Yazar: Sinem ÖZCAN 

Vuslat’ın “yolcu”su o. Feride’nin “biz”inin diğer yarısı, Abdullah Efendi ve Salih Baba’nın göz bebeği, Sultan’ın âşık olduğu abisi, Tahsin Korkmazer’in kaybetmekten korktuğu Aziz. Kendisi “Korkmazer” olmayı reddetse de benim için hâlâ Aziz Korkmazer. İkinci sezonun başından beri bu “yeni” Aziz’e alışmaya çabalıyorum ben. Alışamadıkça kızıyor, kızdıkça da “yolcu”luğunu hatırlayıp kendime “sabır” diyorum. Vesselam, son zamanlarda beynimde rahat durmuyor, gri hücrelerimi sarsıp yerinden oynatıyor ve bana fena hâlde rahatsızlık veriyor. Sonunda baktım olmayacak, “Gel bir kahve içelim; bi’ oturup hesaplaşalım, derdin neymiş bir anlayalım.” dedim. Çok mutlu olmasa da söylenip homurdansa da kalkıp geldi, sonunda. Konuşmaya ikna etmek zor olsa da cevaplar alabilmek mümkün oldu.

Aziz Bey, rüzgâr yedikçe dalgalanıyor, dalgalandıkça da etrafta ne var ne yok dağıtıyorsunuz. Bir sakin sakin konuşsak mı?

Konuşmaya kapalı değilim ama bunun bana ne faydası olacak onu anlamış değilim.

Sizi bilemem ama ben sizi anlamaya çalışıyorum, belki anlatırsanız kendinize dışardan bakma şansınız olur. Hani konuşurken düşünmek dedikleri…

Dinliyorum sizi…

En büyük soru işaretimden başlayayım isterseniz. Ölümün kıyısından döndünüz ve gözünüzü açtığınız anda yepyeni bir oyunla dünyaya “Merhaba” dediniz. Pardon ama sormak zorundayım, siz komadayken oturup “Babamı nasıl yenerim?” planı mı yaptınız?

Sorunuzdaki ironiyi seziyorum ama altında bir de kınama hissediyorum. Beni yargılamadan dinleyeceğinize inanmak istiyorum. Sizin “koma” diye adlandırdığınız durumu, benim başımda bekleyenler başka türlü yaşadı; ben bambaşka… Doğrusunu isterseniz bir başka boyutta, bir başka hayat yaşıyordum ve çok da huzurluydum, dönmek zorunda kaldım çünkü o huzuru bana veren, Feride’m, dönmeyi seçti. O bana gelmiyorsa ben ona giderim deyip o sükûneti, o rahatı bırakıp geldim ama dediğiniz gibi gözümü açtığım ilk an gerçekler çarptı bir anda yüzüme.

Doğrusu hiç bocalamadan, hiç nerdeyim, ne oluyor demeden harekete geçmeniz beni epey şaşırttı. Üstelik peşine takılıp geldiğiniz Feride’ye bu oyunu oynamanız da ayrıca ironik.

Çabuk düşünürüm ve hızlı karar alırım ben. Ayrıca oyunu Feride’ye oynamıyorum aksine onu korumaya ve çevremizi saran pisliği temizlemeye çalışıyorum. Evet, haklısınız Feride’den gerçeği sakladım ama onun beni, ne olursa olsun anlayacağından şüphem olmadı ki gördüğünüz üzere de anladı.

Bu konuya döneceğiz ama ben asıl işin bir başka boyutunda takılı kaldım. Şimdi siz, yaşanan bu elim olaydan önce de birtakım ilginç durumların içindeydiniz. Gördüğünüz bir rüya ile başlayan ve sizi bir yandan büyükbabanıza bir yandan da Salih Baba’ya bağlayan, akılla açıklanamayan bazı şeyler yaşıyordunuz. Size saatler, şifreler bırakıp duran bu dede, size göre bir lütuf mu yoksa bir lanet mi?

Aslına bakarsanız hiç düşünmediğim bir şey bu. Yani bunu lanet olarak da lütuf olarak değerlendirmedim ben. Görüyorsunuz, hayatım zaten çok karmaşık; babam ve kardeşim bunu daha da zorlaştırmak için her şeyi yapıyor. Saat, şifreler ve bunlara bağlı olarak yaşadığımız diğer her şey beni çok şaşırtıyor ve çok düşündürüyor ancak Salih Baba’nın ve hatta Abdullah Efendi’nin hayatıma girmiş olması bir o kadar huzur verici.  Büyükbabamla ilgisine gelince yakın çevremde, tanıdığımı sandığım insanları o kadar tanıyamamışım ki ben, onunla ilgili de ne düşüneceğimi bilmiyorum. Beni bir belaya mı sürüklüyor yoksa içinde bulunduğum karmaşanın anahtarı onda mı bunu bilemiyorum. Yoruyor bu tesadüfler beni.

Salih Baba burada olsa “Tesadüf yok, tevafuk var güzel çocuk!” derdi. Ben de tam onu soracaktım: Bu tevafuklar, sizi hiç mi ürkütmüyor, korkutmuyor?

