Yazar: Ayşe KUTLUHAN

Bazı projeler vardır ki konusuyla izleyiciyi etkisi altına alır ve merakla beklettirir kendisini, bazılarıysa konuyu kenarda bıraktırır ve direk oyuncu kadrosuyla kadrajına girer insanın. Muhteşem İkili de benim için öyle oldu: İbrahim Çelikkol adını duyduğum ilk anda gözlerimden kalpler çıkmaya başladı dersem, asla abartmış olmam. Zira kendisi benim en sevdiklerimin arasında ilk ikide yer alıyor. Önüme ne koyarsa koysun, hiç tereddüt etmeden seve seve seyredebileceğim ve çok değer verdiğim bir oyuncu kendisi. Sorumluluğunu aldığı karakteri müthiş bir şekilde giymesi ve karakteri adeta yaşaması yetiyor zaten onu iştahla seyretmeme.

Cast derinleşip ardından Kerem Bürsin’in adı kulağıma çalındığında içimdeki heyecan biraz daha katlanmadı değil. İki başrol erkek oyuncunun böyle bir komedide nasıl duracağını hayal ettim kendimce ve ardından tam puan verdim. Tamamen “muhteşem bir ikili” olabileceklerine kanaat getirdim. Bölümü seyrettiğimde de asla yanılmadığımı anlamış oldum zaten. Yanlarına Öykü Karayel’in her rolün hakkını sağ salim verebileceği oyunculuğu eklenince ‘’Hah!’’ dedim,  ‘’Artık tadından yenmez bu dizi; gülmeye hazırlanın, Muhteşem İkili izleyicileri.’’ diye kendi kendime söylenmeden edemedim.

Yabancı dizi ve filmlerle hiç aram yoktur aslında. Bu yüzden, Muhteşem İkili’nin orijinaline dair pek bir fikrim yoktu. Ancak uyarlama söz konusu olduğunda dizi kadrajıma girdiği anda muhakkak orijinallerini açıp şöyle bir kolaçan ederim. Muhteşem İkili’nin ilk bölümünü seyrettikten sonra orijinaline de bir göz gezdirdim dolayısıyla. Karakterlerin doğru analiz edilmesinden tut da konuyu ele alış biçimlerine kadar enfes bir yol izlenmiş ilk bölümde. Devamında da bu tadı bozmadan ilerleyeceklerine inanıyorum açıkçası.

Şöyle bölümden biraz bahsedecek olursak: Açılışı Anadolu Yakası’nın en deli, en gözü kara ama en halktan komiseri, namı-diğer Barca’yla yaptık. Namına yakışır bir şekilde boğazın ortasında, patlamasına saniyeler kalmış bir gemiye korkusuzca dalmasıyla ta en baştan kendini resmî bir şekilde tanıtmış oldu bize. Mahallede on yaşındaki çocuğun bile ‘’Barca’’ diye seslendiği sıcak bir karakter, Mert Barca. Korkusuzluğu kendi özünde var olsa da eşini kaybetmesinden sonra sınırsız bir mertebeye ulaşmış belli ki. Kendisini, karısının ölümüne sebep olanlardan intikam almaya adamış ve kaybedecek başka bir şeyi kalmadığına inanmış. Patlamasına beş saniye kalmış bir bombanın üzerine atlaması da bundan olsa gerek. Bütün bu korkusuzluğunun altında en çok çekindiği ve en çok korktuğuysa hiç şüphesiz ki eline aldığı ayakkabısıyla, yalın ayak ve sessizce görünmeden kaçtığı, emekli emniyet müdür babasıydı.

Anadolu Yakası’nın Barca’sı deli olur da, müdürü olmaz mı?  Hemen akabinde, Barca’nın yaptığı çılgınlığı takdir ederek ona sarılan ama sonrasında hiç düşünmeden ‘’Yarın ilk işim seni teşkilattan kovmak olacak!’’ diyen Yüksel Müdür’le tanıştık. Zafer Algöz’ü birçok karakterde seyretmişimdir. Muhteşem İkili’de de cast süper çalışmış ve ona cuk oturan bir karakter sunmuş adeta. Deli bir ekibi ancak onlar kadar deli bir müdür çekebilirdi zaten.

Çok geçmeden Avrupa Yakası’nın afilimi afili, fazlasıyla mükemmeliyetçi ve aşırı kontrol manyağı, yine en gözü kara komiseri MKC ile tanıştık. İsmi adeta unutulmaya yüz tutmuş, eski karısı tarafından bile MKC diye seslenilen, en az Barca kadar gözü kara bir komiser, Mustafa Kerim Can.  Nereden geldiği bilinmeyen servetiyle kendi kardeşi ve eski karısı dâhil olmak üzere akıllarda soru işareti bırakan bir karakter. Herkesi ve her şeyi kontrol altına almaya çalışıp (bunu hiç istemese de) onları kendinden uzaklaştırırken bir tek oğlunu mükemmel bir şekilde kendine benzetmeyi başarmış, Mustafa Kerim Can. Junior MKC seyrettim resmen ve ona kalbimi ta ilk bölümde bırakmış oldum. Söylemesem içinde kalır: Kerem Bürsin’in kucağında çocuk çok çok güzel durmuş. Yaniii!!! Tabii ki MKC’ye de yakışmış olabilir babalık, orası ayrı bir konu. Bölüm boyunca Yağmur ve MKC’nin tatlı atışmalarını seyrettik. Birbirlerini hâlâ sevdikleri aşikâr; görünen o ki bu atışmalar çoğaldıkça ikili daha izlenir hale gelecek.

