YAZAR: Şeyma BULUT

Geçtiğimiz sezon finalinde  Dean’in ölerek cehenneme gitmesiyle “şok” bir şekilde veda etmiştik Supernatural’e. Oldukça merak uyandırıcı finalin ardından yeni sezon da aynı şekilde heyecan dorukta başladı. Dean, dört ay sonra yaşama mucizevi bir şekilde geri döndü oysa biz biliyoruz ki Supernatural evreninde mucizeler olmaz. Yapılan iyilik bile gün sonunda karanlık gerçeklerle yok olur. Dean’in dönüşü de her ne kadar iyilikle anlatılsa da sonrasında anlayacaksınız ki altında yatan karanlık gerçek bambaşka. Geçtiğimiz yazılarda da bahsettiğim gibi Sam ve Dean Winchester kardeşlerin hikâyelerinin temeli dört ve beşinci sezonlarla anlatıldı. Bu sebeple dördüncü sezona “Başlangıç” diyebiliriz. Artık yavaş yavaş kardeşlerin neden böyle bir cenderede kaldığını anlıyoruz. Aynı zamanda ihanet ve sadakati görüyoruz. Bu karmaşık ve karanlık sezon benim en sevdiklerimden biri olma özelliğine sahip. Her bölümünde bir sır açığa çıkarken bir yandan da bizi daha büyüğüyle karşı karşıya bırakıyor. Heyecan ve aksiyonun bir an bile eksik olmadığı, her bölümüyle sizi koltuğunuza çivileyecek muhteşem bir resital izleyeceksiniz.

Şimdi bu sır dolu sezona kısaca bir bakalım. Dean yaptığı anlaşma gereği cehenneme gitmişti. Aradan geçen dört ay sonunda mucizevi bir şekilde döndü. Peki Dean, geri döndüğünde her şey bıraktığı gibi miydi? Hayır. Üzülerek söylüyorum ki kardeşler masumiyetlerine veda etmek zorunda kaldılar. Daha doğrusu biri, çok kötü bir şekilde karanlığa çekildi. Kardeşler, Lilith’in altmış altı mührü kırmasını engellemeye çalışırken kötü ve iyiliğin oldukça karıştığı bir süreci de yaşadılar. Lilith, mühürleri kırarak kapılar ardında hapis kalan Lucifer’ı özgür bırakmak için var gücüyle savaşırken kardeşler de onu engellemek için ölümüne mücadele vermek zorunda kaldılar. Bu mücadele sırasında birçok sınavı da vermek zorunda olan kardeşler önceliklerini yeniden belirlemek zorunda kalacaklar. Kardeşlerin birbirlerinden sakladıkları sırlar, onları geri dönülmez şekilde kıyametin eşiğine getirecek. Ayrıca meleklerin zaman bükebilme özellikleriyle geçmişe giden Dean, ailesinin karanlık geçmişiyle de tek başına yüzleşmek zorunda kalacak ve hiçbir şeyin kaderin önüne geçemeyeceğini çok acı bir şekilde öğrenecektir.

Daha önce Lilith ile başlayan Hristiyan mitolojisine göndermeler bu sezon da devam etti. İlk bölümünün ismi “Lazarus Rising” olarak duyurulduğunda dinler tarihine aşina olanlar Lazarus’un Dean ile özdeş olduğunu hemen anladılar. Hristiyan mitolojisinde Lazarus, Hz. İsa’nın ölümünden dört gün sonra hayata döndürdüğü kişi olarak bilinir. Dizimizde de Dean, cehenneme gitmesinin ardından dört ay sonra hayata döndü. Buradaki göndermeyle Dean’in hikâyedeki konumu da fazlasıyla değişti. Öncesinde sadece kardeşine odaklı bir hayat yaşayan Dean, yaşadığı tecrübeyle kurguda çok daha kritik bir noktaya getirildi. Mitolojide Lazarus dönüşüyle mucizelere sebep olan özel bir insan. Dizide Dean’in Lazarus ile ilişkilendirilmesi de onun büyük savaştaki konumunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Supernatural senaryo ekibi yine az bilinen bir efsaneyi seyircisine tanıtırken bunu evrenlerine bir zen ustası kıvraklığıyla monte ettiler.

