Ne güzel söylemiş İbrahim Tenekeci “Hayal kırıklığı; dolu sandığımız boş bir fotoğraf makinası ve çekiyorum diyen bir ses…” Çarpışma için söylenecek en doğru tabir bu sanırım: Hayal kırıklığı. Halbuki sezon öncesi tanıtımlarındaki o büyük, büyük sözlerle beklentimizi oldukça yukarıda tutmuştuk. Sanırım hayal kırıklığımın sebebi de tam olarak bu, maalesef beklentim çok yüksekti. Yine maalesef ki beklediğimin çok altında bir dizi izledim. Açıkçası son yıllarda izlediğim en kötü on diziyi say deseler, Çarpışma ilk üçü zorlar, o derece…

Genel anlamda sezona göz atmadan önce finale kısaca değinelim: Final tadında bir bölümden çok, bitse de gitsek havası vardı dizide. Her şey o kadar çabuk bağlandı ki, zaten beklentim düşüktü fakat bu kadar hızlı bir son beklemiyordum. Hani insan soruyor, madem bu kadar kolaydı bu kadar insan ölmeden neden olmadı? Finalde, haftalardır süregelen mücadele sona erdi; Cansız öldü. Kadir, hem annesin hem de sevdiği kadının intikamını aldı. Cansız, bu dizide  ve hatta son yıllarda televizyonda görülen en acımasız karakterlerden bir tanesiydi. İlk başta bize verilenle son anda gördüğümüz adam aynıydı ancak aradaki geçiş döneminde anlatılanlar kafa karıştırdı. Cansız, evlatlarını seven ve onların acısını çeken bir “baba” gibiydi.Peki ne oldu da gizli gizli oğlunu ölümüne koruyan bir adam ona böyle saldırabildi? Torununu istemeden de olsa öldürmenin acısını yaşıyordu oysa…İşte burada bir insan tipi çıkıyor kaşımıza:  Cansız gibi adamlar her ne kadar inkar etseler de sevilmeye, kabul edilmeye muhtaçtır. Egolu ve sadist ruhları kendilerini herkesten üstün gördükleri için sevgi ve saygıyı hak ettiğini düşünür. Bunu alamadıkları zamansa oldukça korkunç olan yüzleri ortaya çıkar. Kadir, Cansız’a beklediği sevgiyi vermeyince o da kendince aldı intikamını. Nasıl ki kendisi yalnız ve sevilmeyen bir adamdı, Kadir’i de bu sona sürükledi. Önce ömrünce  hayalini kurduğu annesini sonra da yıllar sonra kavuşabildiği sevdiği kadını elinden aldı.  Böylece Kadir, intikamını alarak oldukça rahat ve huzurlu bir adama dönüştü. Bu kadar kayba rağmen huzur mu kalır insanda diye sormayın sakın, Kadir kimi kaybederse kaybetsin çakı gibi hayatına devam etmeyi başaran ender bulunan bir tip…Yoksa hem annesini, hem Zeynep’i kaybettikten sonra sahilde mutlu anlara kavuşabilir miydi?  

Bu hafta dizide beni  fazlasıyla etkileyen ilk ve son sahne Aylin’in annesinin ölüm haberini aldığı andı… Aylin, önce babasını sonra da annesini kaybetti. Küçük bir çocuk için oldukça güçlü bir kız çocuğu Aylin. Babasının gidişinden hiç etkilenmemişti. Ancak küçük dünyasındaki en değerli varlığı gidince kısa da olsa bir yıkım yaşadı. Burada parantez açmak istediğimiz kişiyse küçük yıldızımız Gökçen Bilge. Oldukça basit sözlerle geçiştirilen Zeynep’in ölümüne bir anlam katan onun iyi oyunculuğuydu. Son yıllarda birçok projede karşımıza çıkıyor bu gizli yetenekli çocuklar. Gökçen Bilge de onlardan biri. Bir çocuğun yaşadığı travmayı ekrana oldukça başarılı bir şekilde aktardı. Zaten son bölümde en iyi sahne de o ve Kadir’in sahneleriydi. Oldukça beğendiğimi özellikle belirtmeliyim.Bu küçük yıldızın da önünün oldukça açık olduğunu düşünüyorum. Küçük ama güzel yüreğine sağlık.

