Yazan: Ayşe KUTLUHAN

Avlu, her bölüm bir şekilde yüreklere dokunup gözlerden yaşların akıp gitmesine sebep oluyor, hiç kuşkusuz. Öyle ki her bölüm öncesi ‘’Acaba bu bölüm neye ağlarız?’’ diye sorar oldum kendi kendime. Bu bölüm görüşe çıkmayan annesinin ardından boşluğa düşen Ecem’in, Alp ile nasıl çıkmaza sürüklendiğini izledik… Ne acı bir şeydir ki anne ve babaların yaşadığı ve yaşattıklarından dolayı arada kaybolan hep çocuklar oluyor. 18 yaşında genç bir kız Ecem… İçince kendini kaybeden bir babanın tersine, ona sonsuz sevgi ve destek veren bir annenin kucağında büyümüş. Annesinin yokluğunda ilk bulduğu kucağa, Alp’e sığınmış… Baba etkisiz elemandı zaten onun için her zaman. Deniz’in olmayışının da bunu değiştirmeyeceği aşikârdı… Dağılmış ailelerin çocukları kaybolmaya yüz tutmuş bir şekilde ilk önce yanlış insanlara daha sonra yanlış olaylara karışıyor maalesef… Ecem dışında Azra da bunun en büyük örneğidir…  Yaşadıklarından ders alıp her adımını emin bir şekilde atan insan nadirdir, hiç şüphesiz… Ecem’in, babasının ona attığı tokadın ardından evden çıkıp Alp’e sığınmasıyla  Alp’in gerçek yüzünü onunla birlikte biz de görmüş olduk. Ben her bölüm yorumumda ‘’Alp annesinin oğlu olmasın.’’ diye dua ederken, Alp’in annesinden de ileri derecede psikopat olduğunu görmek beni bir hayli şaşkına uğrattı… Beş bölümdür bize gösterilen anne sevgisinden uzak, eksik büyüyen ve deli gibi annesinden korkan bir Alp izlerken bu bölüm bunun tam aksine hasta ruhlu bir Alp gördük. Ecem’in düştüğü çıkmazda Alp ile yaşayacaklarını merakla beklemekteyim… Gördüğüm, Alp’in gerçek anlamda Ecem’e karşı bir şeyler hissettiğiydi. Ancak işlediği cinayete şahit olması bu durumu hangi boyuta taşıyacak, bekleyip görelim…


Deniz’in Kudret’in saldırısına uğramasıyla sonlandırmıştık geçen haftaki bölümü. Bu hafta Dudu’nun onu tuvaletlerde yerde kanlar içinde bulmasından devam etti hikâye… Kudret’in kendi gücü yetmiyormuş gibi on kişiyi Deniz’in üzerine salmasına hiç değinmeyeceğim zira aciz insan taktiği benim nazarımda… Kötü insan her koşulda kötüdür… Azra’nın hücreden çıkması ile Deniz’in revire kaldırıldığını görmesi bir oldu. Kendi koğuşunda yaptığı sorgulamaya rağmen hiç kimse Kudret’in Azra için hazırladığı ‘’Matkap’’ planını söylemeye cesaret edemedi. Mahkûmlar için Azra ve Kudret cephesi; aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali bir şey çünkü… Korku, insanı ele aldığında tarafında olduğun kişiler de dahil susman için seni zorlayan bir duygudur. Şayet korkun vicdanından ağır basmıyorsa tıpkı Deniz gibi… Tam da Azra’nın dediği gibi iki günlük çaylak Deniz gözlerini açar açmaz ilk söylediği şey Azra’nın tehlikede olmasıydı tabii ki… Azra’nın Kudret’in planını, kendi tayfasından değil de Deniz’den duyması onu çileden çıkardı. Ancak, tayfasının kendilerini savundukları nokta da oldukça mantıklıydı. Zira Azra olmadan onların Kudret’e karşı elleri kolları bağlı… Azra’nın tayfasına ayar çekmesi ile herkes bir silkelenip kendine geldi. Artık sıra hiç kuşkusuz Azra ve tayfasında… Deniz’in revirden çıkması, Azra tarafından koğuşta şenlikle karşılanır. Yaşanan son olaylardan sonra Deniz artık tarafını seçti ve Azra ile birlik olma yolunda en büyük adımını attı. Kudret’in kendi kurduğu tuzağa düşmesiyle Deniz, Kudret’e karşı ilk tepkisini gösterdi ve Azra’nın yapmaya çalıştığı şeye müdahale ederek Kudret’in kolunu kırdı. Deniz’in gözlerindeki öfkeyi an be an yaşadım dersem kesinlikle yalan olmaz. İçindeki bütün öfkeyi atarcasına savurduğu tekmeyle yaptığı şeyin farkına vardığı andaki çıkıp gidişi, Demet Evgar’ın oyunculuğuna alkış tutmamı sağlıyor resmen… Deniz’in Kudret’e karşı çıkışı cezaevinde yeni bir ses getirecek, hiç kuşkusuz… Kudret’e kafa tutmak en az Kudret kadar güçlü olmak demektir…

