İnadına Aşk 28. BÖLÜM

Yine ters köşe bir gelişmeyle bölümün ilk yarım saatimde kafamda şekillenen yorum uçar, gider… Beyindekileri şöyle bir silip yeniden oluşturmam gerekti, sevgili senaristçiklerim sDefne Yalınağ olsun…

Yine Defne ve Yalın’ın biraz ötelendiği bir bölüm izleyecektik tahminim üzere. “İzleyecektik” diyorum çünkü artık bir gerçek var o da bu ikilinin ne kadar az sahnesi olursa olsun bölümü sırtlayıp götürüyorlar ve yine öyle oldu…

İlk bölüm, Nehir ve Polat’ın temellerinin atılması ve zavallı Adem’in Habibe konusunda bir parça yol almasıyla geçti ama ilk yarım saatten itibaren iç sesim “Reklam sonrasını bekle Sinem!” dedi, durdu. Haklıymışım…

Sonunda öyle bir yer geldi, öyle bir adım atıldı ki yine beni benden aldı…Defne

Şurada haftalardır “Defne, dönüşmeli!” diye yedim bitirdim kendimi. Bu dönüşümün nasıl olması gerektiğini yazdım, nasıl olmasını arzu ettiğimi yazdım. Sonra benim istediğim gibi olamayacağına karar verip yazdıklarımı sildim. Defne, Defnece dönüşecek dedim ve kabullendim (içime sinmese de) Defne dönüşümünü tamamlamadan barışamazlar dedim. Dedim de dedim…Veee…… Öyle bir an geldi ki benim canım senaristçiklerim benim düşündüğümden de iyisini üstelik de tammmmmmm da benim istediğim şekilde bir dönüşümü pat diye soktular gözüme. Hem de bunu lafa söze boğmadan… Tek bir replikle… O yetmedi, yine sevgili yönetmenlerim Yalın’ın Defne’yi terk edip gittiği her sahneyi muhteşem bir kolajla serdiler gözümün önüne…

YalınHaftalarca süründürülen bölümlerle değil, saçma salak hareketlerle değil, uzunnnn uzunnnnnnn tiratlarla değil hepi topu birkaç dakikalık bir replik ve görüntüyle… Sadece benim gözüme sokmakla kalmadılar benim biricik kuzumun Yalın’ımın da kalın kafasına kaktılar gerçeği. Bilen bilir, haftalardır Yalın’dan yana oldum, haftalardır ona toz kondurmadım (
yine de kondurmam o ayrı) amaaaa ilk kez öyle bir hata etti ki egosuna yenilip öyle bir geri zekâlılık yaptı ki işte şimdi ibre Defne’den yana döndü.

Yine gizli iş çevirirken Yalın’a yakalanan bir Defne ama bu kez o da ne? Yalan yok, kıvırma yok, telaş yok, panik hiç yok… Yalın’ın gözünün içine baka baka doğruları tak tak söyleyen bir Defne var. Üstüne üstlük aynı hatayı ( yalan söylemeyi) tekrarlamayacağına yemin etmiş bir Defne! İşte dönüşüm budur! Hepsi bu kadar…

Defne YalınPeki, benim sevgili oğlum ne yaptı? “Benden söylediğin yalanlar için özür dile, seni affedeyim.” dedi. Y kromozomu bu,arkadaşlar! Dam derken duvar der, bu cins… Amiplerin bile evrimi vardır ama bunlarınki 5 yaşında biter… Yok, yapacak bir şey…

Hele hele Defne’nin en büyük korkusu da su yüzüne vurmuşken Yalın Bey, öyle kızı omzuna vurup kaçırmakla olmuyor bu işler! En büyük korku derken, bu da benim yediğim ters köşelerden biriydi. “Ya ben senin istediğin kadar mükemmel olamazsam?” korkusu, Defne’nin niye affedilmek istemediğini de koydu ortaya. İşte bir insanın, karşısındakine doğal davranmasının önündeki en büyük engel…

Ha, şimdi ne olacak? Yalın Bey bir zahmet ikna edecek Defne’yi mükemmeli aramadığına ve onu “olduğu gibi” çok sevdiğine… Bu nasıl olur? İşte orada düşünmeyi bıraktım ben. Bir ters köşeyi daha kaldırmayacak bu beyin…

Ama kurgudaki bu keskin ve hızlı alınan virajlar, ritmin bir anda değişmesi beni her seferinde mest ediyor, diyecekDeniz Aras bir şey bulamıyorum.

Oyunculuklara gelinceeeeeee bu hafta yine bir isimden ilk kez söz edeceğim.
CEM BELEVİ: İlk kez bu bölüm oyunculuğunu çok rahatlamış buldum Cem Belevi’nin… Ezgi& Deniz ikilisini baştan beri sevmediğim bir sır değil. İkili olarak bana hiçbir ışık vermiyordu o sahneler ama bu bölümde bilhassa hastanedeki Deniz& Yalın konuşmasında çok sevdim ve “Hah işte!” dedim. Giderek çok daha açılacağını umuyorum.

AÇELYA TOPALOĞLU: KEDİ KIZ’ı izlemeye doyamadım. O balerin zarafeti, Defne (Açelya Topaloğlu)o estetik figürler ve o son sahnedeki yakınlaşmada tek kelimeyle BA – YIL – DIMMMMMMMM Geçen haftaki Lizzy Bennet rolünü görüyor ve artırıyorum bir müzikalde izlesem keşke ben Açelya’yı… Dansı, sesi ve oyunculuğuyla…

Ayrıca Yalın’a artık yalan söylemeyeceğini itiraf ettiği sahnede de çok çok başarılı buldum ve “Açelya bölümü”nün ayak seslerinin hızlandığını işitiyorum hâlâ sabırla bekliyorum.

Veeee

CAN YAMAN: Bu bölüm sadece iki şey söyleyeceğim Can Yaman oyunculuğu için. İlki yine klasik tiyatro söylemlerinden Yalın Arasbiri… Oyunculuk her ne kadar bireysel bir iş gibi görünse de aslında bir takım oyunculuğudur. İyi oyuncu, başkalarıyla birlikte var olabildiğinin bilincinde olan oyuncudur. Oynadığı kadar karşısındaki oyuncuya da alan açabilmek onun performansını da zorlayıp sahneyi mükemmel hâle getirebilmektir.
Açelya Topaloğlu ile sahnelerinde zaten her ikisinin de çok başarılı bir iletişimle birlikte büyüdüklerini görüyorduk ama son bölümlerde en fazla dikkatimi çeken diğer oyuncuların da onunla oynarken bir başka parladıkları oldu. Sahneyi sadece kendi üstüne çekmeyip karşısındakini de parlatarak kolektif başarıyı yakalayan oyuncu büyük oyuncudur gözümde ve bir kez de bu nedenle BÜYÜKSÜN Can Yaman…

Bu bölüm için üstünde duracağım ikinci şey de ben rolün yansıdığı oyuncuyu değil oyuncunun yansıdığı rolü seviyorum, sayesinde bunu anladım. Canlandırdığı karakter ne denli iyi çizilmiş olursa olsun o karakteri kanlı canlı yapan CAN YAMAN. Yalın’ın gölgesinde kalmıyor aksine ve aksine Yalın’a bence Can Yaman’ı katıyor… Hem de öyle iyi katıyor ki tek söyleyebileceğim HARİKASIN, demek oluyor.

Senaristi, oyuncusu, yönetmeni ve ekibin göremediğimiz bütün emektarları lütfen iki elimin çıkardığı kocaman yaygarayı duyun. İyi ki varsınız.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.