Yazar: Şeyma BULUT

Geçtiğimiz haftada Çarpışma’da Kadir ve Veli’nin yüzleşme sahnesinde kalmıştık. Kadir Zeynep’in kendisine verdiği tavsiyeye uyarak her şeyin başladığı yere, yetimhaneye gitti ve aradığını da buldu. Veli’nin artık neredeyse takıntı hâline getirdiği Kadir’in hayatıyla ilgili Kadir’in bile tahmininden fazla şey bildiğini de gördük. Aslında bu bölüme kadar Veli’nin Kadir’i öldürmek niyetinde olduğunu düşünüyordum ama Veli’nin asıl amacının Kadir’in olanlara, sahip olma arzusu olduğunu düşünüyorum şimdi. İlk önce Aylin’i alarak Kadir’in elini kolunu bağlayan Veli, bu hafta en sonunda Zeynep’i de ele geçirerek onu tamamen savunmasız hale getirdi, Kadir’in Veli’nin bu hamlesine nasıl cevap vereceğini önümüzdeki hafta göreceğiz.

Bu hafta, tüm bölüm boyunca geçmiş ve gelecek arasında mekik dokuduk. Böylece Veli ve Kadir’in geçmişlerinde neler yaşadığına şahit olurken aslında Kadir ve Veli’nin bir anlamda birbirinin aynısı olduğunu düşündüm. Birbirlerini çok iyi tanıyan, hatta akıllarından geçenleri okuyan bu iki adamın savaşında arada kalanlar için sonuçları hiç de hoş olmayan gelişmeler yaşanacağa benziyor. Geçtiğimiz bölümde Veli’nin polis olduğunu öğrenmiştik ama Kadir’in akıl hocası olduğunu, polisliği ona öğreten kişi olduğunu bilmiyorduk. Veli, bildiği herşeyi Kadir’e öğretirken onun kendisine olan benzerliğinden de oldukça etkilenmiş.

İkilinin ilk yakınlaşmaları çıktıkları ilk operasyonla olmuş. Orada ikisi de birbirlerinin hayatını kurtarıp dostluklarının tohumlarını ekerken – üzülerek söylüyorum ki – bu kadar amatör operasyon sahnesi çok az izledim. Önce, tüm polislerin aynı kapıdan girdiğini görüyoruz sahnede. Ardından bir dizi mantık hatası… Ayrıca sahnede kullanılan ışık oldukça kötü ve mat olduğu için sahneden beklediğim duyguyu bir türlü alamadım. Çarpışma gibi aksiyon ağırlıklı dizilerdeki operasyon sahnelerini güzel kılan, sahnenin oryantasyonu ve uyumudur. Açıkçası Veli ve Kadir için dönüm noktası denilebilecek bir olayda oldukça uyumsuz bir sahne izledik. Sahnenin yavaşlığı ve çok kısa sürmesi de diğer bir hataydı. Bu sahnede ışık ve renklerin daha melankolik ama bizde heyecan uyandıracak şekilde olması ve oyuncuların da bu hız ve hareketin içinde uyumlu olması gerekirdi. Çarpışma’da ilk bölümden bu yana operasyon sahnelerindeki uyumsuzluk ve ahenk eksikliği sahnenin etkileyiciliğini alarak onu tamamen basit bir hâle sokuyor. Bu da bölümün kırılma sahnelerinden birini tamamen etkisiz kıldı. Operasyon sahnelerindeki bu sorunu yapımın önümüzdeki bölümlerde çözmesini umuyorum.

Veli ve Kadir’in arasında geçenlerden en çok etkilenen ve etkilenecek kişi de Zeynep olacak. Zeynep bu iki eski dostun hikâyesinin tam ortasında sıkıştı ve hayatının en büyük sınavını veriyor. Ben, Zeynep’in yanında yer alan kadın polisin Veli’ye çalıştığını düşünüyorum. Veli’nin denetimli serbestlikle gözetim altında tutulan birine bu kadar kolay ulaşmasının başka açıklaması olamaz. Daha önce Veli’nin tek hedefinin artık Zeynep olacağını söylemiştim ve maalesef haklı çıktım.