Bu sezona hakim olan iki efsaneden biri Lazarus’ken diğeri de Lucifer oldu. Yine Hristiyanlara göre Lucifer cehennemin yaratıcısı.  Tanrı’ya baş kaldıran Lucifer, kendisi gibi baş melek olan Micheal tarafından kafese kapatılır. Dizimizde de  şeytanlar tarafından Lucifer’in o kafesten çıkarılması konu edilirken aynı mitolojideki gibi Lucifer’in içinde olduğu kafesten söz edildi. Altmış altı tane mühürle korunan kafes, son mühür kırıldığında açılacak; Lucifer serbest kalacaktır. Mitolojideki hikâyeyi diziye aktarırken diğer efsanelerin aksine özüne fazla dokunmayan senaristler, İncil’de anlatılanı, olduğu gibi diziye aktardılar.

Supernatural’de ilk üç sezon şeytanlar ve cehennem anlatılırken artık boyut atlayarak melekler ve cennet tanıtıldı. Cehennem bir derin çukur olarak tasvir edilirken cennetin nasıl bir yer olduğuysa  gizemini korumaya devam etti.  Ancak melekler de hepimizin bildiğinin aksi bir tasvirle sunuldu. Melekler, iyiliği temsil eden, içinde kötülük bulunmayan varlıklar olarak bilinir. Ancak İncil’in çok az bilinen Doğu Avrupa versiyonlarından birinde Tanrı’nın ordusu olarak geçer. Supernatural’de de melekler ‘cennetin askeri gücü’ olarak tanıtıldı ve şeytanlardan çok daha güçlü özelliklere sahipler. Bir kere yenilmezler, onları öldürmek için sadece onların elinde bulunan bir kılıca ihtiyacınız var. Meleklerin aldıkları emirler doğrultusunda bir inisiyatifleri yok. Söyleneni sorgulamadan yerine getirmek zorundalar aksi hâlde çok ağır bir şekilde cezalandırılırlar. Hatta melekler, şeytanlar gibi istedikleri an dünyaya gelip bir bedene de yerleşemezler. Dizide de şimdiye dek cennetten dünyaya gelmeleri yasaktı. Lucifer’ın dışarı çıkarılma planının ardından binlerce yıl sonra dünyaya indiler ve kardeşlerin savaşında  oldukça önemli bir yere sahipler. Üç sezondur bize gizli mesajlarla verilen o büyük savaşın da en önemli ayaklarından birini oluşturuyorlar. Zaten dediğim gibi onların da gelişiyle Supernatural’de büyük savaş öncesi yapbozun son eksik parçası da tamamlanmış oldu.

Bu noktada dizimizde Castiel, Uriel ve Ana gibi melekleri tanıdık. Kurgudaki en önemli melek de Castiel. Castiel asil bir ruha sahip, değerleri olan ve kardeşlerin savaşında çok önemli bir rolü bulunan bir melek. Özellikle Dean’le oldukça yakın bir ilişkisi olan Castiel yüzyıllarca inandığı değerlerle yeni tanıştığı dostluk ve sadakat gibi duygular arasında kalacak ve vereceği karar, kardeşlerin de kaderlerini doğrudan etkileyecek.

Supernatural tarihindeki en önemli yan karakterlerden biri olan Castiel’e Misha Collins hayat veriyor. Dizinin hayranları tarafından çok sevilen karakter için başlangıçta iki sezon ömür biçilse de o kadar sevildi ki sonraki sezonlarda yan karakter olmaktan çıkıp Jensen Ackles ve Jared Padalecki’ye başrol olarak eşlik etti. En az kardeşlerinki kadar etkileyici hikâyesiyle sizi hem eğlendirecek hem de derinden etkileyecek.

Dinler tarihine bu kadar yakından bakan dizimizde meleklerin yanı sıra elçiler de tanıtıldı. Tanrı’nın dünyadaki temsilcisi olan elçiler – İslamiyet’teki peygamberler – dizide oldukça farklı bir yorumla seyirciye sunuldu. Dizinin bütününde en sevilen elçi olan Chuck Shurley de bize bu sezon tanıtıldı. Yarı deli, yarı alkolik olan Chuck’ın bazı özellikleri var. Chuck bir şekilde kronik baş ağrıları çekerek geleceğe dair kehanetlerde bulunabiliyor. Meleklerin doğrudan koruması altındaki karakter, kurguda oldukça kilit bir isim.