Avluda umut var… Artık ‘’Umut Radyo’’ var… Melis’in de söylediği gibi eğitim almış birisi olarak Deniz’i orada görmek en mantıklı olandı. Çalınan ilk şarkı ise Candan Erçetin’den ‘’Annem’’ di. Her dinlediğimde beni benden alan, binlerce kez varlığına şükrettiğim annemi her hâli ile gözlerimin önüne getiren şarkı… Şarkıyı dinlerken gözyaşlarımın akmadığı tek bir an yoktur… ‘’Annem’’ çalmaya başladığı andan itibaren bütün mahkûmlar kendi içlerinde kayboldu hiç kuşkusuz. İlk gözüme çarpan ise Dudu oldu. Kendi çocuklarından ziyade Öykü’ye olan özlemi ile yüzleşti. Normal mi? Bana göre çok normal bir şey… Çünkü anne olmak için onu dokuz ay karnında taşımana gerek yok. Annelik, insanın bilinçaltından ruhuna yapışır. Elinde büyüttüğü bütün çocuklarının yokluğunu ve hasretini Öykü ile doldurmuş bir kadın, Dudu. Hâlâ geçmişine dair bir şey izleyemedik maalesef. Hikâyesini en çok merak ettiğim mahkûm, diyebilirim…

Avlu bu hafta yine ‘’Daha ne kadar kusursuz olunur?’’ dedirtti bana adeta… Ecem’in çaresizliği ve gerçekle yüzleşmesi… Deniz’in Kudret’e direnmesi… Kudret’in eşinin sevgilisinin hamile olduğunu öğrenmesiyle kendinden geçmesi… Alp’in gerçek yüzünün net gösterilmesi… Oktay ve Özlem ilişkisinin bir level daha üste geçmesi ve Umut Radyo’nun açılması bambaşka bir lezzet verdi bana…

Ufak notlarım,

• Özlem’in annesine o kadar kızdım ki anlatmaya kelimelerim yetmez.

• Murat’ın Ecem’i gece dışarıda Alp ile görmesi beni mutlu ederken Ecem’in Alp’in işlediği cinayeti görmesi beni çıkmaza sürükledi.

• Murat ve Deniz arasındaki iletişimden çok haz almaya başladım. Sanki farklı bir boyuta gidecekmiş gibi.

• Özlem ve Oktay ilişkisi nasıl bir şey olacak, çok merak ediyorum.

Evet bu haftaki bölüm yorumunun da sonuna geldik arkadaşlar… Son olarak haftalardır beklediğim Zeynep Alasya şarkısı bu hafta geldi nihayet. O naif sesiyle ‘’Yıkılmışım Ben’’ şarkısını seslendirdiği için ve bize bunu dinleme şansı verdiği için ayrı teşekkür ederim. Bölümde emeği geçen herkesin, yüreğine sağlık…
Her sabah gözlerini pencereden sızan güneş ışıklarına açıyorsan, umut var demektir…
Umudunuzun tükenmemesi dileğiyle…

Sevgiyle kalın…

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.