Geçmişe döndüğümüzde, benim – tüm içtenliğimle söylüyorum – bayıldığım bir anı sayesinde Kadir’in Zeynep’e büyük aşkına tanık olduk. Bu sahne o kadar doğaldı ki ben de sahneye karışıp o statta Kadir’le birlikte o meşaleleri yakmak istedim. Bir takıma benim gibi gönülden ve tutkuyla bağlı olan herkes ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır. Bir sevgilinin acısını ancak sevgiliye anlatarak bastırabilirsin. Kadir’in hayatının aşkını kaybedince ömrünü adadığı sevgilisinde buluyor avuntuyu. Tribünde aynı renge gönül verdiği kardeşleriyle acını atlatmaya çalışırken, takımına duyduğu sevgiyle o kadına meşaleler yakıp şarkılar söylerken yine bunu o renkler altında yapıyor. Taraftarlar arasında çok ünlü bir marş vardır “Bize her sevdadan geriye kalan…” gerisini siz doldurun. Kadir de kendisini dağıtan kadının acısını en sevdiğinde, renktaşım dediği kardeşleriyle atmaya çalışmış ve belli ki başarılı da olmuş. Ne de olsa o renklere olan aşkı sayesinde karşılıksız aşkın ne demek olduğunu ondan iyi kim bilebilir ki? Buradaki tek kötü durum bu aşkın her zerresine Veli’nin de şahit olması. Veli geçmişteki Zeynep’i biliyor ve parçaları birleştirmesi hiç de zor olmuyor.

Zeynep’in neredeyse Kadir’i gördüğü andan itibaren, ona çok güvendiğini söylemesine ve hatta Kadir’in ona Veli ile ilgili durumu açıklamış olmasına rağmen aslında pek de güvenmediği ortaya çıktı. Belki annelik içgüdüsüyle hareket ediyor olabilir ancak geçen sefer başaramadığını bu sefer yapabileceğini ne düşündürdü gerçekten anlayamadım. Zeynep, Veli’nin söylediklerini harfiyen uygulayıp herkesi atlatarak onun tuzağına çekiliyor. Veli’nin Kadir’in tüm hayatını elinden almak istediği bu kadar ortadayken Zeynep’i de ele geçirmesi onu bu denklemde en güçlü kişi konumuna getirdi. Özellikle Kadir’in kendi acılarını bile unutarak Zeynep’in biraz olsun iyi hissetmesi adına kendini nasıl paraladığını gördüğümde geçmişlerindeki kaldığı sanılan duyguların aslında geçmemiş olduğunu düşündüm. Aynı masaya oturduklarında Zeynep’in “Yıllar sonra aynı masadayız” demesinin ardından Kadir, kırık bir şekilde masadan kalkıyor. Son kez oturduklarında neler yaşandı bilemeyiz tabi ancak Kadir’in hâlâ o acıları hissettiğinden zerrece şüphem yok. Bu ikilinin geçmişlerine olan merakım her hafta daha da artarken Zeynep’in tüm bu olayların bitmesinin ardından yeniden kabuğuna çekilerek Kadir’den uzaklaşacağını düşünüyorum.

