YAZAR: Şeyma BULUT

Geçen hafta Akın’ın Sancar’ın elinde olduğunu ve ne olursa olsun intikamdan vazgeçmediğini öğrenmişti, Nare. Aradan geçen sekiz sene Sancar’da birçok değişikliğe sebep olsa da o hâlâ aynı adam. İçinde yanan ateşin yönü değişse de bir türlü sönmedi. Fark edemediğiyse şu: O içindeki ateş artık kendisini değil, etrafındaki herkesi yakıyor. En çok da her şeyden bihaber olan kızını.

Nare, kendinden geçeli uzun zaman oldu. Tek savaşı kızı için artık. Melek’in kendi kaderini yaşamasını istemiyor. O yalnız bir çocuktu. Görünürde babası vardı ama asla yanında olmadı Nare’nin. O çok görkemli bir hayatın içindeki yalnız ve savunmasız bir kız çocuğuydu. Bu yüzden yaralarını hep tek başına sardı. Hatta göz yaşlarını bile hep içine akıttı. Sahi bir çocuk neden bağıra, bağıra ağlar ki? Annesi, babası gelip onunla ilgilensin, yaralarını sarsın diye ama Nare’nin arkasında dağ gibi duran bir babası yoktu. O güveni hiç tatmadı. Sancar’a bağır çağır bunu anlatmaya çalışıyor. Melek’in hayatı için onun varlığının çok önemli olduğunu.

Nare sevdiği adama bunu anlatırken kendi gücünü de anlatmış oldu aslında. Yaşadığı onca acının içinden tek başına, dimdik çıktığını. Sancar da bu yüzden “Benim kızımın annesi on babaya bedel!” dedi ama Nare’nin bu muharebeden nasıl çıktığını göremiyor, Sancar. Nare, kırık dökük ve paramparça. Şimdi istiyor ki Melek kırılıp dökülmesin. İstiyor ki babası ona bir dağ olsun, ellerini tutsun. Büyürken  babası da yanında olsun. O eller boş kalmasın ki Melek de kendisi gibi “çirkin” olmasın. Zira o çok güzel. Babası yanındayken ışıldıyor. Hep eksik olan mutluluğu artık tastamam.  Bunu da canhıraş bir şekilde Sancar’a anlatmaya çalıştı. Ama olmadı, olmadı, olmadı…

Geçtiğimiz hafta Nare’nin yüzündeki hayal kırıklığıydı. Zira ne olursa olsun sevdiğine ulaşamıyordu. 9 sene önce de ona sesini duyuramamıştı ve yine aynısını yaşıyor. Nare, bir gün affedecek bu adamı. Buna ben de inanıyorum. Aşk, sevda adı ne olursa olsun o galip gelecek ve acılar geride kalacak. Düşünüyorum uzun süredir. Bu kadın, bu adamı nasıl affeder? Bence ilk yolu değişim. Yani Sancar değişecek. Zira o içindeki öfke var olduğu, o yangın sönmediği sürece onları bekleyecek olan hep acı olur. Nare’yse acıya doydu. Huzur istiyor, mutluluk istiyor. Bunun yolu da Melek’in mutlu olmasından geçiyor. Melek de babasıyla mutlu olacağına göre denklem ortada. Mutluluğun formülü çok açık değil mi? Hep diyorum bu kadının merhemi Sancar’ın kalbi. Fakat daha efem duyamıyor ki o içindeki adamı, nasıl Nare’ye merhem olsun?

Sancar bir süredir bana fazla mesai yaptırıyor. “Bu adam neden böyle?” Bu soruyu kendime defalarca sordum. Mutluluk bu kadar yakınken neden sevgiyi seçmiyor? Kızıyla mutlu bir hayata arkasını dönüyor. Evet döndü. Akın’dan alınacak intikam onu Melek’in hayatından sonsuza kadar çıkartır. Nare net davrandı: “Kızımın katil bir babası olamaz.” Sancar hem bunu bilip hem de neden burnunun dikine gitti? Uzunca bir süredir düşünüyorum bunu. Aklıma gelen bir tek ihtimal var: Sancar o mutluluğu hak etmediğini düşünüyor. İşte olay tam olarak bu. Akın’ı kendine getirirken “İkimiz de hak ettiğimizi bulacağız.” dedi. Bir insan kendini mutlu olmaya layık görmüyorsa onun için savaşamaz. Bu sebeple yarım kalan işlerini tamamlamak niyetinde. Sancar Efe bu işten sağ çıkmayı asla düşünmüyordu ki. Kahraman olmak ya da katil olmak değildi niyeti. Sevdiğine en çok zarar veren iki insanı dünyadan silip ona ve kızına güvenli bir gelecek bırakacaktı. Sadece onlara da değil. Ailesinin de ve hatta Gediz’in de yarım kalan işlerini tamamlayıp gidecekti. Onu anlıyorum. Ama artık onun da bir şeyi anlaması lazım: Kimse onun gitmesini istemiyor.

