Yazar: Şeyma BULUT

Geçmişte yaşadıklarımız, bugün nasıl bir insan olacağımızı şekillendirir. Nasıl bir çocukluk geçirmişseniz onunla orantılı bir yetişkin olursunuz. Çocukluk dönemi, bugün olduğumuz kişinin başlangıcıdır. O başlangıçtan edindiklerimiz hayatımızdaki kuralları, yaşam şeklimizi ve en önemlisi dünyaya olan bakışımızı şekillendirir. Çok özel bir film vardır bu konuda: “Dany The Dog.” Orada “Çocukken ele alırsan seçenekler sonsuzdur.”diyordu bir çocuğu, köpeğe çeviren kişi.

Demir, oldukça yıkıcı bir çocukluk geçirdi. Annesi, babası yüzünden gitti. Bu nedenle acıyla tanıştı. Ardından yatılı okula gönderildiğinde yalnız olmayı, tek başına mücadele etmeyi öğrendi. Çocuk dünyasında kurduğu hayalleri; babasının ona çizdiği yolda, gerçeklerle yüzleşirken kaybetti. Tüm bunları bir araya getirdiğimiz zaman şimdiki soğuk, kuralcı ve aşırı gerçekçi insan çıkıyor karşımıza. Selin’se tüm çocukluğunu Peter Pan’ı bekleyerek geçiren bir hayalperest. Bu hayalciliği onu mimar yaptı; çocuk ruhundaki sahiplenilme arzusunu ve korumacı tavrını bugün de bünyesinde taşıyor. Ancak balığına dahi bu denli düşkün olması, Bana geçmişinde bir kaybetme korkusu olduğunu düşündürüyor. Nitekim bu bölümde gördük ki bunun bir de hikâyesi var. Hikâyenin içine fazla giremedik ancak Demir’le eve giremediklerinde Çiçi’yi kedinin yeme ihtimalinde “ Neden herkesi kaybediyorum?” diye haykırmasından bunu geçmişinde kaybettiklerinin olmasına bağlıyorum. Selin’in bağlanma korkusunun kökeninde de bu olabilir. Duygularını inkâr ederek, kendisine bir koruma kalkanı oluşturmuş. O inşa ettiği güvenli kabuğun içinde ona göre, kendini koruyarak yaşıyor. Sadece kaybetme ihtimali ortaya çıktığında o inatçı ve güçlü kadın gidip yerine panik yapan, çaresiz bir kız geliyor. Bu da Selin’in zayıf noktası. Birbirinden oldukça farklı iki insanın aslında ruhlarındaki boşlukları dolduracaklarını düşünüyorum.

Onlar kabul etmese de birbirlerinin hayatlarında fazlaca yer kaplamaya başladılar. Demir’in düz ve soğuk hayatına renkleri getirdi, Selin. Evden gitmesini istediğini söylese de bende Vedat gibi düşünüyorum. O gittiği anda hayatında çok büyük bir boşluk oluşacak. Demir bu rengârenk ve deli dolu kıza alışırken biraz sıkıntı çekecek fakat onun sakladığı yaralarını Selin’in saf ve iyilik dolu kalbi iyileştirecek. Hatta değiştirmeye başladığını bile düşünüyorum çünkü en başta gördüğümüz Demir ne şirkette olanlara ne de evdeki duruma müsamaha gösterecek biriydi. Selin’in evdeki varlığına dahi katlanamayan adam, ona oda verdi. Tabii ki bunda Selin’in onun çocukluğunda anısı olan her şeyi evde muhafaza etmesinin de etkisi olmuş olabilir. Selin, daha haberi bile olmadan Demir’in çocukluğundaki güzel anılarına sahip çıktı. Bu, ağır travmaları olan adamın gri dünyasından çıkarak renklerle tanışmasının da ilk adımı oldu bana göre. İlerleyen zamanlarda Demir bu renklere alışma sürecine nasıl ayak uyduracak göreceğiz ancak hemen teslim olacağa pek benzemiyor.