Kadir ve Veli cephesinde savaş sürerken Kerem de kendi iç hesaplaşmasını yaşıyor. Yeniden cezaevine dönüyor ve eskisinden de zor bir süreç onu bekliyor. Cezaevleri, dünyanın her yerinde bilindik kuralların işlemediği ve hayatta kalmanın dışarıdan çok daha zor olduğu yerlerdir. Orada orman kanunları geçerlidir. Güçlüysen hayatta kalırsın, işte bu kadar basittir. Kerem her ne kadar bunu bilse de kendisi de zamanında düştüğü için düşen bir çocuğa yardım etmekten kendini alıkoyamadı ve kendini bir ölüm kalım mücadelesinin içinde buldu. Bu haftanın tartışmasız kalbe en dokunan ismi Kerem oldu. Kerem ve annesinin görüş sahnesinde Alperen Duymaz resitali izledik. Özellikle beni fazlasıyla rahatsız eden müzikler konusunda çok güzel bir adım atılmış. Kerem’in annesine “çocukluğum nerede?” diye sormasının ardından Ahmet Kaya’nın ölümsüz eseri “Penceresiz Kaldım Anne” şarkısının girmesi kelimenin tam anlamıyla sahneyi olağanüstü bir seviyeye ulaştırdı. Kerem, çocukluğu çalınmış bir adam. Çocuk olmamış hiçbir zaman. Her zaman hayat mücadelesi vermiş ve hâlâ vermeye devam ediyor. Annesiyle vedalaşmasının ardından koğuşa dönerek yarım kalan hesabını kapatıyor. Bu sahne oldukça göz dolduran ve başarılı bir sahneydi. Alperen Duymaz’ın yakın dövüş konusunda oldukça başarılı olmasını ve sahnedeki dövüşme anında dahi mimiklerine sanki kırk yıllık aktör gibi hâkim olabilmesini ayakta alkışladım. Sahnenin tek eksik yanı müziğin bu noktada kesilmiş olması. Müzikle birlikte bu sahnenin duygusunu çok daha iyi alabilirdik. Müzik, özellikle Kerem’i anlattığı için burada olsaydı tam anlamıyla bir şölene dönüşebilirdi. Önümüzdeki bölümlerde kurgu ekibinin bunu dikkate alması bize sinema tadında bölümler sunacaktır.

Cemre ise Kerem’in kafasına çaktığı çivileri sökmeye çalışırken çok önemli kararlar verdi. Kerem’in ihaneti ona söylemesinin ardından aslında Cemre’nin hayatı boyunca yüzleşmekten kaçtığı gerçeklerle yüzleşmesini gördük. O, hayatındaki insanlara öyle bir tutunuyor ki onların kendisine zarar verebileceğini bir an bile düşünmüyor. Hele ki ihaneti asla düşünmüyor. Bana göre Cemre bu hafta bir oyun oynadı ve bu oyunda gerçekleri açığa çıkartmak için belki de kimsenin gösteremeyeceği bir cesaret gösterdi. Cemre Demir’le çıktığı yemekte ona çok zekice yemler atarak onun bir şeyler sakladığını gözlerinden okudu. Etrafındaki herkes ona yalan söylerken kendisini ölümle burun buruna getiren adamın ona gerçekleri söyleyen tek kişi olduğunu öğrendiğinde bu ikili arasındaki olayların bambaşka bir boyuta geçeceğini düşünüyorum. Cemre gerçekleri öğrenmek adına Kerem’i cezaevinden çıkarmaya karar verdi. Bu iş birliğinin kuşkusuz en büyük faturası Belma ve Demir’e çıkacak. Diğer yandan babasının sırları yavaş yavaş gün yüzüne çıkarken Cemre’nin bu durumda nasıl hareket edeceğini merakla beklesem de bana göre Cemre bu yalan dolu hayatına tamamen sırt çevirerek Kerem’in mücadelesine katılacağa benziyor. İkisi de hayatları boyunca kandırılmış insanlar ve bu ortak acılar, ortak mutluluğa dönüşebilir mi? Neden olmasın.

İlk hafta eleştirdiğim olayların bu hafta katlanarak arttığını gördüm. Çarpışma senaryosu resmen domino taşları gibi birbirine öyle bağlandı ki birini çektiğin anda tüm hikâye yere yatar. Bizlere dört kişinin öyküsü anlatılacak derken maalesef tam altı hikâye izliyoruz. Dizinin en büyük hatası, geçmişi seyirciye her hafta uzun uzun sunarak hikâyeyi boğması. Kadir ve Zeynep’in öykülerine tam hâkim olamamışken, bir yandan Kerem ve Cemre’yi, bir yandan Belma ve Demir’i başka bir perdede de Selim ve Veli’yi izledik. Hikâye bu kadar karmaşık ve iç içe geçerek boğucu bir havada devam ederse maalesef ki genel izleyici kitlesini yakalaması çok zor. Hikâyenin belli bir diyalektikle geçmesini beklerken sanki “Bu hafta da hadi bunu anlatalım biz.” havası taşıması düzene zarar veriyor.