Şaşırtıyor da ürkütüyor da… Ama tuhaf bir şekilde korku duymuyorum. Sanki bir biçimde paralel evrene geçiyormuşum duygusu uyanıyor bende ama içimde garip bir huzur var hep. Büyükbabam, bana bir şey söylemeye çalışıyor diye düşünüyorum ve ne olduğunu anlamayı çok istiyorum ama bunu henüz başaramadım.

Belki de bunu bir başınıza yapmaya çalıştığınız için anlayamıyorsunuz. Oysa o ipuçları çoğu kez size Salih Baba ve Abdullah Efendi kanalıyla geliyor. Belki de büyükbabanız başka bir şey söylemeye çalışıyordur?

Ve ben bir süredir onları çok boşladım, bunu mu söylemeye çalışıyorsunuz?

Ben değil, siz söylüyorsunuz ama bence doğru bir tespit. Oynadığınız oyunun sonucu bu, biliyorum ama özellikle Salih Baba’dan uzak durarak kendinizi asıl siz yoruyorsunuz gibi geliyor, bana.

Son bir yılı hatırlamadığımı söyledim insanlara. Öyleyken gidemezdim ki ona da. Mecburdum. Babamı, Nehir’i ve Kerem’i alt etmeden de büyükbabam ve onun gizemleriyle uğraşmaya vaktim yok. İnsan hayatında bir öncelik sıralaması yapar ve benim önceliğim de bize oynanan oyunu bozmak. O oyunu bozmadan Feride’yle birlikte yol alma şansım yok ve ben o olmadan çok eksiğim.

Haaa, Feride’nin yanınızda olacağına eminsiniz yani?

Siz onun son konuşmasını dinlemediniz galiba. O bize inanıyor ve beni bekleyecektir.

O konuşmayı ben dinledim de Aziz Bey, siz anlamak istediğinizi anlıyor olabilir misiniz, acaba? Bir kadın kırgınlığını daha açık nasıl ifade edebilir ki? Siz ortalığı yakıp yıkacaksınız, bu arada onun ruhunu, yüreğini yangın yerine çevireceksiniz ama işiniz bittiğinde o kollarını açmış, sizi bekliyor olacak? Bunu mu anlıyorsunuz siz o konuşmadan?

Bakın Sinem Hanım, ben akıl adamıyım. Düşünür, ölçer biçer, tartar ve bir karar veririm. Her kararın da bir bedeli olur. Baştan beri Feride’nin kırılacağını biliyordum ama mecburdum. O bedeli ödemeye razı oldum ama sizin anlamadığınız şu: Ne olursa olsun ben onu çok seviyorum ve ondan vazgeçecek değilim. Aşk dediğiniz şey sadece el ele birbirinin gözünün içine bakmak değil; elbette kırgınlıklar da olacak o yaraları sarmak da aşka dahil.

Haklısınız, haklısınız da ne diyor Yunus: Yol oldur ki doğru vara/ Er oldur alçakta dura/ Göz oldur ki Hakk’ı göre/ Yüceden bakan göz değil. Bana kalırsa yolunuz doğru değil, alçakta durmayı beceremiyorsunuz, baktığınız aynada Hakk’ı değil kendinizi görüyorsunuz ve gözünüz de hâlâ “yüceden” bakıyor. “Yolcu” nasıl yol alacak peki?

Bunu bana değil, etrafımdaki karabasanın oyuncularına soracaksınız. En yakınım dediğim herkes, pis bir oyunun içinde. Ne yapmamı bekliyorsunuz? Kendimi, kardeşimi, Feride’mi bu oyuna kurban etmelerine seyirci mi kalayım?

Onlar meşreplerinin gereğini yapıyorlar, Aziz Bey. Akrebi sırtınıza alırsanız, sizi sokmasına da hazırlayacaksınız kendinizi. Ben aslında Feride ile aynı noktada duruyorum: Bu dünyayı yıkın, Aziz Bey! Yıkın ama ardından inşa edeceğiniz dünyaya da hazırlayın kendinizi, diyorum. Bu arada sormazsam olmaz. Babanıza ve Nehir’e olan tavrınızı Kerem’e göremiyorum ben. Kerem’e bu hoşgörü neden?

Kerem de babamın mağdurlarından biri çünkü ve farkında mısınız, o Sultan’a da Feride’ye de hiç zarar vermedi. Biz aslında aynı amaç için savaşıyoruz, sadece yollarımız ayrı. Biliyorum, Kerem beni de babamla aynı noktada görüyor ve beni de cezalandırma peşinde ama sonunda o da rakip olmadığımızı aynı safta olduğumuzu anlayacak. Hoşgörü gösterdiğimi düşünmüyorum ama Kerem, benim asıl hedefim değil. Üstelik ben bir kardeş kaybettim, bir ikincisini de kurtaramamayı kaldıramam.

Anlaşılan Korkmazer soyadını reddetseniz de “aile” sizin için hâlâ önemli. Peki, anne ve baba sevgisinden mahrum olmak nasıl bir duygu?

