Maçın en heyecanlı yerinde ve Bahar Hoca’nın Tarık’ı şikâyet ettiği anda bırakmıştık dördüncü bölümü. Maçı kazandıklarına emindim de şikâyet konusu beni fazlasıyla geriyordu, doğrusu.
İlk bölümden beri Bahar, son derece itici geliyor bana. Belki de o tarz insanların gerçekte çevremde bulunmasına pek izin vermediğimdendir. Yabancılıyorum, kızıyorum ve kendi doğruları adına bu kadar keskin yaşarken başka insanların yaşamlarına burnunu sokmasına tahammül edemiyorum.


Bu tarz insanlarda asla tahammül edemediğim fix cümle: “Ben ne yaptıysam senin iyiliğin için yaptım!” Bunu duydum mu deliriyorum. Kimsin sen kardeşim, kimsin? Kimsin ki bir başkasının iyiliğini düşünme noktasında kendini karar mercii kabul ediyorsun? Kimsin ki başka insanların yaşamı sırf senin kıt beynine doğru gelmiyor diye değiştirme hakkı buluyorsun? Kimsin ki yaşamlarına müdahale ettiğin insanlardan kendini bu kadar üstün sayıyorsun ve onlara danışmaya gerek görmeden onlar için karar veriyorsun?
Allah’tan Bahar’a en güzel cevabı gençler verdi: “Sen bir şey yapıyorsun, bedelini biz ödüyoruz!” Hah, olay net olarak budur! Daha da Türkçesi “Sen s… batırıyorsun, temizlemesi bize kalıyor.”
Diyeceksiniz ki bana bu tarz insanlar öyle çok ki hayatta. Doğrudur ama ben bilerek ve isteyerek kendi dünyamdan böylelerini çekip çıkardığım ve değil 100 metre bir kilometre yakınıma dahi yaklaşmalarına izin vermediğim için Bahar çok rahatsız ediyor beni.
Kendi tercihimle seçip izleme kararı aldığım bir dizide tıpkı diğerlerinin hayatına izinsiz müdahale ettiği gibi benimkine de dalıyor ya, deli oluyorum. Adı Efsane’den vazgeçersem bunun tek sorumlusu Bahar Hoca’dır bu böyle biline!


Bölüm boyunca Bahar’ın vicdan azapları da üzüntüsü de yaptığını temizleme çabaları da zerre etkilemedi beni. Bu tiplerin genel yapısıdır: Daima doğru hareket ettiklerini varsayarlar. Hata yaptıkları ortaya çıktığında “Ben böyle olacağını düşünmemiştim ki!” zavallılığının ardına sığınırlar. Düşünemezler de çünkü dünyanın merkezinde onlar vardır. ( Tarık’a dünya senin etrafında dönüyor diye çemkirirken aslında dünyanın kendi etrafında dönmekten vazgeçmesine çıldırmış bir Bahar Hoca vardı karşımda) İnsanları tek tipleştirmeye ( kendi tiplerine büründürmeye) şartlanmışlardır. Her problemin tek çözümü vardır, başka yol önerilemez hatta denemeye kalkışan itinayla yok edilir. Genelde de kıt zekâlı olurlar. İki adım öteyi hesaplayamadıklarından çuvallar ve o zaman da bağışlanmayı beklerler.
Her neyse, konu Bahar olunca sabaha kadar saydırabilirim. Üstünde bu kadar konuşmaya değer mi? Değmez!
Bölümde ikinci ayar, Hakan’dan Melis’e geldi. Hah, işte ona yürekten katıldım. Niye mi? Çünkü onda yaşanmışlık var, empati var. Bahar gibi oyuna hiç girmeden ahkâm kesmiyor Hakan. Melis’in sorun dediğinin gerçek sorun olmadığını biliyor ve bunu göstermek istiyor. Elbette, zordur genç bir kızın babasına güvenememesi; elbette, acı vericidir sürekli babası tarafından hayal kırıklığına uğratılması. Melis de bu acıyı bir insanın başına gelebilecek en büyük felaket olarak yorumluyor hâliyle. Başka bir acı görmemiş çünkü. Yaşının ve kişiliğinin de gereği fevri. Babayı anlamaya yanaşmıyor. Onun gerçeğin diğer yüzüyle tanıştırılması gerekiyordu ve bunu sadece Hakan yapabilirdi.