Final hakkında daha da fazla söylenecek bir söz de yok zaten…Başladı ve bitti. Ancak söyleyeceklerimiz bitmedi tabii ki. Çarpışma aldığı oranlarla çarpışamadı maalesef. Beklenen etkiyi yaratamadı, bir eksiklik vardı. En başından sonuna hep bir eksiklik vardı. Bu eksiklik de dizinin zayıf senaryosuydu maalesef. Senaryosu bu kadar zayıf bir işe göre de ekran ömrü oldukça uzundu. Hadi gelinde dizimizin mihenk taşı olan karakterleriyle , senaryosunun ilerleyişine son kez bir göz atalım: Öncelikle ana konu üzerinden başlayalım diziye. Hepimizin bildiği gibi Çarpışma, bir araba kazasıyla kaderleri değişen dört insanın hikayesini anlatıyordu. Daha doğrusu diziyi tanıtırlarken bize söyledikleri buydu. Peki böyle mi oldu? Üzülerek söylüyorum ki hayır. Burada kaderi değişen bir karakter var mıydı? Belki biraz Kerem ve Cemre diyebiliriz. Kadir ve Zeynep içinse değişen hiçbir şey yoktu. Kadir başlangıçta çok büyük iki kayıp yaşamış bir adamdı. Finalde de aynı şekilde çok sevdiği iki insanı kaybeden bir adam olarak veda etti bizlere. Zaten hikaye de dört kişinin değil de daha çok Kadir’in hikayesiydi. Bütün konular bir şekilde Kadir’e bağlandı.  Ancak anlatılan bu değildi. Dört ayrı insanın hikayesi olması gerekiyordu;olmadı. Diğer üç kişinin hikayeleri Kadir’in hikayesini besledi sadece. Zeynep, ona bir hayat arkadaşı, Kerem kardeş, Cemre’yse dost oldu. Aile olduk demelerine rağmen birkaç duygusal sahne dışında bunu da çok göremedik. Her zaman mesele Kadir’in meselesiydi. Tanıtılan dışına çıkılınca da beklentinin altında bir hikaye izlemiş olduk. Diyeceksiniz ki Kadir iyi bir karakter neden olmasın? Öncelikle Kadir’in iç çatışmasında sıkıntı var; bu tip hikayede baş karakterin bir şekilde bir arızasının olması lazım.Fakat Kadir’in kaba, saba olması dışında bir hatası yok. Tüm sevdikleri belli sebeplerle ona hatalar yaptı ancak o hata yapmadı. Veli’yle arasındaki meseleyi hata kabul etmiyorum,orada mesleğinin gereğini yerine getirdi. Hatta bu doğru duruşu ona hep ceza kesilmesine sebep oldu. Kadir, sonradan bulduğu ailesine olan düşkünlüğü Cansız’ın ona bu acıları yaşatmasının yolunu açtı; maalesef bu da hikayeyi ilerletecek kadar güçlü bir çatışma değildi. Kadir’i ilgi çekici kılan tek şey ona hayat verenin Kıvanç Tatlıtuğ olmasıydı sanırım. O kadar düz bir karaktere verilebilecek en güzel şekilde hayat verdi ünlü oyuncu. Hatta eleştirilere de maruz kaldı ancak buradaki hatayı oyuncuda değil hikayede arıyorum ben. Kadir Adalı sadece birçok insanın hayatında ayrı ayrı olan olayları tek başına yaşayan bir karakterdi ve onun dışında da pek değişik bir özelliği yoktu. Bu sebeple de iddia edilen-tanıtımlarda yeni bir kahraman denilmişti- ilgiyi göremediğini düşünüyorum.

