Yazar: Janet Mayragül ÇORLU

Geçtiğimiz haftayı canına kıymaya hazır, silahını şakağına dayamış Züleyha’da bırakmıştık. Çaresiz, ümitsiz ve karanlığın içinde kayıp Züleyha, kendi eliyle kendine kıymaya hazırdı. Öyle bir noktaya geldi ki arkasında bebeğini bırakacağını, aslında kurtarmak istediğine en çok zararı vereceğini düşünemedi bile. Demir’in ve Hünkâr Hanım’ın oyunları altında ezilmiş, ne yapacağını bilemeyen Züleyha’yı zor günlerin beklediğini bilerek, içim buruk başladım, bu haftaki bölüme.

Minicik kuzusu elinden alınmış, eli kolu bağlı Züleyha, yavrusunun nerde olduğunu bilmeden gözyaşları içinde boğularak yalvardı, yakardı Demir’e. “Beni böyle mi seviyorsun, bu mu sevmek, işkence ederek?” Demir, kendi aşk anlayışı içinde Züleyha’yı çok seviyor. Onun için dünyaları yakar. Bu aşk, o derece bencil ki, Züleyha’nın duygularının Demir için bir önemi yok gibi. Demir aşkının karşılıksız olduğunun farkında, bu yüzden de, Züleyha’yı yanında tutmanın tek yolunun bebeği olduğunu biliyor. Züleyha ya bebeğini bırakıp gidecek, ya da bebeğiyle birlikte Demir’in karısı olarak yaşayacak. Bir ananın yavrusuna olan sevdasının, aşk sevdasından ağır basacağını biliyorsun, Demir. Her zamanki gibi kozlar senin elinde, Züleyha şimdi kuvvetsiz, başka çaresi yok ama bu anne, yavrusuna sahip olduktan sonra, kendi de güçlenecek. Kedi, aslana dönüşecek. Bu zaman alacak, sabır Züleyha. Şimdi gözlerini eğerek boynun bükük onların karşısındasın. Sabır kuzum, senin de günün gelecek; başın dik, ikisinin de gözlerinin içine bakarak sana ve bebeğine yapılanların intikamını alacaksın. Hilal Altınbilek, Züleyha’yı çok iyi giyiniyorsun. Emeğine, yüreğine sağlık!

Gülten, Gaffur’un kız kardeşi, ile ikinci bir intihar teşebbüsü sahnesi yaşadık bu hafta. Yılmaz’a gitmesin diye  geçen bölümde Gülten, Gaffur tarafından hayvan gibi ahıra kapatıldı; bu hafta da dayak yedi,  daha sonra da istemediği biriyle evlendirilmeye zorlandı. Dayağın çözüm olduğunu düşünen eller kırılsın diyerek devam edeyim. Gülten’in hayatının iyi olacağına dair hiç bir umudu kalmadı. Umut hayatı yaşanabilir kılan önemli bir öge. Bir insanı yok etmenin yolu, onu umutsuz hissettirmek. Gülten’in intihara gidiş sahnesi, içimi lime lime etti. Yaşama umudu elinden yazmasının kaydığı gibi gitti. Gülten’in  gözlerindeki acı, öyle içime dokundu ki kurtulacağını tahmin etsem bile kaldım o sahnenin içinde. Sevgili Selin Genç, emeğine sağlık.

Çukurova, yeni Ağa’ya ve yeni yöntemlere gebe. Yılmaz, Demir’in ilk günden beri kendi topraklarında, fabrikalarında yapmak istediklerini kısa sürede kendi arazilerinde uygulamaya koydu. Bunu yaparken de Çukurova Ağa çevresine ve ırgatlarına nasıl bir Ağa olacağını açık bir şekilde gösterdi. Yılmaz Ağa, ırgat değil işçi çalıştırıyor, onların emeğine, sağlığına, güvenliğine itinayla hem de. Yılmaz, kibirsizliğini, işçileri ile aynı yemeği, aynı sofrayı paylaşarak gösterdi. Karşımızda Demir’in yönetim modeline tamamen zıt bir model var. Yılmaz “Ben işçimi, eğitirim, karnını doyururum, güvenli tutarım; onlar da üretken olur, hep birlikte kazanırız.” derken, Demir çalıştırdığı insanları, kendi mal varlığı olarak görmeyi aşamamış, kibirli, öfkeli, acımasız bir yönetim modeli çiziyor. Yılmaz Ağa, insanlığıyla, temiz kalbiyle Çukurova’yı büyülemeye başladı. Yılmaz, Demir Ağa için amansız bir rakip olacak.