Bazen en etkili eğitim yaşıtlar arasında olandır. Bir büyüğün, bir tecrübelinin konuşması genci etkilemez. Kendini ondan uzak ve farklı sayar çünkü ama kendi yaşıtı birinden yanlış yaptığını duymak ve bunun kanıtlarını görmek gözlerini açmasını sağlar. Melis’in durumunda bu, bir konuşmayla olamayacak kadar derin ama bana kalırsa Hakan, onun gözündeki perdeyi aralamasını sağladı. Melis bundan böyle istese de babasına eskisi kadar katı olamayacak ve onunla kale duvarlarının gerisinden iletişime geçemeyecek.
Hakan’ın Melis’e öğreteceği çok şey var aslına. En azından insanın sahtesi ile gerçeğini ayırt etmeyi gösterecek. Güvenmeyi ve mücadeleci olmayı öğretecek. Bu arada Hakan’ın defolarını da Melis kapayacak. Sertliğini, duygularını göstermeye yanaşmayışını, acıyı yalnız başına yaşamayı Melis’le aşacak. Kısacası gerçek dünyayı birlikte tanıyacaklar. Bu yüzden de Melis & Hakan ilişkisinden çok umutluyum ve bunu sabırsızlıkla bekliyorum.
İlk bölümden bu yana en hızlı dönüşümü kuşkusuz Tarık’ta görüyoruz. Kıvanç’ın deyimiyle bir “looser” dan evlatlarına sahip çıkmaya kararlı bir babaya dönüşümünü keyifle izliyoruz. Bu bölüm, “Yaptıklarımın bedelini ödemeye artık hazırım!” deyişi canımı fena hâlde yaktı. Aslında o baştan beri bedel ödüyor, hem de en ağırından. Ancak o bedeli kabullenemeyişi, başına gelenleri taşıyamayışı onu oradan oraya savuruyordu. Şimdiyse her insan gibi hata yapabileceğini ve bunun sonuçlarını taşıması gerektiğini fark etti. İşte, bu onun kırılma noktası bence. Bu çizgiyi bir kez gördü mü bir daha dibe batmaz, diye düşünüyorum. Bundan sonra başkalarının zorlamasıyla değil kendi isteğiyle hayatına ve çocuklarına sahip çıkan bir baba olacaktır. Onun için ibre pozitife bu bölüm döndü bence. Çocukların velayetini bu kadar çabuk, tek celsede alır mı bilemem ama eninde sonunda alacaktır. Takımıyla arasındaki bağ da giderek güçlenecektir. Benim tek kaygım Bahar’ı çabucak affedip bağrına basması… Melis ve Hakan ilişkisini ne kadar çok istiyorsam Bahar ve Tarık olmasın diye de o kadar dua ediyorum. Yalvarırım uzak tutun şu sevimsiz kadını Tarık Hoca’dan.


Melis’in aksine babasına bir türlü kıyamayan Zeynep bu bölüm beni benden aldı. Minicik cüsseden çıkan o kocaman oyunculukla Leyla Kırşan, gerçekten bölümün en iyilerinden biriydi. 100 metre sınırını çizip o sınırın bir adım ötesindeki babasıyla sahnesinde gözyaşlarımı tutamadım. Küçücük boyuyla dev oyuncu Erdal Beşikçioğlu karşısında ayakta kaldı. Hatta ayakta kalmak ne demek, kendi performansıyla sahnenin etkisini ikiye katladı. Bir başka çocuk oyuncunun başaramayacağı bir etkisi var Leyla Kırşan’ın. Sevimliği, yazılan rolün nahifliği yanında yetişkinlere taş çıkaracak bir oyunculuk sergiliyor ve Zeynep’i büyütüyor. Umarım bu piyasanın kıymadığı, ruhunu çalmadığı güzel oyunculardan biri olur, gün geçtikçe.


Öykü gerek senaryo gerek kurgu anlamında çok sağlam ilerliyor. Ben, resmi sözleşmesi olmayan bir öğretmenin soruşturma geçirip işte atılma durumunu inandırıcı bulmasam da uygulamayı bilmediğimden ahkâm kesmek istemiyorum. Eğer hataysa o kadarcık hata kadı kızında da olur, deyip büyütmüyorum.
Gerek oyunculukları, gerek akışı gerekse öyküsüyle Adı Efsane git gide “benim” dizilerimden biri oluyor. Gelecek haftayı merakla bekliyorum. En küçüğünden en büyüğüne emeği geçen herkese teşekkürlerimle…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.