,iyi ki de takılmamışım.

Bozoğlu ve Asmalı Kebap’ın sahipleri Arif ile Zekeriya, dizinin iki ana karakteri.Henüz bilemediğimiz bir nedenle eskiye dayanan dostlukları yara aldığı için düşmandan halliceler. Zekeriya’nın oğlu Veysi’nin “bohçasını” toplayıp düşman kebapçının kızına kaçması da; Azra’nın, Arif’in oğlu Ahmet’le süregelen gönül ilişkisi de buzları eritmeye yetmemiş. Durum bu iken gençliklerinden gelen ortak bir hata iki eski dostu tekrar işbirliği yapmaya mecbur kılıyor. Çünkü iki genç İtalyan; babasını arayan Çavi ile arkadaşı Zola, Arnavutköy’deki durağan hayatın ortasına bomba gibi düşüyorlar. Sanırım iki buçuk saate yaklaşan akışın ilk otuz dakikasında konuya tamamıyla hâkim olmak en sevdiğim husus oldu. Ancak başlardaki oldukça dağınık anlatım hikâyenin içine girmemi oldukça geciktirdi. Neyse ki sonra akış toparladı da sıcaklığı hissedebildim. Tam bir mahalle işi Gençliğim Eyvah. Sinir bozucu bir kötüsü yok; karakterlerin hepsi oldukça sevimliler, insana sempatik geliyor, yormuyorlar. Çavi ve Zola’daki bariz senaryo dili tutarsızlıkları da olmasa sıkmayan neşeli bir seyirlik iş çıkacakmış ortaya şüphe yok. O kırık Türkçeleri, İtalyan tiplemeleri,kimi deyimleri hiç anlamazken kimilerini su gibi bilmeleri, verdikleri tepkiler hiç oturmamış,olmamış üzgünüm.Yine de ilk bölümün günahı olmaz diyorum,umarım toparlarlar.

Arif ve Zekeriya umduğumdan çok farklı  karakter profilleri çizerek bende olumlu bir şaşkınlık yarattılar.Evet belki Zekeriya’nın gözünde Arif bir “ fırıldak”. Arif ise onu “Geri- Zekeriya” olarak nitelemekten çekince duymuyor. Ancak aralarındaki paslaşmalar, geçinememelerine rağmen ayrı duramamaları, iletişimlerinden doğan komedi unsuru dizinin en sağlam ayağı  olarak göründü gözüme. Bunun bence temel sebebi geleneksel Türk tiyatrosundaki Karagöz ve Hacivat’a göz kırpıyor oluşları ki kelime oyunları, jestleri ve durdukları yer bunu destekler nitelikteydi. Rahatlıkla Arif ‘i üçkağıtçı, iş bitirici Karagöz; diğerini ise sakin, saftirik Hacivat olarak konumlandırabiliriz. Böyle farklı bir yaklaşıma iki duayen oyuncunun  tutmuş kimyası da eklenince  dizinin güldürü yükünün büyük bir kısmını “kebapçıların” yükleneceğini söylemek abartı olmaz.

Çavi ve Zola’ya gelince… Gamlı baykuş Necdet’in deyişiyle onlar kopacak kıyametin habercileri. İtalya’da arkalarında bıraktıkları kaos elbet bir yerden patlayacaktır fakat ayak bastıkları Arnavutköy’de iki kafadar bizzat kaosun kendisi oldular. Çavi gerçekten yakışıklı kebapçı “Zeki’nin” oğlu mu, Zola da Arif’in oğlu çıkarsa neler olur, onu bekleyip göreceğiz. Amma Zola’nın Zekeriya’nın oğlu çıkması ihtimalini düşünmek bile gönül ilişkilerinde her şeyi arapsaçına döndüreceği için pek bir hoşuma gitti saklayacak değilim. Ahmet, Azra, Zola  muhtemel üçgeninde ben sanırım oyumu Zola’dan yana kullanacağım zira Ahmet ile Azra’nın aşkına bir türlü ikna olamadım. Ahmet affedilmesi çok zor bir hata yaparak sevdiği kızı başka bir kadınla aldattı. “Hatırlamıyorum” bahanesinin kabul görmeyeceği yegâne durum bu. Haklı olarak Azra da o çizgiyi çekti. Bu tabii ki Zola için bir hareket alanı açacaktır. Ne var ki onun başarısı iki sevgilinin arasında var olduğu söylenen, bana geçmeyen sevginin gücüne bağlı. Bu açıdan baktığımda  romantik ayak, şimdilik ciddi şekilde aksıyor ve tür için pek de iyi bir başlangıç sayılmaz bu durum.

Biz seyirciler, hikâyenin başlarında, aldatan bir erkeğe eşlerin verdiği tepkiyi gördüğümüzde ufak ufak hazırladık kendimizi gelmekte olanlara aslında. Ne var ki öyküdeki kadınların hiçbirisi böyle bir şoka bizim gibi hazırlıklı değiller. Zaten dizinin ana çatışması da “ küçük kaçamaklarını” Hacer ve Nuriye’den saklamak için bin bir dolap çevireceği belli olan kader ortaklarının düştüğü durumdan çıkıyor. Fazlaca merak unsuru olmamasına rağmen kendisini seyrettiren dizinin şeytan tüyü de bu, yaslandığı durum komedisi! Baskın kadınlar, zayıf erkekler, saklanması gereken bir sır! Temiz bir damar… Baskın kadınlar demişken Hacer rolünde Günay Karacaoğlu’nu es geçmek olmaz.Öyle sıcak, öyle doğaldı ki çok sevdim; zaten beğenmediğim hiçbir rolü yok şimdiye kadar. “İçgüveysi Veysi’ye” de bir parantez açmazsam içimde kalır. Az rastlanır bir tipleme olması sempatik geldi bana, ayrıca Kemal Uçar’ı role oldukça yakıştırdım. Veysi’nin, farkına varmaksızın  “ babalarının” başına ördüğü çoraplar izlenir!

Gençliğim Eyvah’ın samimi bir dünyası var. İnanmak ve içine girmek zor değil. Mekânlar özenli, sıcak. Çekim açılarını,planları da başarılı buldum. Gözüme çarpan bir olmamışlık yoktu. Bölüm içi müzik seçimleri biraz aykırı geldi ama severim farklılığı sakıncası yok. Total’in ilgisini çekecek, Yeşilçam komedisi severlerin takip edeceğini düşündüğüm temiz bir iş olmuş. Ben sürekli seyircisi olmam ama yolu açık, şansı bol olsun.

Böylesine zor bir zamanda yazan ,yöneten, oynayan ve emek veren herkesin yüreklerine sağlık…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.