Anne sevgisinden mahrum olduğuma inanmıyorum. Annem beni sevdi ama bu hastalıklı ve kendince bir sevgiydi ama babam için aynı şeyi söylemem tabi. Her erkek için babası bir rol model olmalıdır ama ben, idolümün babam olamayacağını çok erken fark ettim. O, kendinden başka kimseyi sevmeyen ve önemsemeyen bir adam. Asla onun gibi olmamaya yemin ettim ben. Baştan beri de ona benzememek için uğraştım. Şimdi geldiğimiz noktada görüyorum ki hayatta yapmak istediğim her şeyin önünde duran engel, babam ve ben de o engeli ortadan kaldırmaya çalışıyorum.

Şunu diyebilir miyim, peki? Bütün yaptıklarına rağmen siz annenizi bile seviyordunuz ama babanızı sevmiyorsunuz?

Doğru, sevmiyorum. Annemi bağışladım galiba en azından neyi, niçin yaptığını anlıyorum. O da babamın kurbanlarından biri, hepimiz gibi ama aramızdaki kan bağı babama sevgi duymamı sağlayamıyor, maalesef. Ben onu daha çok vücudumun kangren olmuş bir parçası gibi görüyorum. Kesip atmadıkça vücudumu da kurtarma şansım yok.

Sürdürdüğünüz oyunu bitirmenize neden olan da babanızın Feride’yi tehdit etmesi mi oldu?

Ben Feride’nin ona karşı koyacağından emindim, eminim de ama babam pis oynar, Sinem Hanım. Kutsalı olmayan insanlardan o ve kırmızı çizgisi de yoktur, onun yoluyla ilerlemediğiniz takdirde onu alt etmeniz mümkün değil. Benim yapmaya çalıştığım da Feride’yi tehdit edene kadar, buydu. Feride değil, benden başka hiç kimse onu durduramaz. Üstelik bu oyun beni çok yordu. Feride’nin yaşadıklarını görüp de bunlara kayıtsız kalmak çok zorladı beni. Oyunu açık etmek, düşündüğüm bir şey değildi ama buraya kadarmış. Şimdi sadece Nehir’e dersini vermek için bunu kullanacağım, babamı durdurmak için başka yoldan ilerlemem gerekecek.

Sormayayım, sormayayım diyorum ama Nehir, bu kadar önemsenecek biri mi sizin için yani onu alt etmek çok mu önemli?

Hayır, onu alt etmek benim için bir anlam taşımıyor. Hedefim de değil, o sadece babamı devirmeye çalışırken yoluma çıkan taşlardan biri. Bana olan takıntısı yüzünden önce annemle sonra babamla birlik olup Feride’yi hedef aldı. Bunu bir an önce sonlandırıp yoluma devam etmem gerekli.

Peki, son konuşmanızın babanızı durduracağından emin misiniz? Yani Tahsin Korkmazer, siz onu tehdit ettiniz diye Feride’ye zarar vermekten vaz mı geçecek? Eli kolu bağlı, gelip onu tahtından etmenizi mi izleyecek?

Az önce de söyledim babamın kırmızı çizgisi yoktur ama her şeye rağmen babam beni iyi tanır. Ben onu uyardım, elbette kenara çekilmesini beklemiyorum ama Feride ile uğraşırsa başına ne geleceğini de biliyor. Bunu göze alacağını sanmıyorum. O beni kaybetmekten korkar.

Babasının kendisinden başka kimseyi sevmediğini ve önemsemediğini bilen bir evlat için fazla iyimser buluyorum, sizi; bekleyip göreceğiz, bakalım ama başka bir şey sormak istiyorum. Siz kendinizi düzen sağlayıcı, kötülerle savaşan bir görevli olarak mı görüyorsunuz?

Bir bakıma evet. Hatta daha önce sözünü ettiğiniz o büyükbabamla ilgili gizemin de bununla ilgili olduğunu düşünmek istiyorum. Sanki bütün o ipuçları, şifreler, saatler bana bir görevin parçası gibi geliyor. Büyükbabam benden bir şey yapmamı istiyor ama oraya varmak için önce etrafımı temizlemek zorundayım.

Bütün bunları yaparken Aziz’e borçlarınız ne olacak, peki? Onun huzuru, onun yolculuğu, onun iyi bir insan olması için yapılacakları soruyorum yani?

Feride benim yanımda olduğu müddetçe bu dediklerinizin hepsi var zaten. Ben gücümü de huzurumu da yolumu da onunla buluyorum.

Son bir soru: Bir gün Feride’ye verdiğiniz o yasemini suladığınızı görecek miyiz, Aziz Bey?

Yaptığım her şey o ana ulaşmak için Sinem Hanım. Bana kızıyor, beni yanlış buluyor olabilirsiniz ama inanın bana en büyük, en güçlü, en zengin olmak için uğraşmıyorum. Bütün derdim Altan’ın evinin bitişiğinde, bahçesinde yaseminleri olan bir evde Feride’yle yaşayabilmek.

Benim durduğum yerden bakınca ben, sizin kadar iyimser ve rahat olamıyorum ama umarım her şey sizin gönlünüzdeki gibi gelişir. Bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.