Yazar: MORZERRECİKLER

Geçen haftayı Mert’in ablasını aramasıyla noktalamıştık. Azra’nın telefondaki sesin kardeşine ait olduğunu anlaması üzerine umutları yeniden yeşermiş olsa da bu mutluluk kısa sürdü ne yazık ki. Kardeşini bulmak adına yola çıkan Azra’nın bu konuda en büyük destekçisi şüphesiz Cenk olurken bu çaba, ikilinin yakınlaşma sahnelerini de beraberinde getirerek adeta bizlere görsel şölen yaşattı. Gittiği evden yeniden eli boş olarak dönmesi onu yıkmış olsa da Cenk’in “Gerekirse her şeyimi ortaya koyacağım ama sana Mert’i getireceğim, sana kardeşini bulacağım!” sözleri tamamen umutsuzluğa düşmesine engel oldu. Ayrıca giderken söylediği “İyi ki valizlerimiz karışmış, iyi ki tanımışım seni, sen gördüğüm en güçlü kızsın.” sözleri Azra’nın yüzünü gülümsetmeyi başardı ve daha da güçlenmesine sebep oldu. Önce valizleri karışan şimdi de kalpleri birbirine karışmaya başlayan iki gencin hikâyesi her geçen bölüm birbirine biraz daha benziyor.


Babaannesi ile arasındaki sorunlara iş arkadaşına kafa atmasıyla yenisini ekleyen Cenk’in kendisini ailesinden bu kadar soyutlamasının altında yatan sebepleri düşünüyorum haftalardır ve sonunda kafama yatan bir açıklamasını buldum. Babasını kaybettiği trafik kazasında kendini suçlayarak büyümüş olması içine kapanmasının ve kendini her şeye karşı bencilleşmesinin en kuvvetli sebebi, bana göre. Bu yüzdendir geçmişinden, geçmişini ona hatırlatan her şeyden kurtulup kendine yeni bir hayat çizmeye çalışması. Geçen haftalarda da belirttiğim gibi ailesinden işittiği “Arif kokulu Cenk’im” etiketinden kurtulmaya çalışıyor aslında o, ailesinden değil. Kemik çorbası yaparken ” Ben, ne zaman bana çizilen yoldan çıkmaya çalışsam cezam kesiliyor sanki.” sözleri içinde bulunduğu durumdan memnun olmadığının kanıtı olsa da zamanla bu tutumundan vazgeçeceğini düşünüyorum. Belki Azra’nın yaşadıklarından çıkaracağı dersler belki de kardeşlerinin başına gelen olaylar onu ailesine sırt çeviremez hâle getirecek ve eninde sonunda Çelenler bir aile olmayı başarabilecek.

Öte yandan Azra’nın Cenk’e “Senin kariyer planların ne, dönecek misin Amerika’ya?” diye yönelttiği sorular Cenk’in hislerini bir nebze olsun dile getirmesini sağladı ve “Beni buraya bağlayan adını henüz koyamadığım bir sebep var sanki.” sözleri dökülüverdi ağzından. Bir önceki yazımda bahsettiğim kalplerindeki ışığı ilk fark eden taraf Cenk oldu. Adını koyamadığı hissin omuzunda uyuyakalan Azra’dan başkası değil şüphesiz. Kendisini her fırsatta kızımızın yanında bulması, düşeceği an ona uzanan elin ilk kendi elleri olması, onun yanındayken çok eski dostu Cansu’nun doğum gününü unutması, Tarık’tan kıskanması ve daha birçok sebep bu aşkın ilk kurbanını apaçık belli ediyor. Ama üzerine gelindiğinde, hoşuna gitmeyen sözler duyduğu anda başvurduğu şiddet yüzünden ikinci kez Azra’nın başına istemeden de olsa dert açtı. Birlikte yaptıkları çorbayı, ev sahibinin zorba oğlunun dökmesi üzerine çocuğa kafa atması, Azra’yı bir kez daha evinden etti ve bu hareketten sonra yeniden veto yedi. Tüm bu olayların ardından Azra’nın öfkesini fırsat bilen Tarık, ona hem evinin hem dükkânın kapılarını açtı. Cansu’nun Cenk’e; Tarık’ın Azra’ya olan ilgisi bu dörtlünün arasını daha fazla açacak ve gelgitlere sebep olacak gibi görünüyor.