Barca ile MKC’nin arasındaki husumet, kolej döneminden kalsa da sebebine dair net bir şey verilmedi bu bölümde. Aslına bakarsanız aralarındaki, nefretten ziyade rekabet duygusu gibi geldi bana. Hep en iyi olmaya çalışmışlar ama başaramamışlar; her zaman eşit kalmışlar belli ki. Biri Avrupa’da, diğeri Anadolu’da en iyi olarak kalmış ve bir araya gelmemişler; ta ki ‘’Deniz Kızı’’dosyasına kadar. Barca’nın karısının ölümüne dayanan bu olayda, Barca’nın Yüksel Müdür tarafından dosyadan alınması ve dosyanın MKC’ye verilmesi aradaki rekabeti bir hayli körükledi. Ancak Barca bu, durması ve kendini geri çekmesi mümkün değildi elbette.

Kazanılmış ama yarım kalmış bir çatışmanın içinden, kilit adamı ellerinden kaçırarak çıktılar, MKC ve Barca. Onlar, ele geçirdikleri gemi için yarım da olsa zafer kutlamaları yaparken diğer taraftan güçlendirdikleri Demiray’ın farkında bile değillerdi. Sadece bir gecede, hem Barca’nın hem de MKC’nin demir parmaklıkların ardına girmesine sebep olacak kadar güce sahip olduğuna şahit olduk, Demiray’ın. O kadar sistematik bir şekilde sıyrıldı ki işin içinden, MKC ve Barca’nın üzerine yıktığı suçlara teşkilattan kimse ‘’Yapmaz.’’ diyemedi. Nitekim ortada nereden geldiği bilinmeyen bir servet vardı, Mustafa Kerim Can’a ait; ve kendini karısının katilini bulmaya adayan, bulduğunda da öldüreceğine emin oldukları bir Mert Barca vardı. Kaçınılmaz son: Avrupa Yakası’nın ve Anadolu Yakası’nın en başarılı iki komiseri hapishanede.

Genel Notlarım:

  • Nilüfer, en hassas yerinden girdi Barca’nın hayatına: Karısıyla yaşadığı ve karısını kaybettiği evde… Esasında girdiği yerden belli etti kendini, nereye konumlanacağına dair. Barca’nın yarası olan yerde zamanla ona merhem olacak muhtemelen. Aralarındaki tatlı atışmalar hiç kuşkusuz ki zamanla daha izlenilir hâle gelecektir. Barca’nın, MKC’nin küçük kardeşi diye nitelendirdiği kadının, bir zaman sonra kalbindeki en büyük olacağından hiç şüphem yok. İki karakter birbirlerine bu kadar zıtken Nilüfer ve Barca nasıl olacak, bekleyip görelim. Ayrıca Nilüfer ve MKC’nin itiş kakış kardeşlik ilişkisini de çok sevdim.
  • MKC’nin takıntıları birçok insana fazla gelse de ben çok sevdim. Bütün mimiklerine kadar ‘’MKC budur.’’ diyebilirim gönül rahatlığıyla. İbrahim Çelikkol’la müthiş bir ışık oluşturmuşlar. Sadece ikisi için bile seve seve izlenebilecek bir proje olmuş adeta Muhteşem İkili. Yan karakterlerin isimlerini akılda tutmak biraz zaman alacak büyük ihtimal. Ancak gönül rahatlığıyla diyebilirim ki her biri müthiş renk katmış projeye.
  • Asla göz ardı edemeyeceğim ve söylemekten de bıkmayacağım bir şey varsa, o da İbrahim Çelikkol oyunculuğudur. Her projesini soluksuz izlediğim ancak Ferhat Aslan’a tam anlamıyla ruhumu bıraktığım bir oyuncudur kendisi. İnsan, ister istemez seyretmeye başladığı her projede en çok etkisi altında kaldığı karakteri arıyor oyuncuda. Hemen hemen her karakterde seyretme şansımız oldu bizim İbrahim Çelikkol’u; son oynadığı karakter ne kadar ciddiyse Barca karakteri bir o kadar şen şakrak ve komik durdu yanında ve çok da başarılı oldu komedide. Oldukça güldüm, oldukça eğlendim Barca sahnelerinde. Benim içimde tarifi zor bir sevgisi var İbrahim Çelikkol’un; ikinci çocuğum diyerek sevdiğim, desteklemekten zevk duyduğum bir oyuncu. Yolu bahtı açık olsun. Fazlasıyla seviliyor.

Birbirinden zıt iki komiser, Barca Ve MKC: Yaşadıkları ortamlarından tut da, giyimlerinden kuşamlarına; yediklerinden içtiklerine kadar. Bir o kadar da deli. Bu sezon onları izlemek çok çok iyi gelecek hepimize. Gelen reytingler herkesin yüzünü güldürdü muhtemelen. Bu kadar dolu bir günde savaş verip kendini net bir şekilde gösterdi, Muhteşem İkili. Haftaya daha iyilerini görmek dileğiyle. Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık.

Sevgiyle kalın.

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.