hekimoğlu

YAZAR:Ayça AKMAN

Dürüst olmak gerekirse uyarlama işlere oldukça mesafeli bir seyirciyim ben. Sanırım bunun en önemli nedeni içerik üretemiyor oluşumuzu içime sindirmekte zorlanmam. Bu bağlamda Mucize Doktor beni olumlu anlamda şaşırtıp ön yargımı bir parça kırabilen ilk iş olmuştu. O cesaretle yapımcılığını Karga Seven Pictures’ın üstlendiği sezonun ikinci medikal drama uyarlaması Hekimoğlu’na da şans vermek istedim zira Timuçin Esen’i böyle bir rolde es geçmek olmazdı.

Aslında bir işin orijinal halini biliyor, seviyor olmak izleyici olarak hiç hazzettiğim bir durum değil çünkü olumlu ya da olumsuz mutlaka iz bırakıyor geride, hele ki söz konusu House M.D. gibi fenomen bir diziyse.Tabii ki bu etkiden bağımsız genel bir değerlendirme yapacağım diğer türlüsü haksızlık olurdu ancak tek bir nokta kıyasa açık benim için, o da süreler: Ortalama yayın süresi 45 dakika olan bir diziyi Türk televizyonlarının minimum 120 dakika olan akışına uyarlamaya çalışmanın zorluklarını maalesef net olarak gördük rejide. Hızlı başlayan, derli toplu ilerleyen yapımın son yarım saatte nefesi kesildi ve temposunu iyice düşürerek zaman kazanmaya çalışınca izleyici olarak akmıyor hikâye, algısına kapılmam kaçınılmaz oldu. İlerleyen haftalarda,her bölüm tek bir vakaya odaklanacak işin önündeki en büyük engel de bu olacak gibi görünüyor benim baktığım yerden.

ateş hekimoğluAteş Hekimoğlu her ne kadar üzerine şimdilik fazlaca basılmamış olsa da dahilik sınırlarında sıradışı bir kahraman, pardon anti- kahraman! Bildiğimiz alışageldiğimiz ana karakterlerden çok farklı o, çünkü kusurlu. Sadece bedensel kusur değil elbet bahsettiğim. Psikolojik olarak da tıbbın yardımına ihtiyaç duyabilecek kadar travmalara gömülü fakat bunu kendi içinde, insanlardan kaçarak çözmeye çalışan bir vak’a karşımızdaki.Öfke patlamalarında, hastalara kaba yaklaşımında, sosyal iletişim bozukluklarında, münzeviliğinde, alaycılığında , ulaşılmaz egosunda ve şoke edici espri anlayışında bunu rahatlıkla görebiliyoruz. İsmi çalıştığı hastane için çok değerli olmasa hastane yöneticisi İpek’in kovmak için bir dakika düşünmeyeceği bir insan Hekimoğlu çünkü dikiş tutturabildiği hiçbir yer olmamış şimdiye kadar. Bir dedektif gibi “suçlunun” izini süren, çözülmesi gereken vak’a olarak gördüğü hastaya değil sadece hastalığa odaklanan Ateş’in insanlara değer vermeme ve vicdan sorunu var. Yegâne arkadaşı Orhan ve asistanlarının ağzında somutlaşınca bu gerçek, biz seyirciler de onun hakkında hissettiklerimizin bir sağlamasını yapıyoruz aslında. Hastaların onunla ilgili sorularına cevap verirken “Ateş Bey iyi bir doktordur.” diyen ancak sonuna iyi bir insandırı ekleyemeyen Orhan Yavuz, Ateş Hekimoğlu siz misiniz sorusuna”Allah korusun!” cevabını veren Emre, “Ben doktorum hata yaparsam insanlar ölür!”çıkışını yapan İpek, “Bu adam normal değil” diyen Mehmet Ali  ve hatta “Bastonlu Manyak” haykırışıyla kendini muayene odasının dışına atan hasta  bile hep aynı noktada buluşuyorlar. Hekimoğlu kendisine kurduğu küçük dünyanın tanrısı ve bu dünyada duygulara yer yok!

