Yazar: Sinem ÖZCAN

Eveeeetttt, yine ters köşeye yattığım bir bölümün daha sonuna geldik 🙂 Geçen hafta, Itır& Tarık gizeminin bu hafta da çözülmeyeceği kehanetinde bulunmuştum. ( Kendime not: Sen, sen ol Sinem, erken konuşma! Zaman ayarı olmayan horozu hatırla!) Son sahne öyle bir yere gelip bağlandı ki anladığım, bu son viraj… Bu defa aynı hatayı yapmayacağım ve yeni bölüm için temkinli davranacağım, biraz.
20. bölüm fragmanı, bu bölümün mahalleliyi odak alacağının sinyalini vermişti. Gerçekten de öyle oldu. Basit bir karı – koca tartışmasını fırsat bilen Adile ve Münir, hiç vakit kaybetmeden mahalleliyi hızla kutuplaştırmayı başardılar. Tipik insan tavrıdır. Eğer çözülmemiş, içinizde büyüyen bir meseleniz varsa etrafınızda olup biten her şeyi kişisel algılar ve sizle hiç ilgisi olmasa bile bir ucundan onu kendi hikâyenize bağlar, bir şekilde taraf olmayı başarırsınız. Adile ve Münir’de de durum farklı değil… Mahallede ne olursa olsun, sonuç onların birbirleriyle bir türlü bitmeyen savaşlarına varıyor ve aklı, mantığı, tecrübeyi, sükûneti her şeyi bir tarafa itip sorunu sahipleniyor; taraf olmakla kalmıyor o tarafın lideri olmayı da başarıyorlar. Bu kez de Şükriye ve İhsan’ın problemini kendi sorunları hâline getirmeyi başardılar, elbet.
Bu beklenen sonuçtu ama beni şaşırtan yönü, oluşan cephelerdi. Tarık, mahalleye site yapılması meselesinde olduğu gibi yine derinine düşünmeden, kolayca dolduruşa gelip Münir Baba’nın yanında yer aldı da hayret ettiğim İlyas oldu. Her zamanki sağduyusu bu defa müsait bir yerde inmiş ve koltuğunu erkek egosuna bırakıvermişti. Hâlbuki ben onun baştaki tavrını sürdürüp olayın dışında kalmasını beklemiştim. Demek ki ne kadar aklı başında olursa olsun insanın yüreği karıştı mı aklı da yüreğin çalkantısına ayak uyduruyormuş.
İkinci hayret ettiğim isim de Perran oldu. Aslında Perran, daha önce beni müteahhidin ortalığı karıştırdığı bölümde de şaşırtmıştı. Bütün ayarsız ve deli dolu tavrının altında ayakları yere basan ve doğru düşünen bir yapısı var, onun. Her ne kadar bir süreliğine olayın akışı
na uyduysa da yine de Adile’nin estirdiği rüzgâra en geç kapılan ve ondan en çabuk
kurtulan Perran oldu. ( Bu arada unutuldu sanılmasın İlyas ve Emel’e verdiği sözü tutup onları dedikodu malzemesi yapmadığının da farkındayım. ) Perran giderek gözüme giriyor, doğrusu.
Tarihin başlangıcından beri çözülemeyen kadın – erkek kavgasının yine çözümsüz kalacağı belliydi. Çok da uzamadan tatlıya bağlanması da hoş oldu. Yalnıııızzzzz, burada senaristlere küçük değil de koskocaman bir sitemim olacak. Artık kadınları anlatırken “şu futbol cahili” klişesinden vazgeçsek diyorum. Yıl olmuş 2016 ( hatta 2017) kadın taraftarlar; değil ekran karşısında, statlarda cayır cayır boy gösterirken üstelik birçoğu ortalama erkek izleyiciden bile daha iyi futbol bilgisine sahipken hâlâ bizi ofsayttan anlamaz, santra bilmez süs biberleri gibi göstermek biraz ayıp olmuyor mu? Neyse bunu, TOTAL’e selam çakma olarak kabul edip çok da uzatmayayım.
Bu arada Adile’nin oyunculuk yeteneğini anlatırken Münir Baba’nın repliğiyle Yıldız Kenter’e gönderilen selamı da çok sevdim. Gül Onat’ın oyuncu olarak hakkını da teslim etmek lazım. Yıldız Kenter değilse de onun öğrencisi ve hep dile getirdiğim gibi Adile’de çok ama çok başarılı bir profil çıkardığını da söylemeden geçmeyelim.