Cansu’nun doğum gününde karşılıksız bir aşk için ağlaması yüreğimi yakmadı dersem yalan olur ama aşk acıdır, karşılıksız aşk da kalbi acıtır. Sumru ile yaptıkları konuşmadan sonra, daha önce gelgitler yaşadığım Azra ve Cenk aşkında Cansu’nun tutumu kafamda yerini buldu diyebilirim. Kendiyle verdiği savaştan bitap düştüğü için hislerini açıklamaya karar veren Cansu ileride Azra ve Cenk’in başına dert olacak gibi görünüyor. Şu an aşk olduğunu düşündüğü hissi, ilerleyen zamanlarda hırsa dönüşecek gibi geliyor ve belki aşkı belki de hırsı kardeş sevgisinin önüne geçecek. Aynı şekilde Cenk’in can dostu bildiği Tarık da bu aşkı zorlayan taraflardan biri olacak gibi duruyor. İlerleyen zamanlarda bu dörtlünün nasıl bir hâl alacağını izlemek için sabırsızlanıyorum.
Biraz da Feride Hanım’dan bahsettikten sonra beni rahatsız eden konulara değineceğim:
Herkesi bir arada tutmak için verdiği çabaları; ailesi tarafından hoş karşılanmayan, yanlış anlaşılan Feride Hanım’ın geçtiğimiz hafta kendisini hiç tanımadığı hâlde evine alan, bir dediğini iki etmeyen Azra’yı yüzüstü bırakmayacağından fazlasıyla emindim. Genç yaşta başına gelen olaylardan sonra hayattan vazgeçmeyen, yaptığı bir çorba ile âdeta yeniden doğuş hikâyesini kendi elleriyle yazan Feride Hanım’ın Azra’nın hikâyesini kendi yaşam öyküsüne benzetmesi üzerine doğru insan olup olmadığını anlamak için yaptığı her sınavdan başarı ile geçen Azra, henüz farkında olmasa da aydınlık günlere çıkış kapısını buldu. Yaptığı her iyilik felaket rüzgârını tersine çevirmeye başladı. Feride Çelen’in tuttuğu eli bırakmayıp hayatına ne gibi güzellikler katacağını merakla bekliyorum ve bu ikilinin arasındaki ilişkiyi sevdiğimi de itiraf ediyorum.


Gelelim can sıkan asıl meselelere:
İlk olarak Mert’in kaybolma olayının ablasını değil de Sumru’yu araması üzerine üç bölüm işlenmiş olması beni rahatsız etti. Evet belki konuların ilerlemesi açısından olması gereken bu ancak bir izleyen olarak bu konunun fazla uzaması, beni bir miktar sıkmaya başladı. Bu bölümde “Tamam bu bir dram dizisi olabilir ama bu abla kardeşin yüzü hiç mi gülmeyecek?” diye sorgulama yaparken buldum kendimi. Umarım bir sonraki bölümde bu konuda açıklığa kavuşur.

İkinci ve en önemli rahatsızlığım ise Serap ve Feride Çelen’den kaynaklı. Haftalardır bana düşüncelerimin tersini kanıtlayacak bir detay arıyorum ama bulamıyorum. Bu ikili tüm ilgilerini, beklentilerini Cenk’in üzerine kurduklarından Arda ve Melis’in başına gelenleri bir türlü göremiyorlar. Hatta iki kardeşin bu hâlde olmasının en büyük sebebi, ailesinden gördükleri eksik sevgidir bana göre. Arda, bu sevgi boşluğunu zararlı maddelerle doldurmaya çalışırken Melis yanlış sevdalara kendini kurban ediyor. Kardeşler arasındaki sevgi ve ilgiyi dengeleyemeyip bir tarafı çok ilgiden kusturup diğer tarafın hatalarını göremeyecek kadar ilgisiz bırakmanın sonuçları ders niteliğinde âdeta. En kısa zamanda Feride ve Serap Çelen’in de önce kendi yanlışından dönüp daha sonra Arda ve Melis’in yanlışlarından kurtulmalarına vesile olmasını umut ediyorum.


Kemal’in avukatının Mesut’a sitem edip hayat sigortasından bahsetmesinin üzerine iyice köşeye sıkışan Sumru’nun sonraki hamlesini merak ettiğimi belirterek bu haftaki bölüm yorumuma son vermeden önce Sumru karakterine hayat veren Dolunay Soysert’in başına gelen talihsiz kazaya üzüldüğümü ve geçmiş olsun dileklerimi ilettiğimi belirtmeden geçemeyeceğim.

4.Bölümü Azra’yı Tarık’ın evinde gören ve durumu muhtemelen yanlış anlayan Cenk ile noktaladık. Bu hafta da her geçen bölüm yorumlamaktan ve izlemekten zevk aldığım dizim Elimi Bırakma‘yı elimden geldikçe yorumlamaya çalıştım. Bakalım bir sonraki bölümde bizleri neler bekliyor? Herkese keyifli okumalar dilerken klasik haline gelen; “Elimi Bırakma heyecan veren yeni bölümleri ile her pazar saat 20.00’da TRT 1 ekranlarında” hatırlatmamı da yapıp sözlerimi bu haftalık noktalıyorum. Haftaya görüşmek üzere. Sevgilerimle…

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.