Yazar: Ayşe KUTLUHAN

‘’Kimsenin canı yanmasın diye polis olursun, en çok senin canın yanar. Kimse ölmesin diye polis olursun, gider senin en yakının ölür. Millet mutlu olsun diye herkes birbirini sevsin diye polis olursun, en sonunda kimse seni sevmez. ‘’

Sadri Hoca’nın öldürüldüğü sahnede bırakmıştık, geçtiğimiz haftayı. Bu hafta yine Sadri Hoca’nın kalbe dokunan bu cümleleriyle buruk bir şekilde açmış olduk yeni bölümü. Barca, Demiray tarafından ellerinden tavana asılı ve baygın bir şekilde karşımıza çıkarken bilinçaltında karısı Seren’in cenazesinde buluverdik bir anda kendimizi. O kadar dönüp dönüp izlenesi bir sahneydi ki Barca ağladıkça gözyaşları benim içime akıp gitti sanki. Onun kalbindeki yangın, benim vücudumun her zerresini yakıp geçti diyebilirim size. Sadri Hoca’nın ‘’Barca’m, oğlum… Barca’ma günah.’’ dediği yerde, içindeki o çaresizliği, bütün benliğimde hissettim adeta.

Baba sadece gen aktaran biri değildir, bu hayatta. Aynı zamanda sahip çıkan, öğreten ve yol gösterendir, her daim. Sadri Hoca; MKC ve Barca için hiçbir zaman sıradan bir meslek öğretmeni olmamış. İkisini de bir baba edasıyla korumuş, kollamış ve bildiği ne varsa üzerine fazlasını da katarak öğretmeye çalışmış. Bir baba, evladına yetersiz kaldığını gördüğü anda kendinden vazgeçer, benim nazarımda. Bundan dolayı karısının ölümüyle ‘’Bana her şeyi öğrettin hocam, bununla nasıl yaşayacağımı öğretmedin.’’ diyen Barca’ya, diyecek bir şey bulamayan Sadri Hoca ‘’Öğretemeyen, hoca olamaz!’’  diyerek, emekliliğini istemekle yetinebiliyor sadece ve akabinde parmağındaki yüzüğünü çıkartıp Barca’ya vermeyi uygun görüyor.  Sadri Hoca, Barca’nın içindeki intikam ateşinin kendisine zara vermesinden korktuğu için Barca’nın karısının katillerini MKC’ye emanet ediyor, cenazede.

Sadri Hoca’nın yüzüğünün, sıradan bir yüzük olduğunu düşünmüyorum açıkçası.  Hatta yüzük, Feridun Barca ve Sadri Hoca’nın ortak geçmişine dayanan bir mesele bile olabilir.  Sadri Hoca’nın ölmesi, ikisinin arasında olan bu meselenin de toprak altına gireceği anlamına gelmiyor kesinlikle. MKC ve Barca neyse, bana göre Feridun Barca ve Sadri Hoca’da aynı. Aralarındaki bağın nefret olduğunu asla kabul etmiyorum. Her ne kadar Sadri Hoca’nın, Feridun Barca yüzünden, Mert’in düğününe dahi gitmediğini öğrenmiş olsak da bir insan nefret edip kin beslediği birinin kanından olan birini bu kadar evladı gibi sahiplenmez diye düşünüyorum açıkçası. Belki tatlı bir rekabetin inada sürüklediği bir şey vardı, ikilinin arasında. Bunu da ilerleyen bölümlerde göreceğimize inanıyorum.