Tanrı derken mübalağa ettiğimi düşünmüyorum ne de olsa her bir asistanını kaderlerine yön vermek için özel olarak seçen, geçmişlerini didik didik inceleyen, önlerine çıkardığı zorluklarla onlara meydan okuyan, zorlandıklarını görmekten içten içe haz alan bir hekim o. Tabii bu noktada Zeynep ve Mehmet Ali ile başlayan hayat hikâyelerinin diğer karakterlere de yayılarak devam edeceğini görmek zor değil. Güzelliğiyle bir yerlere kolaylıkla gelebilecekken “eşek” gibi çalışmayı seçerek tıp fakültesine giren Zeynep’in bir yarası olduğunu görebilmiş, Ateş Bey. Okuldan dereceyle mezun  Mehmet Ali ise sokaktan biri olduğu, 16 yaşında bakkal soyduğu kısacası kurulu düzene tepki koyabildiği için çekmiş dikkatleri üzerine. Her ne kadar Emre’yi babası istediği için işe aldığını iddia etse de, bir ışık görmese hatır gönül ile iş yapmayacağını az çok tahmin edebiliyoruz Hekimoğlu’nun.

Anlaşılan o ki,”Herkes yalan söyler, gerçekler yalanlarla başlar.” yalnızca bölümün değil Ateş’in de mottosu. İroniktir,hep haklı çıkmaya çalışmakla suçlanan Hekimoğlu bölüm sonunda dostunun bile ona yalan söylemiş olduğu gerçeğini bizzat yüzüne vurmak zorunda kalmasaydı “iyi ki “ dediğim Okan Yalabık, Timuçin Esen ikilisinin harika kimyasını ortaya koyan o küçük ama etkili final sahnesi ortaya çıkmayacaktı. Henüz haklarında hiçbir şey bilmesek de Okan Yalabık benim için onkolog Orhan Yavuz, Ebru Özkan da İpek, tamamım ben. Hekimoğlu’na da ikna oldum,Timuçin Esen’in canlandırdığı eski karakterlere dair bir anı canlanmadı gözümde ki ilerleyen bölümlerde daha da oturacaktır şüphesiz. Ne var ki -şimdilik- genç asistanlardan hiçbir duygu geçmedi bana.Bu ciddi bir handikap ve empati kurulabilmesi için seyirciyle aradaki bu bağın tez elden sağlamlaştırılması  gerektiği kanaatindeyim.

Hekimoğlu tarzı medikal dramalarda kurulan dünya genelde tek tiptir,çok da büyük bir farklılık beklemeyiz. Acile hasta kabulü, tetkikler ve doktor müdahalelerinde gerçeğe olabildiğince yakın olmak, abartıya kaçmamak, çok bariz bir hata yapmamak asgari müştereklerdir. Rejide böyle bir kusur çarpmadı gözüme, araya serpiştirilen anatomik animasyonları da beğendim.Yalnız benim gibi türe aşina olanlar için değilse bile genel izleyici için, kullanılan tıbbi terimlerin biraz ağır gelebileceğini söylemeliyim. Ha, anlaşılsın diye beraberinde açıklamasını da yapıyoruz denirse başımla beraber, ben de seyirci zamanla alışır inşallah der, susarım. Ara müzikler de gayet etkiliydi, özellikle Hekimoğlu’na atfedilen ana melodiyi oldukça karakteristik, akılda kalıcı bulduğumu söylemeliyim. Ben kesinlikle birkaç bölüm takip edeceğim ancak totale hitap eder mi orada şüphelerim var.Her ne kadar orijinalindeki sert köşeleri biraz yumuşatılmış olsa da Ateş Hekimoğlu total izleyicisinin hemen bağrına basıp sevebileceği sıradan bir karakter değil. “Böyle bir doktorunuz olsun ister miydiniz?” sorusunu hiç düşünmeden “Teşhisi doğru koysun da nasıl olursa olsun!” diye yanıtlardım ben amma günün sonunda çok da  normal sayılmam. Hekimoğlu her kesime kendisini sevdirebilir mi, empatik olabilir mi bunu ancak zaman gösterecek. Ama elbette türün meraklıları ve castı sevenler daimi takipçisi olacaklardır düşüncesindeyim, yolu açık şansı bol olsun!

Yazan ,yöneten, oynayan ve emek verenlerin yüreklerine sağlık…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.