ADI EFSANE 18. Bölüm

Yazar: Sinem ÖZCAN

Adı Efsane’nin bu bölümünü biraz geç izleyebildim, hâliyle yorum da geç kaldı. İzledikten sonra düşündüklerim demlendi o yüzdendir tadı da biraz değişik olacak gibi. Bölümü izlerken yavaş yavaş yol ayrımlarına gelmekte olduğumuzu hissettim. Şimdi düşününce öykünün yön değişikliklerini biraz daha bariz görebiliyorum. Sezon finalinden sonra Erdal Beşikçioğlu ve Gökçe Bahadır’ın dizide olmayacağını biliyoruz. Buna ufak ufak zemin hazırlanıyor, iki bölümdür; doğal olarak.Tarık Bahar

Ben baştan beri Bahar ve Tarık aşkına sıcak olamadım. Bunun ana sebebi Bahar’ın Tarık’ın ihtiyaç duyduğu kadın profiline hiç uymaması oldu bana göre. Bahar; fazla formal, fazla keskin ve geçmişinin bana verdiği ipuçlarıyla pek de sağlıklı ilişki götürebilecek bir kadın gibi gelmedi. Tarık, zor adam… Git – gelleri çok fazla ve çok sert… Öfkesinin kontrolü çok güç ve öncelikleri çok farklı… Bahar’ın bir ilişkide “bir numara” olmaya ihtiyacı var ama Tarık onu buna sağlayacak adam değil. Tamam, kabul ediyorum çok renkli ve kolay âşık olunacak bir karakter o. Bütün arıza tipler gibi ama âşık olmak ilişki yürütmekle aynı şey değil. Tarık, Bahar’ı zorlayacaktı; Bahar da Tarık’a çok iyi gelmeyecekti. Bu yüzden de hele hele Bahar’ın aşırı düz bir kimlik olmasından dolayı ben olabildiğince geç başlayan bir ilişki istemiştim. Gelinen nokta o ilişkinin hiç yaşanmayacağını gösteriyor.Seçil Tarık

Erdal Beşikçioğlu diziden ayrılmıyor olsaydı benim gönlüm baştan beri Seçil ve Tarık ikilisinden yanaydı. Ben Seçil’i Bahar’a göre hep çok daha gerçek ve hep çok daha altı dolu bir kimlik olarak gördüm çünkü. Bütün arızalarına, bütün platonik âşık tavrına karşın sanırım ben de onun gibi Tarık’ı hep Seçil’in “hakkı” saydım. Son bölümlerde yumuşayan ve daha akılcı kararlar veren Seçil tam da benim istediğim kıvama gelmişti ama ne yazık ki oradan da bir ilişki çıkması şartlar gereği mümkün değil.

Anlaşılan o ki Seçil, Tarık’a duygularını itiraf edince yükten kurtulmuş olacak ama bu defa o yük Tarık’ın omuzlarına çökecek. İşsiz kalışı da buna eklenince Tarık’ın bir uzaklaşma kararı alması muhtemel.Hakan Fikret

Öykünün gençler boyutunda beklediğim dağılma vardı, bu hafta. Hakan’ın itirafını Fikret’in bir anda kabullenmesini beklemiyordum. Doğru da olmazdı. Fikret, elbette arkadaşlıklarını sorgulayacak, elbette çok kırılacak. Üstelik olayın boyutunu Sibel, Hakan’ı öptü” değil de “Öpüştüler.” biçimde algılamaktaki ısrarı ve kimseyi dinlemeye yanaşmaması sorunu büyütecek. Her ne kadar Koç için aralarındaki meseleyi ötelediler ve birlikte hareket etme kararı aldılarsa da bu sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyor, tabii ki.

Ali’nin de olup biten kendisinden saklandığı için Hakan ve Sadık’a tepkili olması çok normal ancak Ali, Fikret’e göre çok daha akılcı bir adam o, Fikret’ten daha çabuk doğruyu algılayacaktır diye umuyorum.

Aslında ben, bu konuda Melis’ten bir hamle bekledim. Sorunu baştan sona en detaylı bilenlerden biri o. Fikret ve Ali, Hakan ve Sadık’ı dinlemeseler de Melis’i dinlemeleri muhtemeldi. Fikret ve Ali’nin kendilerine sormayı beceremedikleri çok net bir soru var aslında, tam da burada. “Melis, Sibel’le öpüşen (!) Hakan’ı nasıl affetti de onunla birlikte olmayı sürdürüyor?” Melis de tam bu noktadan devreye girmeli bence. “Hakan’ın bir ihaneti veya bir yanlışı olsa ben onunla birlikte olur muydum?” sorusunu bizim kırgın ikilinin önüne bırakmalı, diye düşünüyorum. Öyle ya, Hakan ve Sibel arasında yaşananlar sadece Fikret’i değil Melis’i de ilgilendiriyor. Melis ve Hakan ilişkisinde herhangi bir sorun olmadığına göre bunun bir sorgulanması lazım. Gerçi Fikret bütün kararlarını duygularıyla aldığından üstelik “Acıların çocuğu” rolünü kendine çok yakıştırdığından bu noktaya kendi başına gelmez ancak Melis gözüne sokarsa olayı bu açıdan değerlendirecektir.

Geçen hafta, Kıvanç’ın elindeki son kozun boşa gitmesiyle artık Hakan ve ekiple arasındaki sürtüşmenin yeni bir düğüme gerek duyduğunu yazmıştım. Bu hafta o aksa hiç düşünmediğim ama çok akıllıca bulduğum yeni bir yön verilmeye başlandığını hissettim.

