Yazar: Sinem ÖZCAN

Köşklü, konaklı; zenginli, elitli; saf, sakar hanım kızlarımızla, şeytan kılıklı kadınların       arz – ı endam ettiği dizilerden bunalmaya başladığım dönemde, bir anda mahallenin en güzeline konuk oldum bu akşam Hangimiz Sevmedik’le.

Paranın tek statü aracı olmadığı, en mühimi kötünün olmadığı bir iki saat tam anlamıyla ruhumu yıkadı.

İlk bölüm oluşu sebebiyle öykünün çerçevesi çizilmiş, ana olay ortaya konmuş ve kahramanlar tanıtılmıştı. Minik detaylarla karakter özelliklerini ve bir parça da geçmişi yakaladık. Şener’in dümen dolap ustası oluşu, Ayşen’in saflığı, Münir ve Adile’nin inadı, Perran’ın dedikodu merakı bence çok akıllıca vurgularla verildi. Haaa, bu arada bir de Emel’le de tanıştık ki itiraf ediyorum yüreğimi epey bir sızlattı. En yakın arkadaşının âşık olduğu adamla evlenişinin şokunu ve acısını yaşayan Emel… Veeeee en bayıldığım da günümüz dizilerindeki gibi bu hayal kırıklığıyla kızımızın içinden bir şeytan ya da psikopat fırlamadı. Acısını içinde yaşayan, bir anlamda yazgısını kabullenmeye çalışan, vakur bir kadın görmek, gerçekten benim için bölümün en güzel sürprizi oldu.

Öykünün çıkış noktası olan Münir ve Adile’nin geçmişi de çok akıllıca bir flashbackle geldi. Burada hemen söylemeliyim ki ben, flashbackte sepya görüntülemeyi çok sevdim. “Eski” duygusunu çok hoş bir görsellikle yansıttı, bana kalırsa.

Çok iyi bir oyuncu kadrosunun olduğunu dizinin ilk gününden beri biliyordum ve gerçekten de ilk bakışta role oturmayan, oyunculuğu batan, “olmamış bu” dedirten kimseyi görmedim. Ancak tanıtımlarda hiç görmediğim biri var ki söylemeden geçemeyeceğim: Bülent Şakrak… Valla Şener hiiiiiççççç kusura bakmasın ama ben İlyas’ı çok sevdim. Ayşen’in de aklına şaşayım. İlyas dururken gidip de Şener’e âşık olduğu için… İlk bölümden söylüyorum: Dizideki favorilerimden biri kendisi…

Haklı olarak öykünün çerçevesi çizildiğinden ana olaya yani düşman – âşıklar Adile ve Münir’in çocukları Itır ve Tarık’ın mahalleye sadece üniversite mezunu değil bir de evlenip gelmiş olmalarına şimdilik bir dokunulup geçilmiş. Gerçi ilk bölümde sinyalleri geldi hepimiz biliyoruz ki olay oradan yürüyecek. Dizinin ana çiftine yani Itır ve Tarık’a gelince ilk izlenimim yanıltmamış beni, iyi bir ikili çıkacak buradan.

Itır için şimdilik iyi niyetli, sakin, ailesine düşkün, Tarık’a âşık diyebilirim. Ancak küçük detaylardan yakalayabildiğim bu aşkta zaman zaman nazlar, zaman zaman ufak tefek kaprisler hatta belki bir miktar tripler olacak gibi Itır cephesinde. Eh, bütün bunlar da aşkın tadı tuzu zaten. Üstelik belli ki Tarık da Itır’ın o nazlı, hafif cilveli ama hepsinin altında doğru yerde doğru adımı atan yanına vurulmuş gibi.

Tarık’a gelince sakin bir adam gördüğüm kadarıyla. Sakin ve kendi dünyasında mutlu… Ailesiyle, alışık olduğu çevreyle ve Itır’la yarattığı dünyada günübirlik sorunlar dışında huzurlu. Yine ilk bakış üniversite mezunu, aileden uzak okumuş bir genç ama hayatı çok da tanır gibi değil. Mahallede yaşayacakları, Itır’la gizli evliliğinin getirecekleri ona hayat tecrübesi katacak ve sükûneti ileride ona “çözüm insanı” özelliği kazandıracak büyük olasılıkla ama şu an için üniversite mezunu, iyi niyetli ve biraz toy bir genç adam var karşımda.

Can Yaman, benim kendini tekrarlamaması nedeniyle çok sevdiğim bir oyuncu. Tarık’ı izlerken bir yanı çok tanıdık diğer bir yanı da bir o kadar yabancı geldi bana. Jestler, mimikler tamamen farklılaşmış ama duyguyu aktarma çok bildik… Annesine bakarken, ona ve kardeşine sarılırken öyle sıcak ve öyle doğal ki. Öte yandan Itır’la ilişkisinde başka bir adam… Itır’a çok âşık ve hareketleri çok sevgi dolu… Bakışlarda hafif bir bıçkın mahalle delikanlısı tavrı var ama bu tavır aileler devreye girince şaşkınlığa ve ne yapacağını bilemez bir acemiliğe dönüşüyor.

Bu bölüm benim için Tarık’la ve dolayısıyla yeni Can Yaman’la tanışma bölümü oldu. Bölümler ilerledikçe, Tarık ve Itır’ın dünyaları belirginleştikçe çok daha dolu sahneler gelecek diye düşünüyorum. Bu arada senaristlerden küçük ricam: Ne olur Itır ve Tarık’ın iç dünyalarına sık sık girişler yapın. Benim Can Yaman oyunculuğunda en bayıldığım yan o duygusal yoğunluk, işte tam anlamıyla o zaman ortaya çıkacak.

Bu arada değinmeden geçmeyeyim. Rol adı Tarık olunca, dizi de Yeşilçam havası yansıtmayı hedefleyince açıkçası korkmuştum Can Yaman’a oyuncu rejisi verilirken bir Tarık Akan havası yaratması istenir mi diye… Tarık Akan’ı sevmediğimden değil ama bu tarz bir öykünmeyi sıcak bulmadığımdandı bu kaygı. Görebildiğim kadarıyla bu yola gidilmemiş. Biz Can Yaman’ın elinden çıkan bambaşka bir “Tarık” göreceğiz neyse ki…

Bakışıyla, duruşuyla, tarzıyla Can Yaman’ı izlemeyi öyle özlemişim ki iki saat nasıl geçti anlamadım.

Dizide benim ikinci çiftim de Adile ve Münir olacak belli ki… Çok usta iki oyuncunun elinde bu roller gerçekten çok canlı olmuş. Hele o çamaşır toplarlarken iç sesleriyle verilen diyaloglara bayıldım. Bu arada diziyi özellikle diyalog anlamıyla da çok başarılı buldum. Bol deyimli, bol mecazlı tam bir halk ağzı su gibi akan diyaloglarla çok iyi aktarılmıştı.

Bölümde bence en iyi sahne Tarık’ın eve gelip annesine o ilk bakışıydı. ( Can Yaman’ın bakışlarla konuşmasına bayılıyorum demiş miydim? ) Anne – oğul sıcaklığını öyle doğal geçirdiler ki…

Rejisiyle, senaryosuyla, müziği ve oyunculuklarıyla ben çok çok iyi bir ilk bölüm izledim. Öykü derinleştikçe ve kahramanların tam rengi ortaya çıktıkça gerçekten tadı damağımızda kalacak bir dizi izleyeceğiz gibi eliyor.

Tüm ekibin emeklerine sağlık, haftayı sabırsızlıkla bekliyorum…

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.