Demir’e, huğlardaki ırgatların Yılmaz’ın peşinden gittikleri haberi, birkaç hafta önce gözüme çarpan, bu kadında bir iş var dediğim karakterden geldi. Seher, haberinin karşılığında ödülünü aldı. Demir, Seher’i iyi bir süzdü. Bu süzüşün anlamını açıklamama gerek yok. Seher, Demir Ağa’ya yok demez, diyemez ama bu kadın saf değil. Demir’in başına iş açabilir. Bekleyip, görelim.

Şermin, bu hikâyenin kötü mayası çok olanı; kötünün karşısına daha da kötüsü çıkarsa az kötü, kurban konumuna düşüyor. Şermin de Veli’nin kurbanı. Şermin, sen kötü, üstelik de safmışsın. Görmüyor musun, Veli’nin giyimini, tavırlarını, bakışlarını. Bu adam, dolandırıcı, yalancı ve iğrenç bir mahlûk, tepeden tırnağa. Yoksa Şermin ve Veli, tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş atasözümüzün canlandırılması mı?

Fekeli ile Yılmaz ne güzel anlaşan bir baba ve oğul oldular. Fekeli’nin öğütleri, Yılmaz’ın zaten temiz olan kalbini ferahlatıp aklını daha da keskinleştiriyor. Yılmaz Fekeli’nin öğütleri sayesinde Züleyha’sına kavuşabilecek. Ne güzel söyledi “Sözün kıymetini ‘lal’ olandan, ekmeğin kıymetini ‘aç’ olandan, aşkın kıymetini ‘hiç’ olandan öğren!” (Şems-i Tebrizî). Yokluğu yaşayandan öğrenmek, dinlemek, söylenene saygı duymak ve onu hayatında tatbik etmek. Fekeli, yokluğu yaşamış bir insan. Oğluna hayatta acıyla öğrendiği dersleri; sabırla, sevgiyle aktarıyor.

Beni en etkileyen sahne, Hünkâr Hanim ile Yılmaz’ın hangardaki sahnesi oldu. Hünkâr Hanım tüm acımasızlığı ve yalanlarıyla Yılmaz ile konuşmaya geldi. İki karakter de karanlıktalar. Hangarın karanlığı iki karakterin de ruh hâlini yansıtıyor. Hangarın karanlığı, yalanları, tereddütleri saklıyor. Yılmaz, sevdiği kadının içinde bulunduğu çaresizliğinden bihaber, Züleyha için birçok acabalar var kafasında; acaba Züleyha parayı aşkına tercih mi etti, beni sevmiyor mu artık…

Hünkâr Hanım ise söylediği yalanlarla karanlığın içinde. Kendisini, oğlunun saadeti ve güvenliği için her şeyi yapabilecek bir anne olarak görse de bu yalanları er geç ortaya çıkacak. Hünkâr Hanım, kendisi bu kadar kolay yalan söyleyebilen, acımasız bir insan olarak oğlunu da pek farkı yetiştirmemiş gözüküyor. Vahide Perçin ve Uğur Güneş harikaydınız. Murat Hoca, görüşünüze sağlık.

Hünkâr Hanım bastıra bastıra Züleyha ile ilgili üç yalan söyledi, her yalan, Yılmaz’a bir hançer gibi saplandı. Züleyha; Demir’e âsık, isteyerek evlendi, birlikte çok mutlular. Yılmaz’ın canı iyice yanardı duyduklarından ama artık Hünkâr Hanım’ın ne kötülüklere kadir olduğunu, onun nasıl bir canavar olabileceğini, deneyimlerinden birinci elden biliyor. O yüzden de Züleyha’nın, gelip gözlerinin içine bakarak tek tek bunları söylemesini, ancak o takdirde inanacağını söyledi. Sözler; acımasız, duygusuz, kırıcı olabilir, gerçek duyguları maskeleyebilir ama gözler ruhun aynası, gönle açılan pencere gibiler. Gözler kolay kolay yalan söylemezler.

Züleyha’nın işi çok zor. Yavrusuna kavuşabilmek için aşkına ihanet etmek, onu artık sevmediğine ikna etmek zorunda. Demir; Züleyha’yı, Yılmaz’a göndermeye razı oldu, başka çaresi olmadığını biliyor. Züleyha’yı takılarına kadar kendi giydirmesi de Yılmaz’a bu kadın benim Züleyha’m, benim karım, senin bildiğin Züleyha artık yok mesajı. Bakalım bu kendisine sunulan  Züleyha’nın gerçek olmadığını, gözlerinden anlayabilecek mi?

Dekor, kostüm ve şarkılar bizleri 1970’lere götürüyor her hafta. Ben Erol Evgin’i “İşte Böyle Bir Şey” şarkısı ile televizyonda seyrettiğimi çok iyi hatırlıyorum!

 

Emeği geçen herkese candan teşekkürler.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.