“Bir insanı en iyi yaralarından tanırsın.” dedi Demir. Bunun çok doğru olduğunu düşünüyorum. Çocukluğu dışında, bir insanın içinde taşıdığı acılar ortaya çıktığında verdiği tepkiler genellikle saf ve gerçek duyguları olur. O anlarda ne düşündüğü, ne yaptığı tamamen o kişinin saf benliğidir. Bu anlarına şahit olduğun bir insanı çok iyi analiz edebilirsin. Demir, Selin’le birlikte yaşadıkça çok daha fazla şey öğreniyor onunla ilgili fakat öğrendiklerine verdiği tepkilerin, kendisinin de zayıf yönlerini ortaya çıkardığının pek farkında değil gibi. Selin’in balığı için ağladığı anlarda evin camlarını kırarak içeri girdi ki bu da çaresiz kalan birine tepkisiz kalamayacağının kanıtı. Selin, panik anında doğru düşünme yetilerini kaybetmesine rağmen Demir daha sonuç odaklı hareket ediyor. İşte burada ikisi arasındaki en temel fark ortaya çıkıyor. Demir soğukkanlı, pratik ve sonuç odaklı ilerleken Selin’in hayalci ve duygusal yapısı, doğru kararları almasının önüne geçiyor.  Aralarındaki duvarlar kalktığında Demir, Selin’e panik yapmamayı; Selin de Demir’e duygusal olmanın kötü bir şey olmadığını öğretebilir belki, kim bilir?

Her Yerde Sen’de bu hafta aksiyon ağırlıklı bir bölüm izledik. Geçtiğimiz hafta Burak’la burun buruna gelen Demir, Selin’den dolayı onu elinden kaçırdı. Aslında parti ve sonrasında yaşananlardan dolayı ikilinin arası biraz yumuşar demiştim ancak Selin’in mükemmel savunma mekanizmasını unutmuşum. Selin, başına gelen her şeyden her zamanki gibi Demir’i sorumlu tuttu. Selincim “Adama bağlanmamak için bir çatıdan atlamadın!” diyeceğim ancak onu da yaptın. Bir akışına mı bıraksan artık canım, ne dersin? Ayrıca Demir’e yükselttiğin duvarların birazını da Burak için yükseltsen başına bunca olay da gelmeyecekti. Geçen sefer de dediğim gibi kadınların doğruyu görmeleri ne yazık ki zaman alıyor. Sen de gerçekleri göreceksin tabii ama ne kadar sürecek merak diyorum. Bana göre Selin’in öncelikle öğrenmesi gereken şey, dinlemek. Asla ama asla dinlemiyor. Leyla ve Firuze kardeşlerin kekinden sonrası bir de Demir’in ülke geleneklerini bilmemesi yüzünden soyulan çift, tatlının da etkisiyle karakollara düştüler. Soyulduklarını anlatırken sinirlerine de hâkim olamayınca kendilerini göz altında buldular ve Selin’in dinlememe sorunu şirketin geleceğinin dibinde dinamit patlattı, ne Demir’i dinledi ne de karşısındakini. Eğer telefonda biraz olsun durup söylenenleri işitseydi yanlış kişiyi aradığını fark edecekti ve sorun çözülecekti fakat her zamanki gibi yapmadı ve sonuç çok kötü oldu. Ancak işin ilginç yanı, Demir, Selin’e kızmadığı gibi evde de oldukça normal davrandı bu da yetmedi balığını kurtardı ve sorunu çözmek için harekete geçti. Demir’i Selin’den ayıran en temel özellik bu, bence. Demir, sorunlar karşısında “Nasıl çözerim?” mantığıyla hareket edip başkalarını suçlayarak ya da ah vah ederek vakit kaybetmiyor. Sorun ortaya çıktığı anda kolları sıvayarak kendine bir strateji belirliyor. Tek kötü özelliği, yardım istemekten imtina etmesi. Hâlbuki şirkette kendisi gibi strateji uzmanı olan bir Ayda var. Ekibini sorunların dışında tutarak çözmeye çalışması, onun dışarıdaki insanları tanımaya harcadığı vaktin yarısını, işini emanet ettiklerine harcamadığı sonucuna ulaştırıyor beni. Hâl böyle olunca da tabi işler olduğundan daha karmaşık bir hâle geliyor.

