Tarık Itır

Yazar: Sinem ÖZCAN

Hangimiz Sevmedik’i tanımlarken hep “kötüsü olmayan dizi” diye adlandırıyordum ama bu bölüm itibariyle nurtopu gibi bir “kötü”müz oldu. Hepimizin gözü aydın. Geçen hafta bölüm sonu tanıştığımız Ali ile bu bölüm fazlasıyla haşır neşir olduk.

Münir’den 20 yıllık intikamı almak üzere mahalleye çıkageldi. Geçmişin detaylarını bu bölüm tam olarak öğrendik. Adile Ali EmelAli, Münir sayesinde mahalleye gelip yerleşmiş. Emel’in annesiyle evlenmiş ama Adile’ye âşık olup bir de üstüne üstlük evli barklı kadına ilan – ı aşk edince mahalleli tarafından sürgüne gönderilmiş.

Belli ki 20 yıl, Ali’de hiç değişiklik yapmamış, mahalleden sürüldüğü günde takılıp kalmış. Ölen karısı da öksüz kalan kızı da onu hiç ilgilendirmemiş ve Münir’den intikam alma fırsatı doğunca ne var ne yok bırakıp gelmiş. Karısını geçtim de kızını hiç düşünmemiş bir adamın aşkına ben inanmam. Ancak gördüğüm o ki Ali, iyi yalancı. Mahalleliyi de susturmayı başarınca bir süre de olsa Yuvacık’ta at oynatacak gibi.

Açıkçası işin o bölümü beni çok da ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren Emel’le İlyas’ı ayırmayı başarmış olması. Yaşananları görüp Emel’e saydıranlardan değilim ben. İlyas’ın sırrı bildiğini öğrendiğimde korktuğum başıma geldi hem de tam aynı noktadan. Emel, İlyas’ın sırrı saklamış olmasından çok, bunu sevgili olduktan sonra söylemeye kalkmasına bozuldu ve kaybettiği de aslında “dostu olan İlyas”a duyduğu güven. Emel’le empati yapınca haksız buİlyas Alilmuyorum, onu. İlk başlarda değil belki ama ne olursa olsun söylemeliydi İlyas. Annesinin yeminini, söyleyememesini anlıyorum tabii ama yine de bu eylem, bu sonucu doğurur diyorum.

Ali’nin Emel’e İlyas’ın tavrıyla ilgili söylediği yalan da tam vaktinde ve iyi hazırlanmış bir yalandı. Yıllardır görmediği babasına yeni kavuşmuş her insan gibi Emel de ona inanmaya dünden razı. İlyas’a kırgınlığıyla babasının “O seni incitir!” yargısı da örtüşünce korkulan oldu ve ayrıldılar ne yazık ki. Bu ayrılık bana kalırsa Ali’nin gerçek yüzü ortaya çıkana kadar da devam eder.

Ben, işte o gerçek yüzün nasıl ortaya çıkacağını düşünmekteyim. Olayı bilenlerden biri patlayacak ama o zayıf halka kim olacak, onu bilemiyorum. Haaa, bana sorarsanız ben Mürvet olmasından yanayım. Babasıyla ilgili gerçeği Emel’e söyleyip olayların fitilini ateşleyen Mürvet olmalı. Böylece Ali’nin Adile’yi tehdidi geçersiz kalır ve Münir’le Adile arasındaki bir engel aşılmış olur. Bu da kaç haftadır dile getirdiğim Mürvet’in izleyici gözünde aklanmasını sağlar. Doğru olan bence bu ama dürüst olayım bu seçeneği zayıf görüyorum. Bakalım, izleyip göreceğiz.

Itır ve Tarık, borç konusunda doğru olanı yaptılar. Münir’in büyük bir işgüzarlıkla “Onun borcu, benim borcum!” havasına girmesine baştan beri gerek yoktu. (O olmasa kahveyi Ali satın alamaz ve çatışma çıkmazdı, biliyorum. Sadece realist bakıyorum olaya) Adile’nin kapı gibi oğlu var. Borç her şeyden önce onun borcu. Münir’den evvel çözüm üretmesi gereken oydu ki zaten de bulmuşlardı formülü. Münir, hesapları ters çevirince Tarık, yapması gerekeni yapıp o parayı geri vermeliydi. Bu olayda beni şaşırtan Adile’nin tavrı. Benim kafamdaki Adile, Münir’den para kabul etmeye yanaşmamalıydı. En azından Münir’in emrivakisi karşısında onun boynuna atılmamalıydı ama Adile bu! Zaten ince düşünse onca parayı kimseye danışmadan elin tefecisinden almaya kalkmazdı.