Dizinin en dengesiz yazılan karakteriyse hiç şüphesiz Zeynep’ti. Bundan önceki yazılarımda da ısrarla üstünde durmuştum bu konunun. Zeynep çok savruk bir kadındı. Bir bölümde geçmişindeki korkularıyla başa çıkamayan pasif biriyken, bir bölümde oldukça cesur ve kararlı bir insan oldu. Bu ikilem arasında koca bir sezon boyunca geldi, gitti. Bu sebeple de bir “karakter” olamadı. Dizimizde Zeynep’e ait bir hikaye yoktu. Onun tüm hikayesi Kadir’in hikayesinin içindeydi. Diğerlerinin aksine onun öyküsü hep başkalarıyla alakalıydı. Zeynep, Kadir’i her zaman yüz üstü bırakan bir kadın aslında… Önce yıllar önce terk edip gitmişti. O kaza olmasa Kadir’i arayacağı falan da yoktu. Bir şekilde Aylin’in kaçırılması ve o kaza sayesinde çocukluk aşkıyla yolları kesişti. Finalinden de anladık ki tek misyonu da Kadir’in kaybettiği evladının yerini Aylin’le doldurması için bir aracıymış sadece. Zeynep önce giderek sonra da ölerek Kadir’i yalnız bıraktı. Onların hikayesi öyle büyük de bir aşk hikayesi değildi.  Yani öyleyse bile bu şekilde yazılmadı, oynanmadı, biz de izlemedik. Büyük emekler, fedakarlıkların olmadığı bir hikayenin sonu da maalesef oldukça düz bir şekilde bitti. Zeynep öldü. Ölürken de hem kendi, hem de Kadir’in çocukluğuna veda etti. Şöyle olsaydı, böyle olurdu gibi büyük büyük laflar da etmeyeceğim. Bu ikili arasındaki hikayede maalesef temelden gelen o güçlü duygular 19 yaşından sonra o kadar güçlü kalmadı. Kaldıysa bile biz bilmiyoruz. Büyük bir mücadele olmayınca da mutlu bir sonu hak etmedi. Kadir’in baba olarak devam edeceği mutlu sonu için bir geçişti nihayetinde. Çok acımazsın diyeceksiniz ancak finalden benim anladığım bu. Kadir, Zeynep’i sevdi. Onun çocukluğuydu, gençliğiydi ancak arada kaybolan o yıllarda değişimler yaşandı. İkisi de evlendi, çocukları oldu. Sevgi baki kaldı, kalacaktır. Kadir’in illa ki acısı içinde kalacak  ancak finalden de anladığımız kadarıyla çok da büyük bir yeri yokmuş. Açıkçası dizinin baş karakterlerinden birine çok daha derin bir hikaye ve daha özel bir son beklerdim.  Var olan hikayeye göre, karakter finalini yaptı ve çıktı diyorum…Dizinin en dağınık ve savruk karakteri olmasına rağmen onu böylesine içselleştirip, sevmemizi sağlayan şüphesiz ki ona hayat veren Elçin Sangu’nun performansıydı. Ona yazılanı kusursuz bir şekilde taşıdı ekrana. Zeynep’in iç çatışmasını , oldukça savruk olmasına rağmen Elçin Sangu; bu karışık kadını oldukça başarılı bir şekilde canlandırdı. Bu sebeple bu konudaki tüm tebrikleri de sonuna kadar hakketti. Bunca dağınıklığın ortasında Zeynep’e anlam kattığını ve onu hem yaşayıp, hem de  yaşattığını düşünüyorum. Açıkçası diziyi izlemem de en büyük  pay sahibi olan oyuncuydu kendisi. Bu tip projelerdeki başarısını oldukça dengesiz bir rol yazılmasına rağmen ispat ettiği, bundan sonra da önü açık. Ekrandaki ışığına her zaman hayran olduğum kadınlardan olan Elçin’in emeklerine ve güzel yüreğine sağlık.