Selin ve Demir arasında olaylar karışırken yeni bir aşk filizlenmeye başladı: Ayda ve İbo. İlk karşılaştıkları andan itibaren birbirlerinden çok etkilenen çift, bu hafta bir adım daha attılar. Bir kedi evinin bu kadar güzel metaforlaştırılacağı aklıma dahi gelmezdi. İbo, hayvanların duygularını çok iyi anlıyor, diğer yandan insanları da nasıl iyi anladığını gördük. Ayda’ya ilk adımı çok güzel attı. Kedilerin duygularını anlatırken aslında Ayda ve kendisi arasındaki durumun özetini yapar gibiydi. Açıkçası akış içerisinde beni en fazla etkileyen çiftlerden biri oldu İbo ve Ayda. Selin ve Demir arasındaki inatlaşma ve zıtlık onlarda olmayınca duyguların onlarda çok daha kısa sürede ortaya çıkacağını düşünüyorum. Ayrıca görsel anlamda da oldukça uyumlu bir çift olmuşlar. Onları izlemek fazlasıyla keyifli. İlerleyen zamanlarda ikilinin arasındaki ilişkinin aşka evrilmesini izlemek de aynı şekilde zevkli olacak benim adıma.

Yazının başında dediğim gibi , Demir insanları yaralarından tanıyacağını düşünüyor. Kaybettikleri müşterilerinin de bir acısını biliyordu. Buradan hareket ederek insanları tanıma ve etkileme becerisiyle Yıldırım Bey’in kızı Alara’yı ikna etti ama Alara’nın sadece şirketi kurtarma niyetinde olduğunu pek sanmıyorum çünkü Demir’le benziyorlar. İkisi de sorunlu bir çocukluk yüzünden babalarından kaçıyorlar. Alara da Demir’den epeyce etkilenmişe benziyor. Açıkçası Demir’den etkilenmeyecek birini bulmak da oldukça zor. Hatta itiraf etmese de Selin bile etkilenmeye başladı. Alara’nın durumuysa farklı. Maalesef o kendisiyle aynı yaralara sahip birini buldu karşısında. Aslında Demir çok net bir cümleyle anlattı ikisinin durumunu “ Babaların pişmanlıkları, evlatlarının çocukluğunu geri getirmiyor maalesef…” Alara, buradan bir yakınlık hissetti gibi geldi bana. O kızda içime sinmeyen bir şeyler var ancak şimdilik sadece his. Bir şekilde hoşlanmadım ondan nedense.