Bu hafta bölümün yaklaşık üçte birinde izledik tüm bunları. Kalan üçte iki miTarık? Aaaa, soruyor musunuz? Şener, elbette! Bir süredir yine bol Şenerli bölümler izler olduk ve açıkçası benim sabrım çok fena sınanıyor. Uzun süredir yazmıyordum ama bu bölüm dayanamadım. Entrikacı Şener izledik, bitti; hayırsever Şener’i de gördük; sırada düzgün bir işte çalışıp sorumluluk almaya çalışan “iyi” Şener var. Ancak her üçüne de baktığımda hep fazla abartılı, hep fazla uzatılmış ve hep birbirini tekrar eden sekanslar görüyorum. Şener’le ilgili her şey o kadar uzun uzadıya tekrarlandı ki bence tükendi. Ne itfaiyeci Şener’i samimi buluyorum, ne abisini savunan Şener bende “Helal olsun!” duygusu uyandırıyor çünkü biliyorum ki karakter hiç evrilmiyor. Suya yazılan yazı gibi… Bir sonraki bölümde yine başa sarıyoruz. Aslında Şener’e karakter demek de doğru değil, orta oyunundaki gibi bir tipleme o. Komedi onunla sağlanıyor diyeceksiniz bana, ben de bin defa dediğimi söyleyeceğim. Mahalle komik dolu, niye ısrarla tek tipten yürüyoruz ki? Üstelik hiç bölünmeden yekpare Şener sekansları giderek daha da çok bunaltır oldu beni. BMünir Adileir süredir vazgeçmiştim ama yeniden başlayacağım ütü sepetini önüme alıp Şener sahnelerinde sesi kapatıp gömlek ütülemeye ya da hiç yapmadığımı yapıp gününde izlemeyi bırakacağım ve Şener sahnelerini atlaya atlaya 40 dakikada bölümleri bitireceğim.

Bu bölüm benim için odakta Emel vardı ve sahnelerinin tamamında çok başarılı bir Pelin Ermiş izledim. Hele babasının onun için söylediği “buğulu bakışlar” ifadesiyle birebir örtüşen ifadesine bayıldım. Pelin Ermiş, Emel’in gerek babasıyla gerekse İlyas’la sahnelerinde çok iyiydi, acısını, sevincini, öfkesini çok güzel aktardı. Yürekten tebrik ediyorum.

TarıkEmel – İlyas ve Adile – Münir ön planda olunca Tarık’ın biraz geriye çekildiği ve oldukça az Can Yaman sahnesi izlediğim bir bölümdü, bu. Sahne miktarı, pek önemli değil benim için. Söz konusu Can olunca tek sahne bile eğer dolu yazılmışsa ağırlığını koymasına yeter. Bu kez duygusu çok yoğun sahneleri de yoktu. Buna karşın en beğendiğim sahnesi Itır’a Itır’ı anlattığı yer oldu.

Ben onu hep dram tarafı ağır basan, duygusal sahnelerde seviyorum ama hakkını hiç yemeyeyim, mizah içeren sahnelerde de abartısız ve “bak şimdi çok komik bir şey söyleyeceğim ya da yapacağım!” havası taşımayan ince esprili tavrını da çok başarılı buluyorum. Itır’ın tedirginlikten öfkeye geçiş sürecini gözlerinin içi gülerek anlatışı ve kafasına bir şey yemeden kendini mutfağa atışı sıcacık ve çok içtendi.

Aynı tavrı, Ayşen’le diyaloğunda “feda” sözcüğü üzerinden yaptığı espride de yakaladım. Hani bazı insanlar vardır. Sulu ve cıvık değildir ama öyle ince bir mizah duyguları vardır ki o an espriyi yakalayabilirseniz kahkahalarla gülersiniz ama algılayamazsanız, boş boş bakarsınız “Ne diyor, bu?” diye… Ben her iki sahnede de işte o havayı yakaladım ve bayıldım. Aynı hava iki bölüm önce “Fasulye çuvalına gelini tıktım…” esprisinde de vardı o zaman da sadece gülen gözleriyle söylediği o replik ve ona tezat ciddi duruşunun yarattığı tavra bayılmıştım. Benim, komedi oyunculuğunda en haz etmediğim şey abartılı jestler ve lüzumsuz taklitler. Hiçbirine başvurulmadan da sadece kendi sempatikliğini kullanarak da komik ve inandırıcı olmak mümkünmüş, demek.

Fragmana göre Münir, sonunda kızına bir adım yaklaşacak izlenimi edindim. Tahminim doğruysa o zaman, yine dolu dolu Tarık ve dolayısıyla da çok nitelikli Can Yaman sahneleri izleyeceğim demektir. Merakla bekliyorum, önümüzdeki haftayı.

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.