Geçtiğimiz bölümde yer verilen ve bu bölümde de devam edilen bir ‘’Ahsen’’ vak’amız mevcut. MKC, Barca ve hatta Demiray’ı dahi ilgilendiren gizemli bir kadın, Ahsen. Kurguda önemli bir yer edindiğine inancım sonsuz. Ancak onun eski bir sevgili veyahut herkesin âşık olduğu ortak bir kadın olduğunu düşünmüyorum asla. Zira MKC ve Barca’nın eşlerine olan sevgilerini gördüğümüzde, söz konusu kadının, onların zihinlerinde bu kadar arsızca kalacağına inanmıyorum. Hatta Ahsen’in, MKC ve Barca’nın akranı olduğuna dahi inancım yok artık. Ahsen, büyük bir gizemle geldi oturdu kurgunun başköşesine. Ben onun MKC ve Barca’dan ziyade, Feridun Barca ve Sadri Hoca’nın arasındaki husumeti tetikleyen bir kadın olduğunu ve onların akranı olduğunu düşünmeye başladım diyebilirim. Dahası Feridun Barca’nın, Sadri Hoca’nın evinde bulduğu okul yıllığında, Ahsen’e yönelik bir şeyler bulacağımıza da inanır oldum. Bununla kalmayıp Demiray’ın polis kolejinden atılmasının sebebini de Ahsen’e bağlamak gibi bir deli düşünceye girdim. Sadri Hoca’nın cenazesi henüz defnedilmedi. Bir umut belki Ahsen’i orada görebiliriz diye düşünmeden kendimi alamıyorum.

Biraz da Yağmur ve MKC’ye değinmek istiyorum: Açıkçası “Çift olarak içine kim işledi?” diye soracak olursanız “Favorim kesinlikle, Mustafa Kerim Can ve Yağmur!” derim, hiç düşünmeden. Aralarındaki bağ o kadar güzel ki ‘’Ne seninle, ne de sensiz!’’ dedirtiyor insana ve onları izlerken o sevgiyi, gözlerinden tut da ses tonlarına kadar hissediyorum ben. Bunda hiç kuşkusuz ki Öykü Karayel’in payı çok büyük, Yağmur’u yaşamayı çok iyi beceriyor. Ses tonundaki buğulu o ton yetiyor sanırım buna.

Bu bölüm Yağmur’a kızgınlıktan ziyade, ona en az MKC’nin kırıldığı kadar kırgınım diyebilirim. Bir hukuk kadını olarak, MKC’nin kaçışına asla destek olmayabilir ama köstek de olma be kardeşim! Sen de çok net biliyorsun; bu davadan öyle ellerini, kollarını sallayarak kurtulamazlar. Tuzak, o kadar planlı işlenmiş ki senin Yüksel abinden bin tane olsa gerçeği asla gün yüzüne çıkartamaz! Zira ben onun MKC ve Barca’ya inandığını da düşünmüyorum zaten. Bunu koydum bir kenara; eski kocan daha rahat kaçsın diye -ki sana hâlâ deli gibi âşık- sana asılan bir adamın arabasını almasını önermenin ne kadar abes olduğunun farkında mısın, acaba? Hiç kusura bakmayın! O kadar itici geliyor ki adam bana, ismini dahi hatırlamıyorum, o derece. Tarafım belli Yağmurcum, MKC’cim seni affedene kadar ben de seni affetmeyeceğim. Sen dua et küçük MKC’ye, o var diye seni idare ediyorum.

Nilüfer ve Barca arasındaki buzlar, Nilüfer’in Barca’nın onu korumak için cafeye kilitlediğini öğrenmesiyle bir nebze olsun eriyor bu bölüm. Barca’nın onu korumaya çalıştığı hâlde bunu ona neden söylemediğini sorgulayan Nilüfer’e, ben ekran başında cevap verirken buldum kendimi: Karısını koruyamamış bir adam, seni korumak istediğini, nasıl kabul edip dile getirsin ki? Utanırdı bundan. Tabii ki sen Barca’nın bu taraftaki yangınından bihabersin. Öğrendiğinde, bu soruna cevabını kendi kendine vereceksin diye düşünüyorum.

Bu bölüm beni derinden etkileyen bir diğer konuysa babasından sonsuz destek alan Barca’ya karşı, tek tabanca bankta sabahlayan MKC oldu. İçimde bir şeyleri o bankta MKC ile bıraktım diyebilirim aslında. ‘’Sen şanslısın, ben hayattayım. Ben babamı kaybettiğimde, senden küçüktüm.’’ diye oğluna teselli vermeye çalışan Mustafa Kerim Can’ı kalbimin neresinde taşıyayım, bilemedim açıkçası. Belki sen çok küçük yaşta kaybettin babanı, belki o geceyi çok yalnız geçirdin, belki Feridun Barca gibi seni koruyup kollayan bir baban olmadı hiçbir zaman hayatında ama emin olduğum bir şey varsa o da en az Feridun Barca kadar fevkalâde bir baba olacaksın çocuğuna. Bundan hiç şüphem yok. Baba rolündeki Kerem Bursin’e kalbimi aşırı kaptırdım. O kadar güzel ki seyretmelere doyamıyorum.