Kerem ve Cemre…İşte asıl öyküde kaderleri değişen birilerinden illa bahsedeceksek onlar kesinlikle Cemre ve Kerem’dir. Dizinin en güzel kısmıydı onların aşkı. Hep dedim onlar ruh eşi diye. Kerem de Cemre de hayatları boyunca hep eksik yaşadılar. Kerem, babasından sevgi görmedi. Annesini korumaya çalışırken yaptığı yanlış tercihlerinden dolayı hep kırık, dökük bir çocuktu. Cemre hayatında doğduğu günden bu yana taşıdığı boşluğu Kerem’in çıkarsız sevgisi sayesinde doldurdu. Kerem ona hiç tatmadığı anne sevgisini verdi. Hiç bilmediği sahiplenilme, çıkarsız değer görme gibi duyguları tattırdı. Cemre’yse Kerem’e hayatında ilk defa sevgi görmeyi, kendisini her şeyin önünde bir insanın tutmasının yaşattığı hazzı öğretti. Bunlar bir ilişkinin önemli unsurlarıdır.  O ikisi çok büyük sınavlar verdiler. Hem aileleriyle, hem hayatla hem de mental farklılıklarıyla başa çıkmaya çalıştılar. Onların ilişkileri kendi içerisinde bir mücadeleydi. Bu sebeple de mutlu sonu en çok onlar hak etti diyebilirim. Aslında bir mantık vardır gerçek aşklarda mutlu son yoktur denir hep. Ben buna şiddetle karşıyım. Bir ilişkide emek varsa, fedakarlık ve mücadeleyle de harmanlanmışsa onlardan çok kimse hak etmez mutlu bir sonu. Cemre ve Kerem de yaşadıkları tüm acıların karşılığını sonsuz mutluluklarına yürüyerek aldılar. İki kaybolmuş çocuktu onlar; iki kaybedendi. Hayatları boyunca kaybettikleri mutluluk ve huzuru o kadar güzel ödedi ki hayat onlara ruhlarında bir ömür taşıdıkları boşluk sadece sevgileriyle dolu. Önceki yazılarımı okuyanlar hatırlayacaktır. Cemre ve Kerem bu dizide en çok sevdiğim aşktı. Onların mutlu sonları bu dizideki en güzel birkaç ayrıntıdan biriydi. Ayrıca karakterlere hayat veren Alperen Duymaz ve Melisa Aslı Pamuk’un ekran önündeki uyumları da bu çifti sevdiren özelliklerden biriydi. Son yıllarda çiftlerin kimyası olgusu dizilerin kaderlerini bile etkileyebiliyor. Hatta günümüzde yazılan dizi çiftinin kimyası tek başına diziyi izletebiliyor. İnsanların fazlasıyla önem verdiği bir konu haline geldi. Melisa Aslı Pamuk ve Alperen Duymaz’ın bu konuda oldukça güzel bir kimyaları vardı. Cemre ve Kerem’i bu kadar içselleştirmemizin en büyük sebebi de sanırım buydu. İki genç oyuncunun da yüreğine sağlık.

Gelelim dizimizin tatlı delisi Veli Cevher’e. Dizinin çatışması en sağlam karakteriydi kendisi. Zaten dizideki konunun başlatan da ondan başkası değildi. Veli’nin Aylin’i kaçırmasıyla başladı her şey. En azından Kadir ve Zeynep’in hikayesi orada başladı. O, Aylin’i almasaydı ne o kazada Zeynep olacaktı, ne de Kadir’le Zeynep bu yaşadıklarını yaşamayacaklardı. Veli Cevher, başından sonuna o kadar doğru ve mantıklı ilerledi ki onu izlemek benim adıma büyük bir keyifti. Onun deliliğini bile izlerken etkilenmemek elde değildi. Aslında onu biraz da olsa yanlış tahlil ettiğimi düşünüyorum. En başlarda onun sevmeyi bilmediğini, sadece takıntılarından dolayı bu halde olduğunu düşünmüştüm. Ancak onun Zeynep’in hayatı için Cansız’a yalvardığı anda tüm düşüncelerim tersine döndü. Çünkü onun gibi narsist, kendisini böylesine seven birinin yalvarması pek mantığa sığmıyor. Aşk da zaten bir delilik hali olunca tam o anda inandım onun aşkına. Veli, Zeynep’i sevdi. Belki kendince en uç noktada sevdi, ancak sevdi. Kadir’in Zeynep’in hayati tehlikesinin olduğu zamanlardaki tavrıyla karşılaştırdığımda özellikle Veli’nin sevgisine tam not verdim. Zaten finalde Kadir’e olan tüm hırsına rağmen cinayeti üstlenmesinin sebebi de buydu. Her şeyin kendisi yüzünden olduğunu kabul ederek suçu üstlendi. Bana kalırsa bunun iki sebebi var: Birincisi Zeynep’e olan sevgisi, ikincisi Aylin’in kimsesiz kalmasının önüne geçmek. Bazı insanlar vardır kendi tarzlarıyla severler. İlk  başlarda bunu anlamayız ancak tanıdıkça, içine girdikçe bir anlam kazanır. Veli de böyle bir karakterdi. Çarpışma’ya çok güzel bir renk katmıştı. Zaten karakterin böylesine güçlü olması ve ona hayat veren aktörün de Onur Saylak gibi sektörün en önde gelen isimlerinden biri olunca izlemenin keyfi de oldukça yüksek oldu. Oyuncumuzun emeklerine ve yüreğine sağlık.