Dizideki karakterler arasındaki en bariz fark Burak ve Demir arasında. Hem yapıları hem de etik anlayışları oldukça farklı iki karakter onlar ve her geçen bölüm, bu fark kendini daha çok ortaya çıkarıyor. Burak, Yıldırım Bey’i sıkıştırmak için oldukça iğrenç bir yol bulurken Demir’in çözümünün güzelliği karşısında kalbimi bırakıyorum. Burak her geçen hafta daha “Nasıl kötü ve iğrenç olabilirim?”i çok güzel gösteriyor. Bu hayatta en sevmediğim insan tipi, birinin duygularını manipüle ederek “Ben yanacağıma, o yansın.” mantığında olanlardır. Burak tam da böyle bir insan. Evet son anda pişman olup Selin’in peşinden gitmiş olabilir ama bunu düşünmesi bile çok kötüydü. Roma hukukunda “Eşyanın doğası kanunu” vardır. Amaca giden yolda her şey mubahtır der, bu kural; etik aramaz, ahlak aramaz. Burak’ın bu kanunu bilerek ya da bilmeyerek hayatına fazlasıyla adapte ettiğini görüyoruz. Yıldırım Bey’i ikna etmek için gidilecek en kötü yolu seçti.  Yıldırım’ın metresiyle olması iyi bir şey mi diyeceksiniz ancak insanların özel hayatlarındaki tercihlerini iş hayatına aktararak bir yol bulunmaya çalışılması bana daha iğrenç geldi. Yaptığı tek şey bu olsaydı sesimi çıkarmazdım ancak Ferruh’un Selin’i kullan demesine en başta itiraz edip sonradan da harfiyen yerine getiren, iyi olmakla kötü olmak arasında kaldığında her zaman kötüyü seçen bir arkadaşımız kendisi. Selin’e kendince değer veriyor olabilir fakat en çok kendisine değer verdiğini düşünüyorum. Selin’in iyi niyetinin bu kadar suistimal edilmesi beni fazlasıyla sinirlendirdi açıkçası. Ayrıca sadece Burak da değil. Hadi Ferruh da Burak’la aynı gemide peki ya Bora? O zarfın içinde ne olduğunu bilmesine rağmen söylemedi Selin’e. Şimdi burada arkadaşlık ve dostluk tiradı vermeyeceğim fakat bunun adı nankörlük. Selin’in Demir’i şirketten kaçırmak istemesinin en temel sebebi Bora olmasına rağmen, öylece sustu. Açıkçası zaten sürekli saçmalaması beni fazlasıyla sıkıyordu ama son hamlesiyle bende iyice eksiye düştü kendisi.

Finalde Burak’ın onlara verdiği zarfı şirketinden bilgi çalınması olarak yorumlayan Yıldırım’ı, Demir aksine ikna edebilecek mi bilmiyorum fakat kızların yakalanmasının işleri hiç olmadığı kadar karmaşık hâle getirdiğinden şüphem yok. Onları bu yola sürükleyen Burak için de tehlike çanları hiç olmadığı kadar yüksek çalmaya başladı. Çok yakın bir sürede iki milyonu aklayamazsa ya ölecek ya da durum ortaya çıkacak. Her iki durumda da onun için oldukça sıkıntılı bir sürecin başladığını söyleyebiliriz. Ayrıca zarfı Selin’e Burak’ın verdiği öğrenecek olursa Demir ve Burak arasında da iplerin gerilmesi de an meselesidir. Demir kadar her işi kitabına uygun yapan birinin, Burak’ın çevirdiği oyunlar karşısında tepkisinin çok hafif olmayacağını düşünüyorum. Demir, şirket çalışanlarının iplerini de sıkı tutması gerektiğini öğrendi. Bakalım bu kafasına buyruk, her işe kendi yöntemleriyle dalan ekibi daha ne kadar zapt edebilecek? Hep birlikte göreceğiz.

Her geçen bölüm, karakterlerle ilgili daha çok şey öğrendikçe hikâye daha izlenebilir bir hâl alıyor. Ekibin iyi bir iş çıkarttığını bunu yaparken de izleyiciyi eğlendirdiğini söyleyebilirim. Ancak bölümün bazen çok hızlı bazen de çok yavaş ilerlemesi ve iyi bir ritm tutturulamamasını eleştirmek zorundayım mesela bu hafta kızların şirkete girişleriyle, Demir ve Alara arasındaki sahneler bence gereksiz uzunluktaydı ve açıkçası bir noktadan sonra da sıktı. Diğer detaylar ise fazla hızlı geçildi. Hâl böyle olunca zaman zaman kopmalar yaşadım. Bu durum biraz düzelirse akıcı ve kesintisiz izleyebileceğimiz bir dizi olacaktır. Ritm sorununa rağmen Her Yerde Sen’in renkli dünyasını bu hafta da sevdim. Tüm ekibin emeklerine sağlık.

Yazıma Cemal Süreya’nın bu güzel dizleriyle son veriyorum,haftaya görüşmek üzere.

“Zaman lazım sadece, unutacaksın!

Nasıl unuttuysan çocukluğunu, kırılan oyuncaklarını.

Kırılan kalbini de öyle unutacaksın…”

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.