Yazar: Sinem ÖZCAN

İlk kez yazmaya oturduğumda nereden başlayacağımı bilmemenin tedirginliğini yaşıyorum, bu hafta. Açıkçası öykünün “Şener “ kanadıyla hiiiiççççç ilgilenmiyorum ama gerek Adile ve Münir gerek Itır ve Tarık veeee gerekse yavaş yavaş ayak seslerini duymaya başladığım Emel ve İlyas öykünün kafa patlattığım, duygulandığım ya da gülümsediğim yerleri…
Bu hafta, ne zamandır, “keşke olsa” diye zihnimde kurguladığım Emel ve İlyas’la başlayayım diyorum. Dostluktan aşk çıkar mı? Bence çıkmaz… Hele karşındakinin bir başkasına âşık olduğunu biliyorsan hiç çıkmaz amaaaaaa bir türlü kapatamadığın bir aşk yaran varsa karşındakini de en iyi anlayan olursun hâliyle. Emel ve İlyas’ın durumları şimdilik bu… Kaçacak yerleri olmayan iki yaralı yürek birbirlerine sığınmakta buluyorlar çareyi. Şimdilik sadece dostça yemekler, yemekte sohbetler ve yeri geldikçe o yarayı azıcık ucundan göstermeler. Gösterirsin ki karşı taraf biraz merhem olsun. Her ne kadar içini ilk döken İlyas olsa da Emel de yavaş yavaş yüreğini açacak, belli oldu. Bu arada en ilginci de İlyas’ın Ayşen’e âşık olduğu gün, bilmeden acısını unutturup yüzünü güldürdüğü minik kızın Emel olmasıydı elbette. Ben orada bir subliminal mesaj aldım ya dur, bakalım.
Dostluktan aşk çıkmaz diye başladım lafa. Doğru ama aşkın kırıp döktükleri de artık sakin bir liman ve huzur arar. Emel ve İlyas, birbirlerinde aşkı değil ama huzuru bulurlar. Olduğundan başka görünmeden, en doğal hâlinle, ne söyleyeceğini planlamadan içinden geldiği gibi konuşabildiğin hepsinden önemlisi seni anlayıp değer veren biriyle huzurlu ve mutlu yaşarsın. Bana kalırsa Emel’in de İlyas’ın da bir başkasına âşık olma ihtimalleri yok artık eee, o zaman gelsin huzur, gelsin güven, gelsin sükûnet diyeyim, onlar için.


Adile ve Münir cephesinde taşlar yerine oturmaya başlıyor yavaş yavaş. Münir’in saçma sapan evliliğine Adile kendine yakışır bir tavırla koydu noktayı. Laf aramızda Mürvet’le konuşmasında da içimin yağları eridi. Söylenmesi gerekenleri hiç eveleyip gevelemeden dan dan söyleyen Adile’ye helal olsun derken köşeye sıkışınca paşa paşa aradan çekilen Mürvet’e de oh olsun, dedim. Uzun süredir dizilerde kötünün kaybedip iyinin kazanmasına alışık olmadığımdan, bir süre tedirgin oldum elbette, Mürvet ne tezgâhlayacak diye ama anlaşılan konu kapandı. Adile, Mürvet hamlesini kazandıktan sonra sıra geçmişi öğrenmeye gelecekti ve geldi de anlaşılan o ki aradığı cevabı da buldu.
Planının üçüncü adımı gerçeği öğrendikten sonra gidip Münir’le konuşmaktı. Bu konuşma gerçekleşir mi bilemem ama bildiğim onlar için her şey güllük gülistanlık olamayacak. Hesaba katmadığı ve bilemediği çok büyük bir engel var ki o da çocukları…
Öykünün üçüncü ayağı Itır ve Tarık… Anne ve babalarının arasındaki buzlar erirken onların tarafında işler iyiye gitmiyor. Tarık’ın olup biteni öğrenmesi sorunu elbette büyütecek. Üstelik Itır’ı biraz tanıdıysam o Tarık’tan vazgeçerken sorun yok ama Tarık “Bitti!” dediğinde bunu sonsuza kadar büyütecek ve sorun edecektir. Mahallelinin onların evli olduğunu öğrenmesi de işleri karıştıracaktır hâliyle.

Ben, işin Itır ve Tarık boyutuyla ilgiliyim bu noktada. İlk kez sevgileri gerçek bir sınava girecek çünkü. İlk kez, söyledikleri kadar âşıklar mı birbirlerine onu göreceğiz. Bu arada kıracaklar birbirlerini, kıskandıracaklar hatta ama bence olgunlaşacaklar. Kısacası bir süre Araf’ta kalacaklar gibi geliyor bana.
Dizinin benim için en keyifli kısmı yeni başlıyor; yani daha derin, daha gel – gitli ve daha duygusal sahneler izleyeceğiz diye umuyorum.
Dizinin Şenerli bölümleri için kendimce önlemimi aldım. Maillerimle ilgilenmek olsun, ütü yapmak olsun, gazeteleri okumak olsun artık Allah ne verirse onunla meşgul olup Şener’i hayatımdan by-pass ediyorum, ben. Sevenleri keyifle izleyebilir. Ben de huzurla ve keyifle kendi bölümlerimi izleyeceğim.

Hangimiz Sevmedik kurgu olarak iç içe geçen hikây
eleri çok sağlam birleştiriyor. Hem farklı öyküler birbirine iyi bağlanıyor hem geçmiş – bugün dengesi güzel kuruluyor. Karakterler derinleştikçe çok daha iyi olacağını düşünüyorum. Adile ve Münir’de bu derinleşme sağlandı. Ancak Itır’ın iç hesaplaşmalarını çok daha net görmek istedim ben, izleyici olarak.
Gerçekleri öğrenen Tarık’ın da kendisiyle mücadelesini, Itır’dan vazgeçme noktasına nasıl ve niye geldiğini de görmek istiyorum. Bu bölüm, küçük vuruşlar yapılmıştı ama biraz daha keskinleştirilmesi gerek diye düşünüyorum.
Gelelim bölümde en sevdiğim yerlere: ilki gerçeği öğrenen Tarık’ın bir anda değişen tepkisiydi. O ana dek, Itır’ın ağzından güle oynaya laf almaya çalışan Tarık, bir anda buz kesti ve resmen “karardı”. Çok başarılı bir geçiş ve çok doğru bir ifadeyle şaşkınlık, şok ve inkâr duyguları geçti Can Yaman’dan.
Yine de benim en sevdiğim sahne teyzesiyle hesaplaşan Tarık’tı. Her ne kadar kısa kesilmiş ve bölünmüş bir sahne de olsa yine de ben birkaç bakış ve birkaç jestle geçen o duyguyu izlemeyi çok seviyorum, Sevgili Can’da.
“Sen haklısın, boşanalım!” diyen Tarık’ın Itır’a sevgi dolu bakışı ve o cümleyi söylerkenki acısı da izlemeye doyamadığım yerlerdi.
Geçen bölüm “Tarık gerçeği öğrendikten sonra Can Yaman bölümleri başlayacak.” diye düşünmüştüm Bu bölüm kanımı güçlendirdi. Muayenehanedeki sahnede içimden “ Şimdi başlıyoruz!” diye geçirdiğim doğrudur. 9. Bölümde başlangıcın artarak devamını diliyorum. Ben bütün yüzüyle oynayan, bakışlarıyla duyguların altını çizen ve iletmek istediğini en doğru tonu yakalayıp tek hareketle veren Can Yaman’ı izlemeyi çok ama çok seviyorum çünkü.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.