YAZAR: Ayça AKMAN

Yapı itibarıyla yöresel işlere pek yakın duran bir seyirci değilim. Bu nedenle Pastel Film imzalı Güvercin’in başlarda ilgimi çekmediğini söylemem gerek. Ne zaman ki tanıtımları dönmeye başladı, çok mu önyargılı davranıyorum acaba düşüncesiyle ilk bölüme şans vermeye karar verdim ve tabii ki yönetmen koltuğunda Altan Dönmez’in oturduğunu öğrenmemin de fikrimi değiştirmekte etkili olduğunu yadsıyamam.

Kenna ve ailesi mezardaBabasının “güvercinim” diye sevdiği Zülüf’ün hikâyesi bize sunulan. Sessizliğin ortasında kör bir kuyunun dibinde karşılaşıyoruz onunla ve öykü bir flashbackle üç gün öncesine getiriyor bizi. Ahmet Cibranoğlu’nu öldürmek suçuyla 15 yıl hapis yatan baba Bedir’in tahliye olduğu gün, kader çarkları iki düşman aile için yavaş yavaş dönmeye başlıyor. Zülüf onu kuyudan çekip çıkaracak erkekle, Kenan’sa gözyaşlarında yaşayacağı kadınla karşılaşıyor. Ailelerine ihanet ederek Ahmet’i öldüren dayı Celil ve amca Kasım, babasının intikam ateşini yıllar yılı içinde büyütmüş olan Ökkeş, birbirine âşık düşman aile çocukları Müslüm’le Nefise kaderin sahnelediği oyunda rollerini oynuyorlar. Bir kez daha o toprakların neredeyse kaderi olan kan davası, namus davasına dönüşüveriyor. Bu çerçeveden baktığımızda çok tanıdık bir hikâye elimizdeki belki ama olay örgüsü çok sağlam. Hiçbir yan karakter işlevsiz değil bilakis ana çatışmaya sımsıkı bağlı ki benim de en çok sevdiğim bu oldu. Ayrıca çatışma, kan davasındaki intikam temasından yürüyüp bölüm sonunda öyküyü namus davasına yani berdele bağlarken reji hiç dağılmadı, savrulmadı, seyircinin aklını karıştırmadı. Temiz, anlaşılır derli toplu bir akış vardı bölüm boyunca. Elbette ben türü seven bir izleyici olmadığım için sıklıkla saatime baktım ama bunda rejinin de castın da bir dahli olduğunu söylersem hak yemiş olurum.

Mehmet Ali Nuroğlu ve Almila Ada‘nın başrol uyumları iyiydi. Zülüf ve Kenan’a inandım ben. Özellikle Nuroğlu‘nu Vedat karakteri gibi baskın bir rolden sonra hiç yadırgamadığımı söylemeliyim. Duayen oyuncular zaten rollerini sırtlıyorlar ancak şurada Genco Özak’a küçük bir parantez açmazsam içimde kalır. Bazen hikâyeyi yazan kalemler, bazı karakterleri çok sever, onu oya gibi işlerler diye düşünürüm. Ökkeş böyle bir karakter olmuş; Genco Özak da hakkını vermiş yine de kendimi tutamayarak ekleyeceğim “Kopuk” hala orada bir yerlerde …

Güvercin, sıradan bir isim gibi görünse de bir dizi için mitolojiden teolojiye birçok alt metni içinde barındıran bilinçli bir seçim belli ki zira bünyesinde barındırdığı barış ve sevgi temaları Zülüf, Kenan ve Emmi üzerinden işlenmeye başladı bile. Kenan, henüz kapalı bir kutu biz seyirciler için ancak Ökkeş başta olmak üzere çoğunluğun köpürmüş intikam duyguları ve şiddet temelinde baktığı olaylarda o; uzlaşmacı, sakin yaklaşımıyla farkını ortaya koydu. Onun babasının ölümünden sonra neler yaşadığını, neden hapse girdiğini, Kevsa’nın Ökkeş‘i niye ondan ayrı bir yere koyduğunu bilmiyoruz. Evlilik söz konusu olduğunda Kevsa’nın küçük oğlunu geri çekip özellikle Kenan’ı öne sürmüş olmasını da bir kenara not ettim. Bu bağlamda onun konuşmaları bir “üvey olma durumu “sezdirdi bana ama bunu ancak zaman gösterecek.

Zülüf’ün küllenmiş travması, suçsuz yere hapse girmiş babası. En yakın arkadaşını öldürmekle suçlanan baba Bedir kendi ağzından defalarca dillendirdi suçsuzluğunu ve anladık ki ailesi de taa en baştan ihtimal vermemiş cinayet ve hırsızlık suçlamalarına. Bu karmaşanın ortasında azmedip arkeoloji okuyarak bir altın bilezik edinebilmiş kendisine, Zülüf. Bir gün bu seçiminin hayatını değiştirecek insanla tanışmasına vesile olması zaten hikâyenin sac ayaklarından biri. Zeugma Müzesi’nde tanıştığı insanın hiç istemediği bir evliliğin baş kahramanı olacağını dahası atıldığı kuyudan onu gün ışığına çıkaracağını rüyasında görse kızcağız hayra yormazdı sanırım. Seçmedikleri bir hayatı yaşamaya mecbur bırakılan Zülüf ve Kenan, acılarının üzerine inşa edilecek bu evlilikle nasıl başa çıkacak, akılla kalbin savaşında kazanan hangisi olacak, bekleyip göreceğiz.

Ökkeş, Celil ve Kasım bu hikâyede iç içe geçmiş, aynı tarafta üç karakter. Birinin hatası diğerini doğrudan etkiliyor ve rüzgâra kapılmış çöl dikenleri gibi kendi duygularının önünde sürüklenip gidiyorlar. Celil sanki 15 yıl önce bu cinayeti işleyen kendisi değilmişçesine umarsız, Kasım ortak olduğu cinayeti hiç vicdanı sızlamadan abisine yıkıp susacak kadar insanlıktan uzak. Onları bu yola iten tek motifin para hırsı olmasıysa acınası. Ökkeş’in güce tamahı, dayısı Celil’in onu manipüle etmesi için ortam oluştursa da biz biliyoruz ki sakladığı sır hayati ve Ökkeş’in bunu öğrenmesi tüm taşları yerinden oynatır. Bu arada çok isabetli bir şekilde üstü kapalı geçilen altınlar konusu da diğer bir düğüm olarak ortada duruyor ki bu nokta hem Celil’in hem de Kasım’ın yumuşak karnı.

Memnuniyetle söylemeliyim ki uzun zamandır yöresel bir işte ilk defa kurulan dünya beni bu kadar kendisine çekti. Müze olarak kullanılan tarihî konakları mekân edinerek kolaycılığa kaçmak yerine göze ve kalbe sıcak gelen yaşam alanları seçilmiş olmasını sevdim ki bu atmosfere de olumlu olarak yansımıştı. Çekim açılarını, planları sahnelerin kesintisiz akışını beğendim. Bölüm boyunca gözümü rahatsız edecek bir hataya rastlamadım. Derli toplu anlatım da buna eklenince rejinin rahatlıkla benden geçer not aldığını söyleyebilirim. Günün sonunda hikâyesi sağlam bir iş Güvercin. Türü dolayısıyla bana uzak fakat castı ve öyküyü seven izleyicilerin ilgisini çekebileceği kanaatindeyim. Yolu açık, şansı bol olsun!

 

 

 

Yazan, yöneten, oynayan ve emek verenlerin yüreklerine sağlık.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.