Supernatural dördüncü sezonuyla birlikte daha önce Buffy The Vampire Slayer isimli fantastik kurguda gördüğümüz özel bölümler çekilmeye başlandı. Çoğu zaman kurgunun tamamen dışında olan bu bölümlerde özel teknikler denendi. Bu sezonda tamamen siyah/beyaz bir temada geçen Monster Movie isimli bölümle eski Amerikan sinemasının korku tiplemelerini içeren eğlenceli bir bölüm hazırlandı. Bu bölüm, tamamen eski Amerikan korku sinemasına ironik bir bakışla sunuldu seyirciye. Başlangıcından sonuna kadar eski tarz bir teknikle çekilen bölüm, dizinin hayranları tarafından da oldukça sevilmişti. Hatta bu özel bölüm o kadar ilgi çekti ki, dizinin devam sezonlarında da bu tip bölümler seyirciyle buluşmaya devam etti. Hatta diziyi izlemeyen kesimin de oldukça fazla ilgi gösterdiği bölümler bunlar. Bunlar, özellikle kurgunun seyirciyi bunalttığı, konunun drama dönüştüğü yerlerde küçük bir nefes aldırmalık bölümler olarak sunuldu ve diziye ayrı bir hava kattı.

Bu sezonda kullanılan görsel efektler de diğerlerine oranla çok daha iyiydi. Her seferinde üzerine artılar koyarak giden dizi, tıpkı geçtiğimiz sezonda olduğu gibi oldukça karanlık ve mistik bir kurguyla geçti. Dizide kullanılan renkler, dönem dizilerinde sıkça gördüğümüz tonlarda seçilmişken bazı bölümlerde – özellikle eğlence temalı olanlarda –  daha renkli ve göz alıcıydı. Bu da görsel bir teknikle aslında izleyenlerde uyandırılmak istenen duyguya yön veriyordu.  Ayrıca çekimlerin yapıldığı Vancouver’dan da çok özel manzaraların paylaşılması da bu sezonun diğerlerine oranla daha fazla ilgi çekmesini sağlayan ayrıntılardandı. Supernatural  hem konusuyla, hem de görsel anlamda seyircisinden tam not almıştı. Her anlamda mükemmele yakın tamamlanan sezonda, Supernatural evreniyle ilgili çok daha fazla ayrıntı öğrendik.

Başlangıçtan itibaren oluşmuş birçok soru işareti dağılırken daha büyük soru işaretleri de sezon finaliyle birlikte kafamıza çakıldı. Şeytanlar ve melekler arasında başlayan bir savaşın tam ortasında kalan kardeşler, bundan sonra ne yapacaklar? Onlar bu savaşın neresinde? Aralarındaki farklıları daha iyi anlayan Sam ve Dean bu savaşı durdurmak için nasıl bir yol izleyecekler? Tüm bu soruların cevapları için bir sonraki sezon analizimizi bekleyin.

Supernatural’ı bir yapboz olarak düşünecek olursak her sezonda bu evrene dair yeni ipuçları öğrenip daha da içine girerek dizinin kurduğu dünyayı daha yakından öğreniyoruz. Bu sezonla birlikte dizinin hayranları kısa süreli de olsa çok keskin bir ayrıma girdiler ve bir sonraki sezona kadar da bu ayrım tüm şiddetiyle kendisi gösterdi. Hatta o sene ekibin katıldığı San Diego Comic Con’da hayranlar arasındaki kutuplaşma gözle görülür nitelikteydi. Bu durum, katıldıkları panellerde oyunculara da zor anlar yaşattı. Hatta bu panellerden birinde buna sebep olan karakterlerden birinin hayranlardan gördüğü ağır tepki de dizinin insanlar üzerindeki etkisini kanıtlar gibiydi.

Yazıma biraz romantik bir ayrıntıyla son veriyorum. Bu sezonda dizimizde Ruby karakterine hayat veren Genevive Cortese ve Sam Winchester karakterine hayat veren Jared Padalecki arasında başlayan ilişki, evlilikle devam etti. Bugün üç çocukları olan çift için dizinin dördüncü sezonu ‘rüyanın başlangıcı’ olarak tabir ediliyor.

Supernatural beşinci sezon yazımızda görüşmek üzere, karanlıktan uzak durun…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.