Bu bölüm benim en sevdiğim isimlerin başında yine Bülent Şakrak vardı. Mahallede olup bitenleri hiç karışmadan ama tepkisini mimiklerine en net biçimde yansıtarak vermesini ayrı; Emel’in karşısındaki o acemi, hafif şaşkın, ürkek hâllerini ayrı seviyorum. Bir yanı bıçkın mahalle delikanlısı, bir yanı çocuksu ve nahif… Ama her iki cephesi de dürüst, dobra ve gerçek… İlyas, çok iyi yazılmış bir karakter… Hatta diyebilirim ki dizinin en sahici karakteri o ama eğer bu denli iyi bir oyuncunun elinde olmasa detayları bu kadar iyi ortaya çıkar mıydı, bu kadar sevilen bir kimlik olur muydu? Sanmıyorum. Mimik ve bakışları iyi kullanan oyuncuyu ayrı bir seviyorum. Bana sorarsanız mimik ve bakış tiyatro sahnesinden çok daha fazla önem taşıyor ekranda… Orda yapılan ufak bir abartı ya da hata, fazlaca büyüyüp göze çarpıyor çünkü. Diğer yandan doğru kullanıldığında da en küçük sahneyi bile keyifle izlenilesi yapıyor. Çok da aşina olmadığım, pek de özdeşlik kuramayacağım bir karakteri alıp evimin oğluna çevirdiği için Bülent Şakrak oyunculuğunu bir başka seviyorum.
Bu hafta en sevdiğim Can Yaman sahnesi; Münir Baba’nın iyileştiğinden habersiz Itır’la eve geldikleri sahneydi. Sevgilisinin babasına basılan delikanlı çekingenliğini ve kaygısını çok duru ifadelerle geçirdi. Ardından konu annesine geldiğinde o tavır yerini saygılı ama rahatsızlığını açıkça ortaya koyan bir biçime dönüştü. Sahne
nin ilk bölümünde duyguyu aktarırken bakışlar hâkimdi, ikinci bölümde ise ses tonu öne çıktı. Öfke içermeyen ama öte yandan rahatsızlığını ve tepkisini hissettiren bir ifade tarzı yakalamıştı, Can Yaman. Kızgın değil, tehditkâr değil ama uyarıyı vurgulayan bir soğukluk içeriyordu sesi ve onu destekleyen mesafeli bir bakış… Itır ve kendisiyle ilgili rahatsızlığını dile getiren Münir Baba’ya ne denli yumuşaksa tavrı, onun annesiyle ilişkisinden duyduğu hazımsızlığı aktarırken o denli keskindi ve bu ikisini çok doğru bir nüansla ayırmıştı birbirinden.
Emel, İlyas ve Itır’la sahilde Şener’le dalga geçtikleri sahne de bu bölüm sevdiğim ikinci sahneydi. O sahnede özellikle İlyas’ın “Sevdiğim kadın yanımda” repliğine Can Yaman’ın verdiği tepki gerçekten çok iyiydi. “Sevdiğim kadın” lafıyla Itır’ın mı Emel’in mi kastedildiğini anlamaya çalışıp her ikisine de hızla bir bakış atarak ardından “sen ne diyon, abi?” tavrıyla İlyas’a dönüşü; Şener’in beynine inen güğümü duyunca Itır’ın uyarılarına karşın bir türlü durmayan gülüşü o kadar doğaldı ki oynamayı unutup olayın karşısında Tarık değil Can Yaman tepkisi verdiğini düşündürdü, nerdeyse bana.
Bu arada söylemeden geçmeyeyim ben Bülent Şakrak ve Can Yaman sahnelerine apayrı bayılıyorum. Bazen bir bakışla, bazen replik paslaşmasıyla çok hoş bir bütünlük çıkıyor ortaya. Frekansları iyi tuttuğundan mı teknikleri birbirine yakın olduğundan mı henüz tam çözemesem de ikili sahneleri bir başka güzel. Birlikte oynadıkları sahnelerde kendilerinin de zevk aldıkları çok belli, belki de o yüzden daha da doğallaşıyor oyunları.
Bölüm sonu; gerçekten de hiç beklemediğim, çok ani bir dönüş oldu, başta da belirttiğim gibi. Bu defa Adile ve Münir’i sevgili olmadıklarına ikna etmeleri çok ama çok zor Itır ve Tarık’ın çünkü Adile bu kez soru sormadı ve “Bunlar sevgili, Münir!” çıkışıyla durumu kavradığını dile getirdi. Bu noktadan sonra artık ustaca bir yalanla ailelerini ikna edebileceklerini pek ummuyorum, açıkçası. Ancak herhangi bir tahmin de yürütemiyorum çünkü hikâyede bir değişikliğe gidilebileceğini de düşünüyorum. Oyuncu değişikliği yerine hikâye değişikliği planlandıysa Itır ve Tarık’ın evlilikleri ortaya çıkmadan bir başka yöne sapabilir olay diye düşünüyorum. Benim gönlüm, bu noktada hikâyenin değişmesinden yana değil, açıkçası ama elbette ki bu kişisel tercih, pek çok kez dediğim gibi yine “Aaaa, böyle çok daha iyi oldu!” demeye de hazırım.
Önümüzdeki hafta, ne şekilde gelişirse gelişsin sürprizlere gebe bir bölüm bizi bekliyor olacak, açıkçası uzun zamandır ilk defa sabırsızlıkla beklediğim bir bölüm geliyor.
Bütün ekibe, emeklerinize sağlık diyor ve gelecek haftayı merakla bekliyorum

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.