Sancar her şeyi toparlanıp gitmeye çalışırken onun peşinde adım adım takip eden biri vardı: Gediz. Bu dizide Gediz kadar beni allak bullak eden bir karakter yok. Bir kanıya varıyorum, ertesi hafta tezimi yerle yeksan ediyor. Biraz kafa yoralım o vakit. Gediz Nare’ye âşık. Bu konuda artık benim pek bir şüphem kalmadı. Acaba hayranlık mı diyordum bir ara ama yaptıklarını düşününce çok da yanılmadığımı görüyorum. Ancak yine de kafamı karıştırıyor. Bir yandan Sancar’ın gitmesini istemiyor. “Hani söz vermiştik?” diyerek yanlış yapmaması için uğraşıyor. Ardından da Nare senin için üzülürse onunla evlenirim boyutuna kadar getirdi işi. Hâlbuki düne kadar sevdasını içinde yaşayacağını söylemişti. Yanaşmayacaktı ona. Şimdi ise tam tersini söyledi. Ama neden?

Bölüm boyunca Gediz’i izledim. Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalıştım. Gediz geçmişteki sözlerini hatırlattı Sancar’a: Söz vermiştik dedi. Onun katil olmasını istemiyor. Ben bunun sebebinin safi bir dostluk yakarışı olduğunu düşünemiyorum artık. Gediz kendisini belli etti. Her sözünün ardından Nare’nin üzülmemesi konusundaki sitemi var. Yani bana kalırsa Sancar’ın başına bir şey gelmesi en çok sevdiğini üzecek diye bu savaşı. Açıkçası ben artık dostluk gibi bir dinamiğinin olduğunu düşünmüyorum. Zira yalan söylemeyen Gediz Ağa yalan söyledi Sancar’a. Nare istediği için yaptı bunu yani Nare ve Sancar arasında kaldı ve tercihini belli etti. Yine attığı adımlar hep Nare’nin istekleri doğrultusunda. Bu da bende Gediz’in dostluktan geçtiği düşüncesini uyandırıyor. Evet zeytinlikte Sancar’a gitmek yoktu dedi ama sonra da Nare’ye söylemek istedikleri ağzından dökülünce aşk dostluğa galip geldi, dedim. Aksi hâlde “Nare üzgündü, teselli ettim, onun için savaş!” demesi gerekmez miydi ya da barışmalarını istemesi lazımdı en azından. Sancar, Melek için vazgeçince yüzündeki hüznü de ekledim aklıma başka bir ihtimal de gelmedi.

Sağdıçlık bitti gibi görünüyor. Sonrasında ne olur ben de bilmiyorum ama bana hissettirdikleri şimdilik bu. Ayrıca söylemeden de geçmeyeyim. Nare’nin duygu durumunu bu kadar düşünen bir adam bir süre daha ona aşk anlamında bir adım atmaz. Zira dostunu kaybetmek de acıtır sevdiğinin canını. Gediz, şimdilik Nare’nin hayatında güvendiği dostu ve sığındığı liman olarak kalacağa benziyor. İleride ne olur? Nasıl olur bilemiyorum. Hem Elvan hem de Gediz’in konuşmalarından bir tahminim var ama aceleci davranmak da istemiyorum. Zamanı gelsin söyleriz bir şeyler. Ama eğer iki sağdıç arasında savaş da çıkacaksa umarım olabildiğince geç olur. Zira kapıda hepsini bekleyen çok büyük bir tehlike var: Kahraman.

Öncesinde bu karakter ile ilgili fazla konuşmak istemediğimi söylemiştim. Zira elimde deliliği dışında pek bir done yoktu. Orası yavaş yavaş belirginleşmeye başlayınca beni de bir heyecan sardı vallahi. Şimdi geçmişte ne yaşandıysa sağdıçlar ve Kahraman’ı iki azılı düşman haline getirmiş. Bir tarafın eşi ölürken diğer tarafta kız kardeşleri ilgilendiren bir konu var. Sancar’ın Zehra’ya Kahraman’la ilgili üzüldün mü demesi, bu hafta aynı şekilde Gediz’in Müge ile konuşması bende böyle bir his uyandırdı. Ancak hâlâ tam vakıf değilim olaya. Belli ki iki taraf da kendini haklı görüyor bu hususta. Sancar’la Gediz onu madden yıkmanın peşine düştüler. Şirketinin %51 hissesini alarak iyice köşeye sıkıştırdılar. Aslında kaybettiğini düşünmüştüm. Taa ki bu adamın Güven hamlesine kadar.

Güven Çelebi’yi zamanında zemzem suyuyla yıkadılar galiba. Adam tam kaybetti derken hop dört ayağının üzerine düşüyor. Düşmanımın düşmanı, dostumdur algısıyla sırtını dayadığı yeni isim Kahraman oldu. Ama kendisine biri benim adıma iletsin: Bu adam sağdıçlara pek benzemiyor. Yani bu sefer işime gelmedi , vazgeçtim diyebileceğini sanmıyorum.

Öyle ya da böyle bu yeni ittifak, bir şeylerin daha yeni başladığını düşündürdü bana. Bir yanda Sancar, Gediz ve Nare arasında yaşananlar, bir yanda Kahraman ve Güven iş birliği hiç beklemediğimiz gelişmelere yol açacak gibi. Bende koltuğuma oturdum, çekirdek zulamı hazır ettim ve beklemedeyim efendim.

Emek veren herkesin yüreğine sağlık. Haftaya görüşmek üzere.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.