MKC ve Barca, bir şekilde kendilerini aklama yolunda büyük bir adım attılar. Birbirlerine zıt iki deli komiser: MKC ve Barca. Fakat her ne kadar anlaşamasalar da el ele verdiklerinde aşamayacakları engel yok gibi. İbrahim Çelikkol ve Kerem Bursin’in müthiş bir uyum sağladıkları aşikâr. Onları seyretmek bana oldukça mutluluk veriyor.

 

Genel Notlarım:

  • MKC’nin Semih’e asansörde silah doğrulttuğu sahnede kesilmişti bölüm. Açıkçası Semih Karan o kadar zeki ki onun orda bir manevra yapıp kurtulacağını düşünmedim değil. MKC’nin de zekâsının ondan kalır yanı yok zaten. Adam, Polis Genel Müdürlüğü’nün beyni olma yolunda ilerliyor, malum. Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar misali Semih Karan bir kez daha kurtulmayı başardı, MKC’nin elinden. Bununla yetinmedi, Demiray’ın elinden de çok zekice kurtulmayı başardı. Adam zehir… Ben, Demiray tarafından ölüm emri verilse de Semih Karan’ın ayrı bir cephede olacağına inanmıyorum açıkçası. Ne yapıp edip Demiay’ın yanında bulunmak için çok önemli bir hamle yapacaktır muhakkak.
  • Demiray’ın babasına dair kafamda soru işaretleri var, açıkçası. Aşağı yukarı Feridun Barca ve Sadri Hoca ile akran gibiler. Aralarında herhangi bir bağ olma olasılığını düşünüp duruyorum ancak bunun için bir tahminde bulunmam biraz zor gibi. Bu bölüm öğrendiğimiz yeni bir şeyse Demiray’ı babasının polis kolejine yazdırdığı oldu. Bunun sebebi ortada: Kötü polis yetiştirmek ve kanunsuz işlerini en uygun bir şekilde yoluna koymak. Yani Demiray, evvelden kötü yetiştirilmiş, sonradan kötü olmamış.
  • Son olarak sergilenen sahnelerdeki oyunculuklara değinmek istiyorum: İbrahim Çelikkol ‘’Sen dev bir oyuncusun!’’demekten kendimi asla alamıyorum. Şayet her yorumumda bunu dile getirmezsem ona çok büyük bir haksızlık yapacakmışım gibi geliyor bana. Karısının mezarının başında ağlayan Barca’ya mı yoksa kolları bağlıyken kendinden geçen Barca’ya mı değinsem. Dramı bu kadar yüklü sahnelerin üstesinden çok çok rahatça geldiğine binlerce kez şahit oldum ben, İbrahim Çelikkol’un bomba sahnesinde yarattığı komedi, takdire şayan. Sen hep oyna, biz hep seyredelim diyorum. Emeğine binlerce teşekkür…
  • Bir diğer teşekkür de Kerem Bursin’e gelsin! Dizi başlamadan önce en büyük tereddütlerim ondan yanaydı. Ancak o kadar güzel MKC oldu ki az zorlasa Barca’nın bendeki yerini alıp tahtımın başköşesine oturacak gibi duruyor. Çok sevdim ve çok da sevmeye devam edeceğim sanırım.
  • Muhteşem İkili’de henüz yolun başında olunmasına rağmen, her oyuncu karakterini müthiş bir şekilde sırtlanmış bir vaziyette. Sevgili Engin Şenkan’dan o kadar sıcak bir Feridun Baba olmuş ki o Barca’ya sarıldıkça kollarını kendi üzerimde hissediyorum adeta. Volkan’ından tut da Meto’suna kadar her bir karakter çok güzel doldurmuş kurguda yerini. Bu işe gönlünü veren herkesin emeğine sağlık diyorum.

Haftaya Çarpışma dizisinin de perşembe gününe oturmasıyla gün daha da kalabalıklaşmış olacak. Bu da reyting listesini oldukça zorlayacak gibi. Dilerim bütün projeler reytingden ortak pay alır ve kimsenin emeği boşa gitmemiş olur. Yeni bölümde görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.