Aslında Kadir ve Zeynep ile başlayıp onlara Cemre ve Kerem ilave edilerekhikâyenin de merkezine Veli konulsa çok daha doyurucu bölümler izleyeceğimizi düşünüyorum. Ancak şu andaki durumda bu karmaşıklığı gidermeden kitleleri yakalayacağını maalesef ki pek düşünmüyorum. Özellikle bu çarpışmanın ana sebebi olan Zeynep’in hikâyesinin bu kadar sığ anlatılması, hikâyeyi bir tarafıyla tutuk kıldı bana göre. Genele baktığımızda adrenalini ve duygusu oldukçayüksek bir bölüm olsa da derine indiğimizde görünen kaosun bir an önce bitmesi gerekiyor. Bilhassa Meral ve Yakup meselesi bir an önce kapanmalı. Dizide bomboş olduğunu düşündüğüm ve hikâyeyi hiç beslemeyen karakterler onlar.

Son olarak da dizideki bu tesadüfler zinciri umarım Selim ve Veli olayıyla son bulur. Daha da artması durumunda üzgünüm ki inandırıcılığı kaybedecek. Dileğim önümüzdeki bölümlerde karışıklığın biraz daha aza indirgendiği bölümler izlemek. Bu ufak tefek hatalara rağmen konu açısından oldukça doyurucu bir bölümdü, sahneleri izleyenleri fazlasıyla etkiledi. Tüm ekibin emeklerine sağlık.

Haftaya görüşmek üzere.

KISA…KISA…

  • Bu haftanın tartışmasız en iyi ismi Alperen Duymaz’dı. Kerem’i o kadar iyi giymiş ki Alperen, karşımda sanki yıllarını sinemaya veren bir aktör vardı. İlerleyen bölümlerde Kerem bizi daha da içine çekeceğe benziyor.
  • Onur Saylak… Sinemada bazı adamlar vardır, dersin ki sen kötü ol. İşte onlardan biri, o. Bana göre iyiyi oynamaktan çok daha zordur hikâyenin kötüsünü oynamak. Onur Saylak bana kesinlikle Erol Taş havası veriyor, her hafta ondan muhteşem bir resital izliyoruz.
  • Bölümün başındaki yetimhane sahnesinde Veli ve Kadir’in oraya nasıl girdiğini gerçekten anlamadım. Orası bir yetimhane, yani kamu kurumu. Kapısında koruması, onlarca kamerası olan bir yere, silahlı adamlar giriyor ve kimsenin de ruhu duymuyor. Biraz daha dikkat edilmeli.
  • Çarpışma’nın her hafta ön izleme ve fragmanlarla tanıtımını yaptıkları sahnelerin bölümde kesilmesi büyük hata. Geçen hafta ön izlemede verdikleri sahneyle bir önceki haftanın fragmanında verilen sahnesinin bölümde olmaması büyük yanlış. Umarım önümüzdeki bölümlerde daha fazla dikkat edilir.
  • Dizinin fragmanları fazla özensiz hazırlanıyor. Asıl seyirciyi çekecek olan sahneler bölümde verilirken vurucu sahnelerin tanıtımda olmaması ilgiyi çekmemesine sebep oluyor.
  • Çarpışma’nın çekim açıları emsallerine göre çok iyi durumda. Uluç Bayraktar, özellikle geçişlerde ve derinliği fazla olan sahnelerde farkını ortaya koyarak görsel bir şölen hazırlıyor. Ekibin emeklerine sağlık.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.