Hazır Onur Saylak’dan söz açılmışken bir küçük not eklemek istiyorum. Elçin Sangu ve Onur Saylak arasında dizi boyunca oldukça iyi bir uyum vardı. İkiliyi birlikte izlediğimiz sahnelerin lezzeti oldukça başkaydı. İlerleyen dönemlerde bu güzel ikiliyi yeniden bir projede izlemek ayrı bir keyif olacaktır. İki iyi aşık olabilirler mi bilmiyorum ancak onlardan çok sağlam suç ortağı olacağına adım kadar eminim. Zaten Elçin Sangu oynadığı her partneriyle oldukça yüksek uyum gösterebilen ender oyunculardan. Aynı dizi içerisinde oynadığı iki aktörle de çok güzel uyum sağladı. Fakat Kıvanç Tatlıtuğ’la oynarken naif ve bir kız çocuğu havasındayken, Onur Saylak’la deli,dolu ve biraz da tehlikeli bir kadına dönüşüyordu. Sanırım bu sebeptendir ki hem bizi hem de seyirciyi fazlasıyla muallakta bıraktı. Bu etkileyiciliği de oyuncuların yeteneğine ve başarısına borçlu olduğumuz gün gibi ortada.

İyisiyle  kötüsüyle  Çarpışma böyle başladı ve bitti. En başında tek sezon olarak duyurulan yapım, bir şekilde sezon sonunu görmeyi başardı. Beklenen başarıyı maalesef ki gösteremedi. Bunun sebebinin de ülkede bir algının yıkılmasına bağlıyorum. Bundan birkaç yıl önce star odaklı işler çok başarılı oluyordu. Seyirci içeriğe pek bakmıyordu. Oyuncu iyiyse bir şekilde izletiyordu. Zaten bunun olduğu dönemlerde de ekranda çok güçlü oyuncular pek olmuyordu, yapımlar bir şekilde kötü de olsa hikaye devam ediyorlardı. Ancak hem dünya hem de ülke piyasasının günden güne gelişmesi bu durumu değiştirdi. Star odaklı işler eskisi gibi rağbet görmez oldu.Bunun da en spesifik örneğidir Çarpışma: Birçok yapımın bir araya getirmekte zorlanacağı bir yıldızlar geçidi ve sonuç tam bir fiyasko…Artık seyirci ilk önce hikayeye bakıyor. Hikaye iyiyse bir şekilde izletiyor kendisini. Yani star odaklı bir iş yapıp, senaryonuz da zayıfsa günün sonunda Ay Yapım bile olsanız batarsınız. Bana kalırsa bundan sonraki yıllar için hem Ay Yapım’a hem de aynı çizgide olan diğer yapımlara ders niteliğinde bir iş oldu Çarpışma. Güçlü bir senaryo kendisini bir şekilde izletir; oyuncusu da ortalamaysa o dizi yürür gider. Bugün yayınlanan işlerde bunun sayısız örneğini verebiliriz. Ancak senaryo zayıf olduğunda bir yıldızlar geçidi bile sizi kurtaramıyor. Bunu sadece Ay Yapım için değil tüm yapımlar için söylüyorum.

Büyük hayallerle başladığım bir işin bu şekilde bitmesi beni üzse de Elçin Sangu, Kıvanç Tatlıtuğ, Melisa Aslı Pamuk ve Alperen Duymaz’la birlikte Onur Saylak’ı izlemek büyük bir keyifti. Bu ekibi bir arada daha güçlü bir senaryoyla görmeyi çok isterim. Kısmet…

Son olarak Uluç Bayraktar ve ekibine teşekkür etmek istiyorum. Bu sezonun en iyiekiplerinden biriydi Çarpışma’nın rejisi. Aksiyon sahnelerindeki bir takım eksikler olsa da genel anlamda  göze batmayan, rahatsız etmeyen ve akıcı bir üslûpla ilerledi diyebilirim.

Böylelikle bir yolculuğun da sonuna geldik. Tüm oyuncuların, rejinin ve sette gece, gündüz emek veren tüm emektarların yüreğine sağlık. Umarım daha güzel işlerde yollarımız yeniden kesişir.

Çarpışma’da ilk günden bu yana benimle birlikte bu yolculuğa çıkan herkese sonsuz teşekkürler. Sürç-ü lisan ettiysek affola. Daha güzel yolcuklarda görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.