Kıvanç’ın artık Hakan’ı odak alarak sorun çıkarması çok zor çünkü mermisi kalmadı. Bundan sonra problem Sibel üzerinden ilerleyecek gibi görünüyor. Başta Sibel’in Hakan’a durduk yere “Ben aslında Fiko’yu seviyormuşum, şimdi anladım.” demesini çok manasız da bulsam durup düşününce taşlar yerine oturuyor.

Sibel’in Kıvanç’ı babasına karşı ateşle savunması, Kıvanç’ın Sibel’e bakışını etkiledi. Çok muhtemel ki Kıvanç giderek Sibel’e âşık olacak. İşte tam da bu noktada Fiko’yu yeniden kazanmak isteyen Sibel, yeni bir kapı açacak. Kıvanç bu defa Hakan değil, Fiko üzerinden ekiple savaşmaya başlayacak diye düşünüyorum.Kıvanç

Yalnız bölümü oldukça dikkatli izlememe rağmen yerine oturtamadığım bir sahne var. Belki benim dikkatimden kaçtı, bilemiyorum: Sibel, Fiko’ya onu sevdiğini söylüyor. Fikret doğal olarak buna inanmıyor ve Sibel, Fikret’in intihara kalkıştığı çatıya çıkıyor. Fiko da peşinden… Ardından sahne kesiliyor ve aynı noktaya dönmüyoruz. İlerleyen bölümlerde flashback olarak açıklaması gelmezse ben o sahnenin bütündeki yerini hiç çözemedim. Muhtemelen yukarıda Sibel ve Fiko arasında bir konuşma geçti ve önemli bir noktaya varıldı. İşte onu merak ediyorum. Fikret’in artık Sibel’i affedeceğine inanmak dahi istemiyorum. Bence Sibel & Fiko ilişkisinin miâdı çoktan doldu. Umarım oraya bir dönüş yaşanmaz öyküde.

Sibel bence daha önce kendisine kartını veren ajans sahibi kadınla iletişime geçip şöhret basamaklarını tırmansın açıkçası ben onu ne Fiko ile ne de Kıvanç’la görmek istemiyorum. Her ne kadar Kıvanç için Sibel’e ihtiyaç varsa da Sibel & Kıvanç ilişkisine de fena soğuğum. Aslında ben Sibel’e buz gibiyim, ne olursa olsun.Kıvanç

Kıvanç’ın babasıyla probleminin alt metni bu hafta büyük oranda doldu. Tahmin ettiğim gibi Gürol Ertüm, oğlunu kendine layık bulmuyor. Belli ki Kıvanç ergenlik çağının genel eğilimi uyarınca şimdiye dek babanın gözüne girmek adına uğraşmış ama Gürol Ertüm, Kıvanç ne yaparsa yapsın bunu değerlendirip takdir edecek bir adam değil. Kıvanç da mücadeleden vazgeçmiş ve kaderini kabullenmiş görünüyor ama içten içe bütün hayata öfkesinin altında babası yatıyor. Babayla ilişkiyi düzeltmesinin hiçbir yolu yok, o adam asla evrilmez. Oysa Kıvanç’ın sevilmeye ve takdir görmeye ihtiyacı var, o yaştaki bütün gençler gibi. Sibel’in babasına meydan okuması bu sebeple onu Sibel’e bağlayacaktır. Kendi söyleyemediklerini Gürol Bey’e çekinmeden söyleyen Sibel, onun için yeni bir tutunacak dal olabilir. Kıvanç’ın değişimini görmek en çok istediğim şey. Bu olacak gibi görünüyor da ne yazık ki Sibel üzerinden olacak.

Bu hafta babasıyla sahnelerinde çok beğendim ben Emre Bey’i. Duruşu, tepkisi, kırgınlığı ve acısı çok net geçti bana. Emre Bey, Kıvanç’ın içindeki o hassas noktayı iyi yakaladığı için baştan beri itici olmaktan korudu zaten. Şimdi ağır ağır oraya vurgu yapıyor ve bunu çok doğru yapıyor. Kıvanç giderek izleyici gözünde aklanacak ve sevilen bir kimlik hâline gelecek. Bu, senaryonun onu adım adım işlemesinin sonucu olduğu kadar Emre Bey’in oyunculuğunun dozuyla ve ruhuyla da ilgili. Daha önce de yazmıştım. “Kötü” yü oynamak çok zor iş. İzleyici, özdeşleşeceği ve alıp bağrına basacağı karakter arar. Bu sebeple “kötü” olan oyuna baştan yenik başlar ancak “kötü”ye bir farklılık, bir geçerli mazeret ve bunu yansıtacak alan açarsanız oyuncu da buradan doğru yürümeyi bilirse “kötü” yü benimsetirsiniz. Emre Bey, senaryonun ona verdiği bütün pasları çok akıllıca değerlendiriyor ve izleyiciyi yakalamayı başarıyor. Öykünün aldığı yeni biçimde ben Kıvanç’a daha çok pay düşmesini yürekten istiyorum.

Görünen o ki oyuncu değişiklikleri ister istemez öykünün gidişatını da değiştirdi. Muhtemelen dizi, gençler ayağının çok daha ağırlıklı olacağı bir biçime dönüşecek. Konuşmak için çok erken ama doğru müdahalelerle iyi bir gençlik dizisi hâline gelebilir diye umuyorum. Önümüzdeki bir iki bölüm, bu açıdan önemli. Bekleyip göreceğiz.

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.